AK Parti Yak Parti mi Oluyor?
Haziran seçimleri, yaklaşan baharla birlikte sıcaklığını yavaş yavaş hissettirmeye başladığı günlerden geçiyoruz.
Şu sıralar hummalı bir şekilde milletin vekillerini belirleme süreci yaşanıyor.
Aslında biz doğrudan bizi kimin temsil edeceğini belirleyemiyoruz.
Siyasi partilerimizin önümüze koyduğu listeyi onaylıyoruz. Demokrasi denen şeyin aslı bu mudur, tartışılır ya, neyse geçelim.
Bugün itibari ile siyasi partilerimizin durumuna bir göz gezdirerek, belki siz okuyucularıma “çam sakızı çoban armağanı” nev’inden bir katkımız olursa bizim için kâfidir.
Hemen ifade etmeliyim ki bu “çam sakızı çoban armağanı” asla bir okuyucu fikirlerine “ipotek koyma” olmayacak. Sadece görüş paylaşımı diyebiliriz.
Seçimde iddialı partilerimize bir göz attığımızda, AkK Parti’nin şuan itibari ile iktidarı kesin görülüyor. Ana muhalefet partisi de yerini kesin olarak koruyacaktır. MHP’nin oyları dalgalanmaya devam ediyor. Sanırım çözüm süreci bu dalgalanmada etkili olacak. Çözüm sürecinin sonucu HDP’nin de baraja göre konumunu belirleyecektir.
Şuan için, kesin olan iktidar ve ana muhalefet koltuklarının sahiplerinin belli olduğudur.
Ancak, bu kabul bile seçim heyecanını söndürmeye yetecek gibi görünmüyor.
Bu yazımda iktidar partisini ele almak istiyorum. Gelecek haftalarda inş. diğer partilerimizin durumlarına değineceğim.
AK Parti, bu seçime yeni bir liderle girecek. Aynı zamanda kadrosunu en az üçte bir oranında yenilemiş olacak. Sayın Erdoğan’ın Aksaray’dan atacağı ve atmakta olduğu adımların da 7 Haziran’da AK Parti’nin hanesine bir yansıması olacağı muhakkak.
Öte yandan, AK Parti 2002’deki hedef ve vizyonu ile 2015’te, kendi seçmenine bile “hoş” görünmeyebilir. Bu durumda AK Parti, yalnız lider ve kadrosunu değil, fikirlerini de yenilemek zorunda. Bu nedenle, son günlerde seçim beyan ve afişlerinde sık sık “Yeni Türkiye” vurgusu yapılıyor. Bunun “Yeni AK Parti” ile bütünleşebilmesi önemlidir.
Şüphesiz bu yenileşme sadece sözlerle ve afişlerle sınırlı kalmamalı. Aynı zamanda icraat ve uygulamalara da yansımalıdır.
Bana göre bu yenileşmenin temel göstergesi, “kapsama alanı genişliği”dir.
Bu alanın geniş tutularak, her türlü fikre açık olması ve her türlü fikrin etkin olarak temsil edilmesi, yenileşmenin özüdür.
AK Parti bunu sağlayamadığı sürece, önümüzdeki süreçte uygulamayı düşündüğü “başkanlık sistemi” gibi büyük ölçekli projeleri sonuçlandırmakta zorlanabilir. Hatta başarısız bile olabilir.
Katıldığı ilk genel seçimde iktidar koltuğuna oturan ve yaklaşık 13 yıldır koltuğunu koruyan bir parti için en büyük tehlike, “aşırı güven”dir. Bu güven, bazen paylaşmaktan ve karşıdakinin görüşünü almaktan alıkoyar ki bu durum 2023 hedefleri için ciddi bir risktir.
Haziran’daki seçimlerde AK Parti, hedefini 367 olarak belirleyip çıtayı hayli yükseltmiştir. Bu rakamın anayasa değişikliği için yeterli çoğunluk olmasının yanında AK Parti için geçmişten gelen duygusal bir yönü de vardır.
Ne var ki, kâğıt üzerindeki yeterlilikler, çoğunlukla olduğu gibi uygulamada sıkıntılar doğurabilir.
Bu sıkıntıları aşmanın yolu, AK Parti’nin aklıselim kitlelerin kahir ekseriyetini kapsama alanına alacak bir liste ile seçmenin karşısına çıkmasındadır.
Merhum Özal, “dört eğilim” diyerek bunu yapmaya çalıştı, ancak tam olarak muvaffak olamadı.
Sayın Cumhurbaşkanı ve ekibi de Başbakanlığı döneminde zaman zaman denediler, ancak şuan itibari ile -bana göre- istenen düzeyde gerçekleşmiş değildir.
Sayın Davutoğlu ve ekibini bu anlamda bir imtihan bekliyor.
Eğer AK Parti bu kapsama alanı genişletmesini tam olarak sağlayabilirse, 7 Haziran’da önüne koyduğu çıtayı aşması muhtemeldir.
Bunun için ismini Yeni AK Parti yapmasına gerek yoktur. Teşkilatlarını, bürokratik tercihlerini ve milletvekili listelerini dengeli bir şekilde oluşturur ve geniş kitlelere yayarsa, adı AK Parti olsa da, yükleneceği bu yeni vizyon ve misyonu ile bir 10 yıl daha koltukta oturabilir. Ve uygulamak istediği projelere geniş kitlelerden destek alabilir.
Aksi durumda olacakları 7 Haziran’da hep birlikte göreceğiz.
Benden bir dost hatırlatması, gerisi onlara kalmış...

