A Milli Takım’da Ertuğrul Sağlam’ın Ayak Sesleri
A Milli Futbol takımımız ilk üç maçından güç bela bir puan çıkarabildi.
A Milli Takım Teknik Direktörü ve aynı zamanda Türkiye Futbol Direktörü unvanına da sahip Fatih Hoca yönetimindeki A Milli Futbol takımımız, ne yazık ki Euro 2016 elemelerine çok kötü bir başlangıç yaptı.
Bana göre Türkiye’nin gruptan çıkma ihtimali % 1 bile değildir.
Anlaşılan o ki Fatih Hoca bu kez başarıları ile değil aldığı ücret ile gündeme geliyor.
Basına yansıdığı kadarı ile Fatih Hoca’nın yıllık net ücreti üç buçuk milyon euro civarında. Bu ücret muhtemelen, üç büyük kulübün teknik adamlarına ödedikleri ücretin de altındadır.
Bu nedenle, konu milli takım olunca gerisi teferruattır kabilinden, ücretin üzerinde durulmasını doğru bulmasam da, başarısızlık hallerinde gündeme gelmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Fatih Hoca’nın seleflerinden en önemli farkı, A Milli Takım ile yetinmeyip, Ümit, Genç Milli gibi diğer takımların yönetimini de uhdesinde tutmasıdır.
Bu durum, Milli takımlar seviyesinde gerçek bir rekabetin önünü tıkadığı için, A milli takıma farklı bakışlardan oyuncu gelmesini de engellemektedir. Örneğin Raşit Çetiner döneminde Ümit Milli takım adından hayli söz ettirmiş ve A Milli takıma katkı yapan önemli futbolcular kazandırmıştı..
Tabii burada Federasyonun bu yetkileri toptan Fatih Hoca’ya devretmesinden dolayı başarısızlıklarda Futbol Federasyonunu da pay sahibi yapmaktadır.
Fatih Hoca şüphesiz Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük teknik adamlarından biridir. Futbolculuğunda kendisine duyduğum hayranlık, teknik adamlık döneminde aynı şiddette devam etmedi.
Nedeni de Fatih Hoca’nın futbolcu kişiliği ile Teknik adamlık kimliğini örtüştüremediğim içindir. Konu ile ilgili detaylara girmek niyetinde değilim. Zaten konumuz da bu değil.
Gelelim konuya, Dünya’nın fani ve her canlının da ölümü tadacağı muhakkak olduğuna göre bazı işlerde başarılı da olsak bir noktada “kâfi” demek gereklidir diye düşünüyorum.
Burada, Fatih Hoca’nın teknik adamlığı bırakmasının değil, Milli Takımı bırakmasının vaktinin geldiğini kast ediyorum. İnanıyorum ki Fatih Hoca Türk futboluna daha çok hizmet edecektir. Benim önerim Fatih Hoca’nın Türk Futbolu’nun alt yapısının başına, gerekirse bugün aldığından daha fazla bir ücret ödenerek getirilmesidir.
Çünkü gelecekte alt yapıdan yetişecek Müslüman Türk gençleri, hem ülkemizde hem de yurt dışında büyük kulüplerde görev alarak, ülkemizi maddi ve manevi alanda başarı ile temsil edeceklerdir.
Attıkları gol ya da aldıkları galibiyetlere “Secde” yaparak sevinen, maçtan önce “Dua” ederek maça başlayan ünlü futbolcu kardeşlerimizi sahalarda görmek bu alanda yegane arzumuzdur. Üstelik milyon dolarlarımız da ülkede kalacaktır.
Öte yandan, A Milli Futbol takımındaki başarısızlığı sadece Fatih Hoca’ya yıkmak, Fatih Hoca’ya haksızlık olur. Konunun kulüplerimizde oynatılan yabancı futbolcu sayısı başta olmak üzere çok sayıda parametresi bulunmaktadır. Çoğu Avrupa’da top koşturan önemli bazı oyuncular, sakatlıklarını öne sürerek Litvanya maçında saha çıkmamış. Buna karşın hafta sonu takımlarında aslanlar gibi mücadele etmişlerdir. Bu durumun Fatih Hoca ile bir ilişkisi var mı bilmiyorum. Ama nedeni ne olursa olsun mutlaka ortaya konmalıdır. Türk Milli takımlarında oynamaktan kaçmak bir yana, her sporcunun en büyük ideali olmalıdır.
Fatih Hoca’nın tecrübesinden alt yapıda faydalanırken, acilen A Milli Futbol takımının başına Ertuğrul Sağlam Hoca’nın getirilmesi gerekmektedir. Bu değişim, Euro 2016’yı muhtemelen kurtaramayacaktır. Ancak 2018 Dünya kupası elemeleri için sağlam ve kalıcı bir takımın oluşturulabilmesi için başka çıkar yol görünmüyor.
Ertuğrul Hoca, efendi kişiliği, oturmuş karakteri, Türk milletine uyuşan dokusu ve en önemlisi de futbol becerisi ile milli takımı en çok hak eden teknik adamlarımızdan biridir.
Futbol Federasyonumuzun ve Sayın Demirören’in Ertuğrul Hoca konusunda benden farklı düşündüğünü sanmıyorum.
Futbol seyircisinin kahir ekseriyetinin de bu değişime itiraz etmeyecekleri kanısındayım. Çünkü onlar da başarıya susamış durumdalar.
Yapılacak şey, zaman kaybetmeden, kırmadan, dökmeden, üzmeden, dışlamadan, el birliği gönül dirliği içerisinde bu değişimin gerçekleştirilmesidir.
Eminim ki istenirse, yapılamayacak şey çok azdır.
Bu yazı, şüphesiz usta bir spor yazarının kaleminden çıkmamıştır. Daha önce bir spor yazısı yazdığımı da hatırlamıyorum. Ben sadece “sade bir futbol izleyicisi” olarak duygularımı sizlerle paylaştım, o kadar.

