Çözümün şifresi darağacında saklı!
40 yıldır akıtılan masum kanını durdurmak için, o zamana kadar yapılanların aksine, Başbakan Erdoğan “kefen giymek” anlamına gelen “çözüm sürecini” başlatarak, aslında PKK’ya uzatılabilecek “en iyi dalı” uzattı. Lakin kıymeti bilinmedi.
O dönemde her türlü risk alınarak, gizli ve aşikâr görüşülmekten kaçınılmadı, ama örgüt tınmadı.
“Akil adamlar” aracı kılındı, kale alınmadı.
Yörenin STK’ları devreye sokuldu, itibar edilmedi.
Aşiret reisleri ikna için gönderildi, etkisi olmadı.
Kanunlarda gerekli iyileştirmeler yapıldı, ilerleme sağlanamadı.
Liderleri idamdan kurtarıldı, hiçbir fayda vermedi.
Silahları ülke dışına çıkarın denildi, şehir merkezlerine yığıldı.
Yani, hükümet sorunun çözümü için ne tür olumlu adımlar attı ise, örgüte yaranamadı.
İlla da “öz yönetim” dedi durdular.
7 Haziran seçimlerinde çözüme yardımcı olur hesabı ile biraz teveccüh gösterildi.
8 Haziran’da bin pişman ettiler, ülke kan revan içinde kaldı.
Daha hafta başında Ankara’daki patlamada onca masum can verdi.
Bu durum sadece PKK ile de sınırlı değil. DHKP-C ve diğerleri de aynı yolun yolcusu.
Çünkü can yakıcı bir ceza, hakkı teslim edici bir adalet yok.
Suçlular yakalansa bile, Rahşan gibilerin sayesinde tekrar geldikleri yere dönüyor, kaldıkları yerden başlıyor.
Bu durumda, siz ne yaparsanız yapın, onlar bildiğini okumaya deva ediyor.
Mesela, düğünde rastgele ateş eden magandalar yüzünden, her şeyden bihaber kaç körpe kuzu, ciğerleri yaktı gitti.
Nice gelinler telli duvaklı toprağa girdi.
Nice damatlar ömrünün baharında, hayata veda etti.
Ama katilleri ellerini kollarını sallaya sallaya geziyor.
Yol vermedi diye, bir aileyi hunharca katledenler, birkaç yılla yırtıyor.
Sarhoş ve ehliyetsiz araba kullanan şımarıkların söndürdüğü ocaklar, söndüğü ile kalıyor.
Bakışını beğenmedim, bas tetiğe,
Gülüşünden hoşlanmadım, bas tetiğe,
Duruşundan gıcık kaptım, bas tetiğe.
Nerede ise ülkede en ucuz şey “can”, en kolay iş “can almak” olmuş.
Çünkü canın çektiğini “vur”, lüks ceza evlerinde “3-5 yıl yat” çık.
Ölen öldüğü ile yakınları da acıları ile kalıyor.
Bütün bunlara niçin katlanıyoruz?
Suçlulara hak ettikleri cezayı vermek için darağacını kuramadığımız için.
Darağacını niçin kuramıyoruz?
Avrupa’ya girebilmek için.
Buraya bir kere de daha büyük harflerle yazıyorum.
Dinimizi terk etmedikçe, bizi AVRUPA’YA ASLA ALMAYACAKLAR!
Ne yaparsak yapalım, hangi kriteri yerine getirirsek getirelim.
Yeni anayasanın gündemde olduğu şu günlerde, gelin aklımızı başımıza devşirelim.
“Kısas ve idam” üzerinde bir kere daha düşünelim.
Ziya Paşa’nın da dediği gibi;
“Nush ile uslanmayanı etmeli tektir,
Tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir”.
Aksi halde;
Ya suçlulara hak ettiği cezayı vererek, adaleti sağlayacağız,
Ya da ölen masumların arkasından, daha çok ağlayacağız.
İlgililere ilanen duyurulur…

