--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Beşiktaş’a hiç mi hiç yakıştıramadım!

Geçen pazar Beşiktaş şampiyonluğunu ilan etti. GS’li olsam da sevindim, tebrik ettim.

Çünkü en istikrarlı onlardı ve oynayıp başardılar. Bildiğiniz gibi, Beşiktaş’ın şampiyonluğunu ilan ettiği pazar günü vatanları için gözünü kırpmadan canlarını feda eden beş yiğidimizi toprağa verdik.

Ateş düştüğü yeri yaktı, milletin içi parçalandı.

Daha ne olduğunu anlayamayan miniklerin, şehit babalarının tabutlarının yanı başında masum bakışları, ciğerlerimizi dağladı.

Genç eşlerin, dışarıya akandan kat kat fazlasını içlerine akıttıkları gözyaşları, sel olup yüreğimize aktı.

Kınalı kuzularını kaybeden anaların ağıtları, kulaklarımızda yankılandı.

Babaların acılı ama vakarlı duruşları, göğsümüzü kabarttı, ruhumuzu ağlattı.

Bütün bu acı tablolar yurdun dört bir köşesinde kahpe kurşunlara meydan okuyan lanet sesleri ile Arş-ı Azam’a yükseldi.

İnşallah indallahta makes bulur.

Fakat ertesi gün medyadan okuduğum Beşiktaş haberleri sevincimi kursağımda bıraktı.

Gün boyu acılarla kıvranırken, medyada “Beşiktaş şampiyonluğunu bir gece kulübünde kutladı” haberleri eşliğinde verilen pazar akşamına ait çılgın eğlence” görüntüleri insanlığımıza hançer olup saplandı.

Gece kulüplerinde ne yapılır bilmem ama gittikleri kulübün tanıtım sayfasında “Asya Kıtası’na karşı Avrupa’da içki yudumlamak keyifli bir ayrıcalıktır” şeklinde övündükleri bir utanç levhası asılıydı.

GS’li olmama rağmen, o güne kadar Beşiktaş bana diğerlerinden daha sevimli gelirdi.

Nedense, manevi değerlere saygının kokusunu bu kulüpte biraz daha fazla alırdım.

Ancak, medyadaki resimler, Başkan Fikret Orman’ı gözümde hüsn-ü zanla gereğinden fazla büyüttüğümü fark ettirdi.

Ya Şenol Güneş’e ne demeli! 

Benim gençlik yıllarımın “milliyetçi-muhafazakâr Şenol’u” bu muydu?

Evet, Sırp Tosiç’ten, Alman Gomez’den, İspanyol Delgado’dan, Brezilyalı Marcelo’dan ya da Portekizli Quaresma’dan bizim şehitlerimize saygı duymalarını beklemiyoruz. 

Onlara bir sözümüz de yok. 

İnsan olarak duyarlarsa memnun oluruz, duymazlarsa da kınamayız.

Kendileri bilir.

Fakat, manevi ve milli davalara biraz daha hassas olduklarını sandığım Türk futbolculara ne demeli?

Bir yanda vatanı için evlatlarını, eşlerini, babalarını feda edenlerin feryatları, diğer yanda kontrolden çıkmış eğlence görüntüleri.

Şimdi söyleyin bakalım, mübarek Recep ayında tan yeri ağarana kadar loş ışıklar altında sarhoş bedenlerini sağa sola kontrolsüzce sallayanlar!

-Hiç düşündünüz mü, eğer onlar canlarını vermese idi, siz bugün nasıl ve nerede olacaktınız?

Yarın, kuzusunu toprağa veren canı yanmış annenin, tam da ona muhtaçken yetim kalmış gözü yaşlı yavrunun ve can yoldaşını vatanı için feda etmiş acılı eşin yüzüne nasıl bakacaksınız?

“Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” aymazlığında olanlar varsa, onlar benim muhatabım değil, onlara bir sözüm de yok.

Fakat başta Fikret Orman ve Şenol Güneş olmak üzere duyarlı olduklarını umduklarım, derhal şehitlerimizden, ailelerinden ve yüce milletimizden özür dilemeli.

Bu husus sadece Beşiktaş’la da sınırlı değil.

Bu vatanda doğan ve doyan herkesi bağlar.

Burada Beşiktaş’ın konu edilmesi ise, hak ettiği şampiyonluğa ulaşarak toplumun gözünde ulaştığı konumundan dolayı, bu tür konularda örnek olmak ve daha duyarlı davranmak zorunda olmasındandır.

O akşam eğlenmek için gece kulübüne gitmek yerine, yeni stadında bir “şehitleri anma mevlidi” tertip ederek, şehitlerimizin ruhuna bağışlasa, yakınlarının acılarına ortak olsa daha iyi olmaz mıydı?

Dünya mı çok değişti, yoksa ben mi çok saf biriyim?

Bilmiyorum…

Bildiğim tek şey ise bunu, ne şehitlerimizin ne de yakınlarının hak etmediğidir.

Hem, öyle bir konuda duyarsız ol ki, yarın senin kapını da çalmasın! 

Prof. Dr. İbrahim Bektaş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle