Bayramlık Düşünceler
Ağustos sıcağının ilk günlerinde Ramazan-ı Şerif’in sonuna, Ramazan Bayramı’nın da başına ulaştık; çok şükür ulaştırana. Biz çocukken Ramazan Bayramı kelimesini ancak aile çevremizden duyabilirdik. Medya ve TRT’de Ramazan ayı boyunca Ramazan adına en çok kullanılan kelime muhtemelen “Şeker Bayramı” idi. Ezanı Türkçeye çevirenler –hayyalel felah (kurtuluşa gelin) hariç- Ramazanı da şekere dönüştürmüşlerdi.
Annelerimizi bayram hazırlığı heyecanı sardı. Evler temizlenecek, halılar çırpılacak, perdeler yıkanacak dahası bir birinden lezzetli tereyağlı tatlılar yapılacak.
Çocuklar da heyecanlı ama, onlarınki annelerinden farklı. Oruçlu çocuklar için; raflarda gördüğü çikolatasına ve Maraş dondurmasına kavuşmanın heyecanı var. Oruçlu olmayanlar için; yeniden ailece kahvaltı yapma özlemi dinecek. Aynı zamanda, ağabeylerinin ablalarının iki de bir “sen oruç tutmuyorsun”, “sahura kalkmıyorsun” gibi imalı sözlerinden ve bakışlarından kurtulmanın dayanılmaz hazzını tadacaklar. Büyüklerinden el öperek toplanacak harçlıklar da onlar için sabırsızlıkla beklenen bayram güzelliklerinden. Güzel ve yeni elbiseler de keyfine keyif katacak bayram heyecanının. Eksi 20-30 derece soğukta Bayram namazını kılmak için 13 km uzaklıktaki ilçeye yaya olarak giden büyüklerimizin, dönüşlerinde verecekleri bir akide şekeri için saatlerce beklemek ve ellerini öperek akide şekerini buz kesmiş titreyen parmaklarımızla alarak sıcaklığını hissetmek, benim için çocuklarımın yaşayamayacağı tarifsiz bir hazdı.
Ve daha niceleri…
Bazen düşünürüm, çocukken hep büyümek isterdim. Çünkü büyükler her istediğini alır, istediğini yer, istediğini giyer, istediği yere gider. Hatta suyunu bile biz küçüklerden veya annelerimizden ister. Bu yüzden büyük olmak ne güzeldi. Oysa, şimdi çocuk olmak istiyorum. Ne tuhaf. Acaba, sorumluluktan mı kaçıyorum, yoksa yaşlanmaktan mı korkuyorum? Kendime itiraf edeyim ki ikisi de değil, belki de ölümden korkuyorum. Herkesin gitmekte mutlak uymak zorunda olduğu “her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiya 35) Emr-i İlahisi’ne matuf “gidenin gelmediği o dönülmez yolculuktan”. Evet ölüm benim için bir yolculuk. Yolculuğa çıkarken hazırlıklı olmak gerekir. Ben ise bu yolculuk için beş parasızım. Üstelik sırtımda tonlarca yük var; taşımam gereken. Bu durumda nasıl yola çıkarım, nasıl giderim, gitsem de ne yer içerim, nerede barınırım. Ey gafil! diyesi geliyor insanın, niçin zamanın varken, güçlü kuvvetli iken hazırlık yapmadın, herkes bu yolculuk için canını dişine takmış çalışırken, sen ne diye “oyunda oynaşta” idin. Şimdi dövün, kendini yerden yere at. Tevbe et, yalvar, çırpın, çünkü yolun sonundasın artık yapacağın fazla bir şey yok bu saatten sonra. Sığınacağın kapı, elinden tutacak kurtarıcı mı arıyorsun?
Yine de sana ve senin gibi ümitsiz gafillere bir müjdem var. Bütün pervasızlıklarına ve isyanlarına rağmen sana “kulum” diyecek, O’na açılan elleri boş çevirmeyecek, O’na yalvaran dilleri cevapsız bırakmayacak bir Gafurur Rahim var. O’na bütün benliğinle yalvar, ıslat seccadeni gözyaşlarınla ve dönüşsüz bir tevbe ile çal kapısını. Bakalım ne göreceksin…
Ya büyükler için bayram nedir? İhtiyarlarımız için can ciğer pare evlatlarının/torunlarının özlemle yolunu gözlemektir. Huzur evlerinde “365 gün hatırlanmasa da belki bu bayram hatırlanırım” diye ümitle beklemektir. Dar gelirlilerimiz için; daha şimdiden çocuklarına bayramlık alamayacağını düşünerek kahrolmaktır. Nesilleri kesilenler ve hayırsız evlat bırakanlar için; yıllardır kabirde bir Fatiha beklemektir, bayram…
Neyse, “her yaşın kendine yakışan güzelliği vardır” tesellisi ile bahsi noktalayalım.
Bunlar bu yüzde olanlar için. Öteki yüzde olanlar yine bildik alemde. İnatla devam ettirilen “şeker bayramı” tekerlemesi ile Ramazanı “şekere”, bayramı da “tatile” dönüştürmenin pişkinliği içinde devam edecekler yollarına. Her şeye rağmen, bize yakışan bizim gibi düşünmeyenleri de hoşgörü ve olgunlukla karşılamak, varsa, hatalarını tatlı dil ve örnek davranışımızla düzeltmeye çalışmaktır. Yoksa kimseyi inancından dolayı aşağı görmek, başkalarının kusurlarını araştırmak, ortaya çıkarmak değil. Kendi adıma söylemek zorundayım ki, önümü perdeleyen Everest yüksekliğindeki kusurlarımdan kimsenin eksikliğini görecek durumda değilim.
Bir de yurtsuz yuvasız bayramı bekleyenler var. Suriyeli misafir kardeşlerimiz var, Suriye’de evsiz kardeşlerimiz var. Mısır’da meydanlarda zulme direnen kardeşlerimiz var. Arakan’da asimile edilmeye çalışılan mazlum kardeşlerimiz var. Filistin’de, Çeçenistan’da, Afganistan’da zalimlere karşı mücadele eden kardeşlerimiz var. Bayramda onlar da unutulmamalı. Dualarımızda, hayır hasenatımızda ve gönüllerimizde onlara da yer verilmeli.
Evet, Bayram heyecanı beni içinden çıkılmaz karmaşık duygulara sürükledi.
Bu duygularla, idrak ettiğimiz Kadir Gecenizi ve içerisinde bulunduğumuz Ramazan Bayramınızı tebrik eder, Alem-i İslam’a ve insanlık alemine huzur getirmesini Varlık Aleminin Sahibi’nden niyaz ederim.
Annelerimizi bayram hazırlığı heyecanı sardı. Evler temizlenecek, halılar çırpılacak, perdeler yıkanacak dahası bir birinden lezzetli tereyağlı tatlılar yapılacak.
Çocuklar da heyecanlı ama, onlarınki annelerinden farklı. Oruçlu çocuklar için; raflarda gördüğü çikolatasına ve Maraş dondurmasına kavuşmanın heyecanı var. Oruçlu olmayanlar için; yeniden ailece kahvaltı yapma özlemi dinecek. Aynı zamanda, ağabeylerinin ablalarının iki de bir “sen oruç tutmuyorsun”, “sahura kalkmıyorsun” gibi imalı sözlerinden ve bakışlarından kurtulmanın dayanılmaz hazzını tadacaklar. Büyüklerinden el öperek toplanacak harçlıklar da onlar için sabırsızlıkla beklenen bayram güzelliklerinden. Güzel ve yeni elbiseler de keyfine keyif katacak bayram heyecanının. Eksi 20-30 derece soğukta Bayram namazını kılmak için 13 km uzaklıktaki ilçeye yaya olarak giden büyüklerimizin, dönüşlerinde verecekleri bir akide şekeri için saatlerce beklemek ve ellerini öperek akide şekerini buz kesmiş titreyen parmaklarımızla alarak sıcaklığını hissetmek, benim için çocuklarımın yaşayamayacağı tarifsiz bir hazdı.
Ve daha niceleri…
Bazen düşünürüm, çocukken hep büyümek isterdim. Çünkü büyükler her istediğini alır, istediğini yer, istediğini giyer, istediği yere gider. Hatta suyunu bile biz küçüklerden veya annelerimizden ister. Bu yüzden büyük olmak ne güzeldi. Oysa, şimdi çocuk olmak istiyorum. Ne tuhaf. Acaba, sorumluluktan mı kaçıyorum, yoksa yaşlanmaktan mı korkuyorum? Kendime itiraf edeyim ki ikisi de değil, belki de ölümden korkuyorum. Herkesin gitmekte mutlak uymak zorunda olduğu “her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiya 35) Emr-i İlahisi’ne matuf “gidenin gelmediği o dönülmez yolculuktan”. Evet ölüm benim için bir yolculuk. Yolculuğa çıkarken hazırlıklı olmak gerekir. Ben ise bu yolculuk için beş parasızım. Üstelik sırtımda tonlarca yük var; taşımam gereken. Bu durumda nasıl yola çıkarım, nasıl giderim, gitsem de ne yer içerim, nerede barınırım. Ey gafil! diyesi geliyor insanın, niçin zamanın varken, güçlü kuvvetli iken hazırlık yapmadın, herkes bu yolculuk için canını dişine takmış çalışırken, sen ne diye “oyunda oynaşta” idin. Şimdi dövün, kendini yerden yere at. Tevbe et, yalvar, çırpın, çünkü yolun sonundasın artık yapacağın fazla bir şey yok bu saatten sonra. Sığınacağın kapı, elinden tutacak kurtarıcı mı arıyorsun?
Yine de sana ve senin gibi ümitsiz gafillere bir müjdem var. Bütün pervasızlıklarına ve isyanlarına rağmen sana “kulum” diyecek, O’na açılan elleri boş çevirmeyecek, O’na yalvaran dilleri cevapsız bırakmayacak bir Gafurur Rahim var. O’na bütün benliğinle yalvar, ıslat seccadeni gözyaşlarınla ve dönüşsüz bir tevbe ile çal kapısını. Bakalım ne göreceksin…
Ya büyükler için bayram nedir? İhtiyarlarımız için can ciğer pare evlatlarının/torunlarının özlemle yolunu gözlemektir. Huzur evlerinde “365 gün hatırlanmasa da belki bu bayram hatırlanırım” diye ümitle beklemektir. Dar gelirlilerimiz için; daha şimdiden çocuklarına bayramlık alamayacağını düşünerek kahrolmaktır. Nesilleri kesilenler ve hayırsız evlat bırakanlar için; yıllardır kabirde bir Fatiha beklemektir, bayram…
Neyse, “her yaşın kendine yakışan güzelliği vardır” tesellisi ile bahsi noktalayalım.
Bunlar bu yüzde olanlar için. Öteki yüzde olanlar yine bildik alemde. İnatla devam ettirilen “şeker bayramı” tekerlemesi ile Ramazanı “şekere”, bayramı da “tatile” dönüştürmenin pişkinliği içinde devam edecekler yollarına. Her şeye rağmen, bize yakışan bizim gibi düşünmeyenleri de hoşgörü ve olgunlukla karşılamak, varsa, hatalarını tatlı dil ve örnek davranışımızla düzeltmeye çalışmaktır. Yoksa kimseyi inancından dolayı aşağı görmek, başkalarının kusurlarını araştırmak, ortaya çıkarmak değil. Kendi adıma söylemek zorundayım ki, önümü perdeleyen Everest yüksekliğindeki kusurlarımdan kimsenin eksikliğini görecek durumda değilim.
Bir de yurtsuz yuvasız bayramı bekleyenler var. Suriyeli misafir kardeşlerimiz var, Suriye’de evsiz kardeşlerimiz var. Mısır’da meydanlarda zulme direnen kardeşlerimiz var. Arakan’da asimile edilmeye çalışılan mazlum kardeşlerimiz var. Filistin’de, Çeçenistan’da, Afganistan’da zalimlere karşı mücadele eden kardeşlerimiz var. Bayramda onlar da unutulmamalı. Dualarımızda, hayır hasenatımızda ve gönüllerimizde onlara da yer verilmeli.
Evet, Bayram heyecanı beni içinden çıkılmaz karmaşık duygulara sürükledi.
Bu duygularla, idrak ettiğimiz Kadir Gecenizi ve içerisinde bulunduğumuz Ramazan Bayramınızı tebrik eder, Alem-i İslam’a ve insanlık alemine huzur getirmesini Varlık Aleminin Sahibi’nden niyaz ederim.

