Esad’a yol göründü
Birleşmiş Milletler’ce açıklanan Suriye raporu, Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını teyit etti.
Ancak, BM’nin raporunda “Suriye Arap Cumhuriyeti’nde taraflar arasında devam eden çatışmalarda çocukların da aralarında bulunduğu sivillere karşı geniş çapta kimyasal kullanıldığı sonucuna varılmıştır.” İfadesine yer verilerek, kimin kimyasal silah kullandığı konusu kapalı bırakıldı.
Gelinen noktada, Beşar Esad’dan kurtulmak isteyen Türkiye’ye çok büyük bir faaliyet alanı açılmış bulunuyor. Yani, açıklanan BM raporu ile Türkiye’ye yeni bir 90 dakika daha oynama fırsatı verilmiş oluyor.
Türkiye elinde bulunan delilleri de değerlendirerek Suriye’de kimyasal silahları kimin kullandığını uluslararası topluma ispatladığı taktirde, ABD-Rusya anlaşması ile “zafer naraları” atan Esad’ın sevincini kursağında bırakabilir. Ve Esad’a Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin yolu görünebilir.
Buradaki temel sorun, uluslararası toplumun Suriye’de kimyasal silahların Esad rejimi tarafından kullanıldığını algılayıp algılamayacağıdır. Çünkü, Uluslararası toplum, özellikle de Batı, olaylara bizim baktığımız açıdan yaklaşmaktan sürekli imtina etme geleneğini uzun yıllardan beri sürdürüyor.
Birinci Dünya Savaşı ile üzerimize çullanan Batılı güçler, bu alışkanlıklarının etkisinden olsa gerek, daha sonraki olaylara da şaşı bakmayı yeğledi. Kıbrıs ve soykırım konuları bunun en canlı örnekleridir. İki hususta da haklı olmamıza rağmen, tezlerimizi kendimizden başkasına kabul ettiremedik.
Bu noktadan hareketle, “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” kabilinden, Suriye konusunda hassas olmak elzemdir.
Türkiye’nin Suriye ve Esad politikasını yönetenlerin, bu hassasiyeti göz ardı etmemeleri istenen sonucun elde edilmesine büyük katkı yapar.
Kanaatimce dikkate alınacak ilk husus, Türkiye’nin kimyasal tezine güçlü ortaklar bulmasıdır. Yalnız başına uluslararası kamuoyunu tezine ikna etmesi bana pek olası gelmiyor.
Türkiye akılcı bir yaklaşımla, Suriye’de kimyasal silahların rejim tarafından kullanıldığını uluslararası camiaya kabul ettirerek, ABD ve Rusya üzerinde bir baskı oluşturduğu takdirde, Esad’ın koltuğunun altından çekileceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Ancak Esad’sız bir Suriye’de, İsrail ve Batılı müttefiklerini neyin beklediğini anlatmanın da Türkiye’nin ödevleri arasında olduğu unutulmamalıdır.
Çünkü, Batı’nın önceliği, Suriye’de akan mazlum kanının durdurulmasından ziyade, İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Türkiye bu husustaki tereddütleri gidermek için, İsrail ile Suriye konusunda işbirliği yapmaktan kaçınmamalıdır. İsrail’e kızarak oluşturulacak politikalar ‘pire için yorgan yakmak’ olur ki, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda yorganı yakma lüksü yoktur.
Türkiye’nin politika üretmesi gereken diğer bir nokta da, Suriye’de Hizbullah, El Kaide ve PYD (PKK’nın Suriye ayağı) tarafından farklı etki alanlarının oluşturularak Suriye’nin parçalanmasının önüne geçilmesidir.
Öyle ya da böyle, Esad bir şekilde koltuğunu kaybedecektir. Ancak Esad’dan geriye kalan Suriye havasının mevcut haliyle, kimse için –özellikle de Türkiye için- çok ta günlük güneşlik olmayacağı açıktır.
Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, önümüzdeki bir kaç hafta, Ortadoğu’da gidişatın Türkiye açısından çok hareketli ve bir o kadar da sıkıntılı geçeceğini söyleyebiliriz.
Beklentimiz, Türkiye’nin ummadığı bir anda lehine dönen bu rüzgârı arkasına alarak yoluna devam etmesidir.
Ancak, BM’nin raporunda “Suriye Arap Cumhuriyeti’nde taraflar arasında devam eden çatışmalarda çocukların da aralarında bulunduğu sivillere karşı geniş çapta kimyasal kullanıldığı sonucuna varılmıştır.” İfadesine yer verilerek, kimin kimyasal silah kullandığı konusu kapalı bırakıldı.
Gelinen noktada, Beşar Esad’dan kurtulmak isteyen Türkiye’ye çok büyük bir faaliyet alanı açılmış bulunuyor. Yani, açıklanan BM raporu ile Türkiye’ye yeni bir 90 dakika daha oynama fırsatı verilmiş oluyor.
Türkiye elinde bulunan delilleri de değerlendirerek Suriye’de kimyasal silahları kimin kullandığını uluslararası topluma ispatladığı taktirde, ABD-Rusya anlaşması ile “zafer naraları” atan Esad’ın sevincini kursağında bırakabilir. Ve Esad’a Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin yolu görünebilir.
Buradaki temel sorun, uluslararası toplumun Suriye’de kimyasal silahların Esad rejimi tarafından kullanıldığını algılayıp algılamayacağıdır. Çünkü, Uluslararası toplum, özellikle de Batı, olaylara bizim baktığımız açıdan yaklaşmaktan sürekli imtina etme geleneğini uzun yıllardan beri sürdürüyor.
Birinci Dünya Savaşı ile üzerimize çullanan Batılı güçler, bu alışkanlıklarının etkisinden olsa gerek, daha sonraki olaylara da şaşı bakmayı yeğledi. Kıbrıs ve soykırım konuları bunun en canlı örnekleridir. İki hususta da haklı olmamıza rağmen, tezlerimizi kendimizden başkasına kabul ettiremedik.
Bu noktadan hareketle, “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” kabilinden, Suriye konusunda hassas olmak elzemdir.
Türkiye’nin Suriye ve Esad politikasını yönetenlerin, bu hassasiyeti göz ardı etmemeleri istenen sonucun elde edilmesine büyük katkı yapar.
Kanaatimce dikkate alınacak ilk husus, Türkiye’nin kimyasal tezine güçlü ortaklar bulmasıdır. Yalnız başına uluslararası kamuoyunu tezine ikna etmesi bana pek olası gelmiyor.
Türkiye akılcı bir yaklaşımla, Suriye’de kimyasal silahların rejim tarafından kullanıldığını uluslararası camiaya kabul ettirerek, ABD ve Rusya üzerinde bir baskı oluşturduğu takdirde, Esad’ın koltuğunun altından çekileceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Ancak Esad’sız bir Suriye’de, İsrail ve Batılı müttefiklerini neyin beklediğini anlatmanın da Türkiye’nin ödevleri arasında olduğu unutulmamalıdır.
Çünkü, Batı’nın önceliği, Suriye’de akan mazlum kanının durdurulmasından ziyade, İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Türkiye bu husustaki tereddütleri gidermek için, İsrail ile Suriye konusunda işbirliği yapmaktan kaçınmamalıdır. İsrail’e kızarak oluşturulacak politikalar ‘pire için yorgan yakmak’ olur ki, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda yorganı yakma lüksü yoktur.
Türkiye’nin politika üretmesi gereken diğer bir nokta da, Suriye’de Hizbullah, El Kaide ve PYD (PKK’nın Suriye ayağı) tarafından farklı etki alanlarının oluşturularak Suriye’nin parçalanmasının önüne geçilmesidir.
Öyle ya da böyle, Esad bir şekilde koltuğunu kaybedecektir. Ancak Esad’dan geriye kalan Suriye havasının mevcut haliyle, kimse için –özellikle de Türkiye için- çok ta günlük güneşlik olmayacağı açıktır.
Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, önümüzdeki bir kaç hafta, Ortadoğu’da gidişatın Türkiye açısından çok hareketli ve bir o kadar da sıkıntılı geçeceğini söyleyebiliriz.
Beklentimiz, Türkiye’nin ummadığı bir anda lehine dönen bu rüzgârı arkasına alarak yoluna devam etmesidir.

