Bu yazı “insancıl” nedenlerle,” kısas” karşıtlarına ithaf olunur!
Son bir haftadır, Tarsus’ta tecavüz edildikten sonra yakılarak öldürülen genç kızımızın dramı gündemin ana konusu.
Devletin başından, en alt kademesine, vatandaştan sivil topluma kadar herkes konu ile ilgili görüşlerini ve infiallerini aktarıyor.
Devlet ricali bir daha tekerrür etmemesi için çabalıyor.
Muhalefet ise fırsat bu fırsat diyerek, hükümeti bombalıyor.
Bazılarımız, kızcağızın kıyafetlerine takmış, saçmalıyor.
Kadınların İslam’da giyimlerinin ölçüsü belli olduğu halde. Onun dışına çıkan günahkâr olur, sorumluluğunu taşır. Onun ötesi benim ilgi alanıma girmez.
Eğer bu tür eyyamlarla kapıları laçkalaştırırsanız, bir daha o kapılar kapatılmaz.
Yarın birisi de çok evliliğe müsaade edilmediğinden “tecavüzler artıyor” gibisinden dem vurur.
Bir başkası da “başörtüsü” beni cezbetti der. Velhasıl insanoğlu bu der de der.
Anlayacağınız bu hamur çok su kaldırır.
Gerçek şu ki, hangi nedenler söz konusu olursa olsun, hiçbir şekilde “zulmü” masum gösteremez.
Bu anlamda, haksızlığa uğrayan kim olursa olsun, üzülürüm. Haksızlığı yapan da kim olursa olsun, onu da tereddüt etmeden kınarım.
Merhum Akif’in deyimiyle, “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem”.
Hamasi sloganlarla ortalığı velveleye verenlere diyeceğim o ki; “Kadına şiddete hayır” demeyeceksin, “şiddete hayır” diyeceksin. Mesela geçen günlerde ABD’de katledilen üç masum Müslüman için de sokaklara akacaksın, nefretle kınayacaksın. Ama bakıyorum suspus olmuşsun. Göstermelik iki slogan o kadar.
Bunu sadece slogan olarak sureti haktan görünmek için de tekrar etmeyeceksin, bütün kalbinle söyleyeceksin, yürekten katılacaksın sonra da gereğini yapacaksın.
Ama biliyorum “asla yapmayacaksın”. Çünkü sen duygularında samimi değilsin.
Sen sadece günü kurtarmanın derdindesin.
İdama saçma sapan gerekçelerle karşı çıkmayacaksın. Hatta “kısasa” hiç direnmeyeceksin, üstelik de savunacaksın da. “O şeriatın bir rüknüdür” türünden bahanelerle kafa tutmayacaksın.
Bak! Asr-ı Saadet döneminde, tarihin en azgın toplumlarından birisi ile muhatap olunmasına rağmen, savaşlar dışında kasıtlı öldürme bir elin parmaklarından bile azdır. Çünkü İslam’da kısas vardır. Allah (cc) Kitab-ı Kerim’inde ne buyuruyor; “Ey inananlar, öldürmelerde kısas size farz kılındı (Bakara 178)” ve “Ey akıl sâhipleri, kısâsta sizin için hayât vardır, böylece korunursunuz (Bakara 179)”.
Yüce Yaratıcı, insanları ve akıl sahiplerini muhatap alıyor. Bunun dışında kalanlarla bizim de sözümüz yoktur.
Öte yandan Avrupa Birliği masalına kanarak idam cezasını kaldıran veya savunanların da keplerini önüne alıp, düşünmeleri için hâlâ vakit vardır.
Görülüyor ki, “bu sistem bu topluma bir numara büyük geliyor”. O zaman uygun numaranın bulunması şarttır.
Evet! Şiddete, tecavüze ve her türlü fuhşiyata samimi olarak karşı olanlar gelin şimdi yeni anayasa için kampanya başlatalım, kısası geri getirelim ve toplumu bu azgınlıklardan kurtaralım.
Hodri meydan…
Ama ey yaygaracı baykuş, sen yine kaçacaksın başını kuma sokarak. Ve bütün ön yargılarınla ve cehaletinle bundan önce olduğu gibi yine ne olduğunu bilmeden bağıracaksın “Kahrolsun şeriat” diye. Çünkü senin için söz konusu “saplantıların” ise gerisi teferruattır.
Bu nedenle, kusura bakma ama yutarken kurbanı için timsahın akıttığı gözyaşları, senin Özgecan için akıttıklarından daha samimi geliyor bana..

