--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çözüm masasında “Gerry Adams” hariç, herkes var!

IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu), 1970-1998 yılları arasında düzenlediği terör eylemleri ile adını bizim kuşağın çocuklarına sık sık duyururdu. Ne var ki, bizi doğrudan ilgilendirmediğinden olsa gerektir “IRA’nın eylemleri” bize “ninni” gibi gelirdi. 

Ee! Ne de olsa “el elin eşeğini türkü çığırarak arardı”.

Aslında o yıllarda biz teröre yabancı değildik. Bizim hem iç anarşimiz hem de şimdilerde PKK’ya iltihak etmiş olan ASALA‘mız vardı.

Bildiğiniz gibi, 20. yüzyılın adından en çok söz ettiren terör örgütlerinden biri olan IRA, 1998 yılında silah bırakarak, adını terör örgütleri listesinden sildirdi.

Peki nasıl?

Basında konu ile ilgili çok sayıda yazı ve yorum yer aldı.

Burada IRA’nın ele alınmasının amacı, acaba IRA’dakine benzer şekilde PKK terörüne de bir son verilebilir mi? 

Peşinen söylemek gerekir ki, IRA ile PKK arasında benzerliklerden çok, farklılıklar söz konudur. PKK’nın IRA’dan temel farkı IRA yalnızca İrlandalılardan müteşekkil iken, PKK, Ermeniler başta olmak üzere çok sayıda farklı milliyetlerden oluşmuştur.

Aralarında farklılıklar bulunsa da sonuçta ikisi de kanlı birer terör örgütüdür.

Ayrıntılara gelince, IRA’nın muadili PKK, IRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein’in (Biz Kendimiz Partisi) muadili HDP, IRA’nın karşısındaki siyasi güç ise İrlanda (İngiltere’ye bağlı) ve İngiltere hükümetlerinin bizdeki karşılığı TC Hükümetidir.

Bu noktada IRA’nın silah bırakmasına giden sürecin can alıcı noktalarına bizdeki durumla da kıyaslayarak kısaca göz atmak faydalı olacaktır.

IRA’nın silah bırakmasına giden yolda en önemli aktörlerden biri, bin bir güçlükle de olsa kurulan “Barış masası” idi.

Bizde de “çözüm süreci” bu yolda atılmış önemli bir adım idi.

İrlanda’da barış adına atılan en önemli adım 1993 yılında dönemin İngiltere başbakanı John Major ve İrlanda başbakanı Albert Reynolds tarafından açıklanan “Downing Street” deklarasyonu idi. Ancak, bu olumlu adımdan sadece 4 gün sonra IRA, Derry şehrinde bombalı bir eylem gerçekleştirerek sürecin bir kere daha tıkanmasına sebep oldu. 

Bizde de Oslo’da başlayan süreç, İmralı ziyaretleri ile devam etti. PKK’da süreci basına duyurarak sabote etti.

Ve nihayet Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan başkanlığındaki hükümet heyeti ile HDP heyeti 28 Şubat 2015’te bir araya gelerek, Öcalan’ın da kabul ettiği 10 maddelik bir “Dolmabahçe” deklarasyonu yayınladı. Bu deklarasyondan yaklaşık 40 gün sonra AĞRI Diyadin’de bölgede güvenlik önlemi alan askerlerimizden dördü, PKK’lı teröristlerce açılan ateşle yaralandı. Süreçte bir duraksama oluştu.

İrlanda’da kesilen süreç, 6 Eylül 1994’de, hapisten çıkan IRA militanı ve Sinn Fein lideri Gerry Adams’ın cesur adımları sayesinde yeniden başladı. 

Ve ABD’nin etkin çabaları ile IRA, İrlanda hükümeti, Sinn Fein ve İngiliz hükümeti ABD’li hukukçu senatör George Mitchell’in başkanlığında “barış masasında” buluştu. Sonrası malum. IRA terörü % 99 oranında son buldu.

Görüldüğü gibi süreç her iki ülkede de benzer seyirleri takip ediyor. Birileri terörü bitirmeye uğraşırken, birileri barış ihtimallerini dinamitliyor. Çünkü bu, terör ile uzlaşmanın doğasında vardır.

İrlanda’dan Türkiye’ye dönelim;

1 Kasım seçimlerinden sonra kuvvetle muhtemel yeniden bir müzakere masası kurulacak. Ancak bunun, geçmiş dönemde yapılan hatalara düşmemek için, PKK’nın gücünün kırılmasından ve ana unsurlarının Türkiye sınırlarının dışına çıkarılmasından sonra olacağı da bir gerçektir. 

Peki, muhtemel çözüm masasına kimler oturacak?

Kurulacak çözüm masasında Hükümet (Çok muhtemel Yalçın Akdoğan başkanlığında bir heyet), PKK ve HDP (Demirtaş başkanlığında bir heyet ) olacaktır. G. Adams diyor ki, “Sinn Fein olarak biz askeri bir zaferin söz konusu olamayacağını biliyorduk. Ancak IRA’yı silahın dışında bir seçeneğin olduğuna inandırmak hayli zaman aldı”.

Ancak, mevcut haliyle PKK’yı kayıtsız şartsız silah bırakmaya ikna edecek bir HDP’linin varlığı çözüm masasının oluşumundaki en temel sorundur. Çünkü Demirtaş veya başka bir HDP’li bu güçten yoksundur. 

Bu noktada İmralı’da tutuklu terörist başı Öcalan’ın ismi öne çıkmaktadır. Bunun en önemli göstergesi Kandildeki terörist önderlerinden Karayılan’ın “müzakere olduğunda tüm yetki Abdullah Öcalan’da, durduğunda ise Kandil’dedir” şeklindeki açıklamasıdır.

Kimse kendini kandırmasın. Eğer ABD Başkanı’nı saymazsak yeryüzünde PKK’yı barışa ve silah bırakmaya ikna edecek tek kişi varsa o da Öcalan’dır. 

Öcalan kanlı bir terör örgütünün başıdır. Bu tartışmasız bir gerçektir. Diğer bir gerçekte her gün gelen şehit haberleri ile sönen ocaklar, yetim kalan körpe kuzular, dul kalan gözü yaşlı eşler ve evlat acısı ile bağrı yanan ana-babalardır. Ekonomik kayıpları saymıyorum bile.

Bu nedenle, 1 Kasım’da tek başına iktidar olacak Ak Parti (Koalisyon olsa da), bir yandan terörle mücadelesini kararlılıkla sürdürürken, diğer yandan Öcalan’ı çözüm masasına oturtmak için formül geliştirmek zorundadır. Nedeni de Öcalan’sız formüllerin çözümü getirmeyeceğinin artık herkesçe aşikâr olmasıdır.

Unutulmasın ki, duygusal yaklaşımlar gelecek nesillere gözyaşından başka bir miras bırakmaz.

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle