Diğerlerini anladık da, Müslüman Nijerya kaça satıldı?
Yüz yılımızın mazlum milleti Filistinli kardeşlerimiz için yarım da olsa bir devlet olma hayali geçen hafta, Siyonist uşaklarının entrikaları ile bir kere daha ellerinden uçtu.
İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesi ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı, 30 Ocak’ta yapılan oylamada yeterli oyu alamadı.
Oylamada, Fransa, Ürdün, Şili, Arjantin, Çad, Lüksemburg, Çin ve Rusya (8 ülke) lehte oy kullanırken, ABD ve Avustralya tasarıya ret oyu verdi. İngiltere, Litvanya, Nijerya, Güney Kore ve Ruanda ise çekimser kaldı. Böylece tasarı, kabul için gerekli olan 9 oyu bulamadı. Bu oylamada çekimser ile ret oyunun sonuç açısından bir farkı yok.
ABD, İngiltere ve Avustralya’ya sözüm yok. Onlar zaten Siyonizm’in ana hamileri. Özellikle ABD’nin veya İngiltere’nin tasarıyı veto etmemeleri beni şaşırttı. Bir an için bu ülkelerin hidayete erdiğini ve İslam’a karşı daima hazır bulundurdukları sinsi planlarından vaz geçtiklerini bile düşündüm.
Neyse ki çok geçmeden bu iki kadim İsrail hamisinin beni yanıltmadıklarını Müslüman Nijerya’nın çekimser bırakılması ile anladım.
Demek ki Nijerya’nın oyunu daha önceden satın aldıkları için, tasarı nasıl olsa gerekli 9 oyu sağlayamayacağından, Suudi Arabistan ve Mısır gibi bazı saftirik İslami yandaşları uyandırmamak için veto etmeyi uygun bulmamışlardı.
Oylamada beni şaşırtan Fransa’nın evet oyu kullanmış olmasıdır. Onun da sonucu, diğerleri gibi önceden bilerek, kartını Filistin’den yana kullanıp kullanmadığına ve samimiyetinin derecesine, Filistin’i devlet olarak tanıyıp tanımamasına göre önümüzdeki dönemde karar vereceğiz.
Beni kahreden ise İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi de olan Nijerya’nın içler acısı durumudur.
Bu ülkenin tasarıda çekimser oy kullanması, beni 1948’ler Türkiye’sine götürdü.
Bilindiği gibi, o yıl “batılın hak savunucuları” olan Batı tarafından Filistin’de gayri meşru bir İsrail devleti türetilmişti. Bu zorba devletin kurucuları onu birer birer tanırken, başta Arap Ülkeleri olmak üzere İslam ülkeleri en azından bu zoraki ihdasa karşı idiler. Bu yüzden de bu “gayri meşru devleti” hemen tanımadılar. Bugünün Nijerya yöneticileri ile aynı çizgide olan Milli şef tarafından yönetilen o günün Türkiye ise ne yazık ki bu gayri meşru devleti tanıyan “ilk Müslüman ülke” olma unvanı ile ap-ak tarihine kara bir leke düşürdü.
Biliyorum, benim hassasiyetlerime sahip milyonlarca kardeşimiz de Nijerya’nın oylamada çekimser kalmasına “en hafifinden” kahroldular. Ancak, bu kahreden yaklaşımın arkasındaki gerçeği anlamaya çalışmak, bugün kaybedilmiş olsa da belki yarınlarımızı kurtarma adına önemli olsa gerektir.
Nijerya’da, çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, ülkedeki gerçek egemenlik, sermayesinin büyük bölümünü kontrol eden bir avuç Batılı ve Yahudi azınlığın elindedir. Müslümanlar ise Ülkenin fakir olan kuzey bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bu yüzden de ülke yönetiminde ve medyada önemli bir ağırlıkları yoktur.
Anlayacağınız nüfusu yüz elli milyonu aşmış bu en kalabalık Afrika ülkesi, henüz İngilizlerin sömürgeciliğinden kurtulabilmiş değil.
Bu nedenle, BM’deki oylamada İngilizlerle aynı doğrultuda oy kullanmaları sürpriz görülmemeliydi. Tıpkı Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer birçok sözde İslam etiketli ülkelerin Mısır’da İslam karşıtı darbeci Sisi’yi desteklemelerinin sürpriz olmaması gibi.
Gelelim Filistin’e. Ona da söyleyecek birkaç sözümüz var;
Gelinen aşama her şeye rağmen bağımsızlık yolunda atılmış önemli bir adımdır. Bunu küçümsememek lazım.
Filistinlilere düşen, öncelikle iç barışı sağlamak ve her türlü terörden uzak durmaktır.
Diğer yapılacak iş ise, bugünden başlayarak başkenti Kudüs olan Bağımsız Filistin Devleti kurulana kadar karşısındaki engelleri bertaraf etmek için maddi ve manevi her alanda cihad etmektir. Bu cihad, her Filistinliye hatta her Müslümana farzdır. Çünkü Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Gerçek müminler, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir (Hucurât 15)” diye buyrulmaktadır.
Hepimiz için en temel gerçek budur, gerisi nefislerimize kalmıştır...

