--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu hesaba göre, ikide iki kayıp var!

Başlık biraz gizemli, içerik belki biraz netameli olacak ama, sonuç ayan beyan net olacak!

İkide ikinin ilki, sınırların ötesinden Atlas Okyanusu’nun kuzeyindeki bir adadan geldi. Birleşik Krallığın müzmin veliahtı Prens Charles (Çarli).

Aslında Çarli anasından çok şanslı doğdu ve epey bir süre de şansı devam etti. Zaman ilerliyor fakat Çarli için tünelin ucu bir türlü görünmüyordu. Üzerinde güneş batmayan krallıkta Çarli, âdeta güneşe hasret kalmıştı. 

1952 yılında annesi II. Elizabeth Kraliçe olduğunda 4 yaşında olan bahtsız veliaht, doksana merdiven dayayan annesinden kraliyet tacını devralacağı günü bekleyerek ömrünü tüketiyor. O şimdi 67 yaşında ve alınan duyumlar doğru ise kral olma hayalleri de bir başka bahara kalmış.

Tıpkı Başkan Hüseyin Obama gibi Çarli de epeyce bir süredir bizim âlemin gündemine Müslüman oldu yollu haberlerle sık sık dâhil olur. 

Umarız ve niyaz ederiz ki ikisi de “Müslüman olmuş olsun”. Bize faidesinden daha ziyade kendilerini küfürden kurtarmış olurlar.

Ancak, bizatihi ağızlarından duymadıkça benim için bir değer ifade etmeyecekse de, gizli ve açık her şeyi bilen, kudreti ve mağfireti sonsuz olan Zat (cc), takdir edecek şüphesiz.

Prens Çarli geçen hafta Türkiye’de Çanakkale Zaferi’nin 100. yılı münasebeti ile bir konuşma yaptı. 

Ancak aradan geçen bir asra rağmen, ne Çarli’de ve ne de İngiliz’in “ıslah olmaz” zihniyetinde bir değişimin olmadığını üzülerek izledim. Çarli diyor ki “Savaşın 100. yılında burada sergilenen kahramanlığı her zaman takdir etmeliyiz”.

Çarli’nin “bizim şehit Mehmetlerin gösterdikleri kahramanlığı kastettiğini sanarak, bir an için “helal sana be Çarli” diyecektim ki, altıncı hissim beni uyardı. 

Meğer uyanık Çarli “ülkelerinden binlerce kilometre yol katederek, emperyalist emellerini gerçekleştirmek ve hilafetin kökünü kazımak için gelenleri kastediyormuş. Hani şu merhum Akif’in “kimi Hindu kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diye tarif ettiği yamyamları kahraman diye bize yutturmanın derdinde imiş. 

Yani anlayacağınız, uyanık Çarli, timsah gözyaşları arasında, 250 bin masum Müslümanı şehit eden zalimleri, “kahraman” olarak bize alkışlatmış.

Şimdiye kadar, krallık koltuğuna oturamadan şu fani dünyadan göçüp gidecek diye üzüldüğüm Çarli’ye, Çanakkale’de “yapılanlardan” dolayı özür dilemediği için artık zerre kadar üzülmüyorum, hatta bundan sonra “koltuğa” oturamadığı her gün için sevineceğim.

Gelelim ikinin diğerine. O da çok tanıdık bir “koltuk”. CHP genel Başkanlığı koltuğu.

Tek parti, milli şef döneminin Merhum Menderes tarafından zulümlerine 1950’de son verilmesinden sonra da bir dakika boş durmayan o meşhur darbe destekçisi koltuk.

Üstad Bediüzzaman’ın 1950’li yıllarda “bir daha tek başına iktidar olamayacak dediği o partinin müzmin muhalefet koltuğu. Parçalı, taşımalı ve pazarlıklı ortaklıklar hariç, 1950’den beri asla tek başına iktidar olamadı ve olamayacak.

Ve tabii Kılıçdaroğlu’da kendinden öncekilerin akıbetine doğru yol alarak, bizim Çarli gibi “koltuğa” oturamadan boynu bükük olarak evinin yolunu tutacak.

Çünkü, AK Parti’nin millet mabeyninde oluşturduğu beğeni, CHP’nin bu hayallerini gerçekleştirmesi bir yana, hayal etmelerini bile imkansız kılacak gibi görünüyor.

Evet! 

Bir tarafta Çarli, diğer tarafta CHP, ikisi de “son meyve”ye bir türlü ulaşamadı.

Üzüldüğüm nokta ise, yarım asırlık bekleyiş, ne Çarli’yi ne de CHP’yi bir milim değiştirmiş. 

Eee! Ne diyelim gökten üç elma düşmüş, biri anlatana, biri dinleyene biri de yiyebilene.

Hadi afiyet olsun…

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle