ABD şeytan, Suudi tağut, peki Rusya ve İran ne!
Son günlerde Türkiye’de İslami geleneğe pek de uygun olmayan bir tartışma, diğer bir ifade ile yaftalama gündemde.
Suriye savaşı ile alevlenen bu çirkin kategorizasyon, Türkiye-İsrail görüşmeleri ve Şeyh Nimr’in idamı ile iyice çığırından çıktı.
Bazı tv kanalları ve kendini İslam’ın yegâne savunucusu sanan “akılları hislerine yenik düşmüş zevat” gözlerini kapamış tetiğe basıyor. Kime denk gelirse!
Bu sütunların takipçileri Siyonizm ile ilgili görüşlerimi gayet iyi bilir.
ABD’nin önderliğinde BOP’a bakışım da herkesin malumudur.
Küfrün tek millet olduğundan şüphe etmediğim de aşikârdır.
Irkçılıkla da millet sevgisi dışında bir yakınlığım olmadığı malumun ilanıdır.
“Ehli sünnet vel cemaat” şemsiyesi altında yetiştirildim, ama “ya benimsin ya toprağın” şeklinde bir saplantım olmadı.
Kelime-i Tehvid yegâne din kardeşliği ölçütümdür.
İşlerimi akıl ile planlar, gücüm yettiğince İslami kriterlere göre sonuçlandırırım.
Buraya kadar yazılanlar, bundan sonrakiler için bir kıyas sayılabilir.
ABD ve İsrail kolay kolay Müslümanların hayrına -eğer kendi çıkarları yoksa- bir iş yapmaz.
Şüphesiz, bugüne kadar yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır.
Rusya ve Çin de öyle. İngiliz ve Fransız da farklı değil.
Şu an itibarı ile bu güruh ikiye ayrılmış görünüyor.
Bu ayrılığın suni olduğu gün gibi ortada iken, niçin oluşturuluyor.
Derler ya “tilkinin kırk oyunu var, kırkı da tavuğun başına” diye. Bunlarınki de o hesap.
Tamamen Müslümanları peşlerine takarak, ayrıştırmak ve sonra da birbirlerine düşürmek.
Geçmiş yazılarımda Türkiye ve İran’ın birlikteliğinin İslam Birliği için önemine değinmiştim.
Ve Batının yegâne hedefinin Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek olduğunu da vurgulamıştım.
Ortadoğu’yu istedikleri kıvama getiren “tek millet”, şimdi nihai hedefe doğru bir adım daha atıyor.
Sünni-Şia kapışmasına doğru ilk aşama olarak Suudi-İran düşmanlığına oynuyor.
Bu amaçla, Yemen’de bu iki ülke dolaylı da olsa vuruşturularak bir adım atıldı.
Son olaylarla nerede ise iki ülke savaşın eşiğine getirildi.
Olay sadece Suudiler ve İran ile sınırlı değil, kalmayacak da.
İki ülkeye yandaş ülkeler taraflarını seçmeye başladılar bile.
Diğer yandan buna paralel olarak, Suriye savaşı ve düşürülen Rus uçağı üzerinden İran’ı Rusya’ya entegre ettiler. Ermenileri de bu ikiliye eklediler.
Bu oluşumdan varılacak çıkarım ise Türkiye ve Azerilerin Ermeni hassasiyetinin kaşınarak, kangrene dönüştürülmesidir.
Hâlihazırda gergin olan Türk-Rus ilişkileri de dikkate alındığında, tek milletin nereye varmak istediği daha iyi anlaşılıyor.
Türkiye ise NATO şemsiyesi altında, Suudi Arabistan, ABD ve İsrail bloğuna yerleştirildi.
Görüleceği üzere ülkeler bazında her şey planlandığı gibi tıkır tıkır işliyor.
Şimdi sıra ümmetin parçalanabilmesi için Müslüman halkların karşı karşıya getirilmesinde.
Eğer halklar Sünni-Şii çatışmasına inanarak katılmazsa, ümmeti parçalama hevesi kursaklarına takılabilir.
Aslında bu ümmet düşmanlarının 610 yılından beri değişmeyen tek hayalidir.
Zaman zaman kısmi başarı gösterseler de tamamen muvaffakiyetleri inşallah mümkün olmayacaktır.
Bizim kampa gelince orada da farklı davranış şekilleri gözleniyor.
Sadece “adı Müslüman” olanlarımız dikkate alınmaz ise ümmet Sünni-Şii diye ayrılmış durumda.
Ancak ümmetin Sünni kanadı son 200 yıldır kendi mezhep ve akidesine dayalı görüşünü Şia camiasına empoze etmek gibi bir faaliyet içerisine nadiren girmektedir.
Ne yazık ki aynı şeyi Şia dünyası için söylemek pek mümkün değildir.
Özellikle bu camianın dominant temsilcisi olan İran, 1979 da yaşadığı devrimi, diğer İslami ülkeler ve halklara yaymak için var gücü ile çalışmaktadır.
Şia temelindeki ideolojisini dünyada yaşayan bütün müntesiplerine yayarak, büyük bir Şia İmparatorluğu kurma hayalleri İran’ın bilinen en vazgeçilmez “yeşil çizgi”sidir.
Ne var ki İran’ın bu çizgisi, doğal olarak diğer İslam ülkelerince “kırmızı çizgi” olarak algılanıyor.
Ümmetin arasına çekilen farklı tonlu çizgiler halklarda kafa karışıklığı ve kargaşalara zemin hazırlıyor.
Bir misal vermek gerekirse, bir Sünni Müslüman olarak, katil cunta tarafından Rabia meydanında binlerce Müslümanın hunharca şehit edilmesini de, bu katil cuntaya aleni olarak destek olan Suud rejimini de (bir Sünni olarak) kınadım.
Ama körü körüne İran’a bağlanmış ve ümmet birliğini savunma iddiasındaki sözde Sünni kahramanlar, İran’ın Suriye’nin Rafızi lideri Esed ve İslam düşmanı Putin ile kol kola girerek Müslüman Bayırbucak Türkmenlerini katletmelerine ses çıkarmamaktadır.
Evet, İran ile yaşanan sorun nedeni ile Suudilere demediklerini bırakmayan bu kardeşlerin ümmet adına endişelerinde samimi olduklarını göstermek için, İran’ı Bayırbucak Müslümanlarına yaptıklarından dolayı kınayarak başlayabilirler.
Bekliyorum, bunu yapacaklar mı, yoksa körü körüne Sünnilere sövüp Şiileri sevmeye devam mı edecekler!
Not: Geçen hafta darı bekaya irtihal eden Merhum Hasan Karakaya Beye Allah’tan rahmet, Akit ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum.

