Eceli Gelen İsrail Mescid-i Aksa’ya Pisledi
Bilirsiniz, bizde “Eceli gelen it cami duvarına işer” diye bir söz vardır. İsrail’in yaptığı da tam bu cinsten. Durduk yerde Mescid-i Aksa’ya saldırması bana yukarıdaki sözü hatırlattı.
Peki, İsrail niçin cami duvarına pislemeyi bu günlere denk getirdi? İsrail’in bu tarihi seçmesi pek tabii bir tesadüf değil. Zaten Yahudiler, hiçbir şeyi “kör tesadüflere” havale edecek türden “şuursuz” bir millet de değildir.
Çağrı Erhan’ın ifadesi ile Netanyahu, IŞİD dolayısıyla ABD’de Müslümanları, teröristlerle eşit tutan görüşlerin güç kazandığı bir dönemde bu saldırı emrini vermiştir.
Şu sıralar Türkiye ve diğer İslam ülkelerinin içinde bulunduğu ortam, tam da kurtların aradığı dumanlık günlerdir. Bu durumu fırsat bilen çakallar, fırsatı kaçırmayarak Müslümanların gönül kıblelerine saldırdı.
Aynı zamanda bu taşkınlığın, başta Fransa, İngiltere ve İsveç olmak üzere çok sayıda başkentten Filistin Devleti’ni tanıma haberlerinin gelmeye başladığı günlere denk gelmesi de tesadüf değildir.
Yine, İsrail’in bu tür taşkınlıklara kalkışmasında, ABD’de yapılan son seçimleri aşırı İsrail yanlısı Cumhuriyetçilerin kazanmasının da büyük payının olduğu muhakkaktır.
Filistin-İsrail görüşmelerinin yapıldığı bir dönemde İsrail’in kontrolden çıkmış boğalar gibi sağa sola salvolar atmasının amacı ne ola ki?
Hiç şüphesiz Batının şımarık çocuğu İsrail, son yıllarda canlarından bezdirdiği Batı Başkentlerinden, yaptığı şımarıklıklara karşılık artık usanma nidaları duymaya başladı.
Bunun en güzel belirtileri de Batı meclislerinden peş peşe gelmeye başlayan “Filistin Devletini tanıma” haberleridir.
Artık İsrail iyice anlamaktadır ki bir çiçekle yaz gelmeyeceği kabilinden, yalnızca ABD’nin himayesi ile de “Arzı mevut” gerçekleşemeyecektir.
Bu durumda kendini kaptırdığı hayallerine ulaştıracak yegâne yol olarak, kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve Müslüman kıyımı kalıyor.
Ve bir de Batının can alıcı noktasını teşkil eden. İsrail pekala bilmektedir ki, Batı için en can alıcı nokta –olmasa bile- “İslami tehdit”tir.
Böylece, İsrail bu suni argümanı kullanarak yerli yersiz yaptığı şımarıklıklarla hamilerinin desteğini kaybetmekten kendini bir yere kadar kurtarabilmektedir.
İşte İsrail’in daha önceki saldırılarının da, Filistinlilerin topraklarına kaçak konutlar yapmasının da, Mescid-i Aksa saldırısının da arkasında hep bu temel neden yatmaktadır.
Peki, bu zorbalıklar ve terörist baskılar, İsrail’i tekrar “Batının gözdesi” yapar mı? Ya da İsrail’i hedeflediği “Vaat edilmiş topraklara” ulaştırır mı?
Kesinlikle HAYIR!
O zaman akla gelebilir ki herkesin çok iyi bildiği bu “yalın gerçeği” İsrail neden kavrayamıyor?
Sanırım bu da “Tahrif edilmiş Yahudiliğin” İsraillilere kazandırdığı bir kabiliyetten dolayı olsa gerektir: Yahudi dünyanın efendisidir.
Ne zamana kadar bu Yahudilik efsanesi devam edecek?
Emin değilim ama kabaca güneş batıdan doğana kadar, diyebiliriz.
Çünkü Kıyamet’e kadar gelip geçecek Ümmet-i Muhammed’in (sav) şuurlanmaları, acılarla olgunlaşmaları ve şu dar-ı imtihanda başarılı olabilmeleri için, cinsi şeytanların yanında insi şeytanlara da ihtiyaç vardır.
Mescid-i Aksa’ya gelince, hep Fil Sûresi ((Ey Muhammed! Kâbe’yi yıkmaya gelen) Fil sahiplerine Rabbinin ne yaptığını görmedin mi? Onların hilelerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı) hatırıma gelir.
Hani Kâbe’yi yıkmaya gelen ebleh akıllı Ebrehe’ye, Kâinatın Efendisi’nin (sav) dedesi der ya “Ben develerimin sahibiyim onları istiyorum. Kâbe’nin sahibi de Kâbe’yi koruyacaktır”. Ve korudu da.
Yeter ki, gönül dilimizle gecenin 1/3’den sonra sıcak yataklarımızdan kalkıp iki rekat namaz kıldıktan sonra ellerimiz açıp acziyetimizi arz ederek Mescid-i Aksa’nın Rabbi’ne yönelelim ve bu mübarek Sure-i Celile-i aşk ile şevk ile, intizar ile bir kere daha okuyalım.
Görelim kime ne olacak!
Haydi! Bismillah...

