Tersine Kürek Çekmek
Aslında doğru yöne kürek çektiğimizi zannettiğimiz o kadar büyük yanlışlarımız ve hatalarımız var ki, itiraf etmeyi kendimize yediremiyoruz.
Şunlar-bunlar-onlar-ötekiler-bizler-sizler falan diye ayrım yapmamalı. Tersine kürek çekmek her kesimin başında. Sadece kimse hakikatle yüzleşmek istemiyor.
Tersine kürek çekmeye başlamamızın geçmişi bir hayli eski ve halen bugün hükmünü sürdürmekte.
Dünkü yazımızda Beyan Yayınlarından çıkan iki kitaptan söz etmiş ve eserlerin “takdim” yazılarını Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma hocamın yazdığını kaydetmiştim.
İşte o yazıyı aklıselim sahibi insanlarla paylaşmazsam haksızlık etmiş olacağım hissine kapıldım. Yazı bir soru ile başlamakta:
•
- “Neden bir zaman İslam dünyası her türlü ilim dalında Batı’dan daha üstün bir karaktere sahipken, daha sonra bu üstünlüğü Batı’ya kaptırdı”? Soruyu şunun için soruyoruz:
Aşağı yukarı iki asırdan beri, her alanda Batı’yı taklit edip duruyoruz ve bir türlü aramızdaki farkı kapatamıyoruz.
Ne Tanzimat’la bir yere varabildik ne Cumhuriyet dönemindeki “devrimlerle”! Üstelik ‘harf devrimiyle’ halkımızı bir cehaletin içerisine koyduk ki, senelerce ülkemizdeki okuma-yazma oranı ‘sıfır’ olarak seyretti!
Peki, bu ‘Latin alfabesi’ devrimiyle her şey halloldu mu? Hayır! Esefle kaydedelim ki:
Müslümanların tarihinde ‘Haçlı Savaşları’ dediğimiz hadiseyle, o zamana kadar okuma-yazma oranı sıfıra yakın olan Batı dünyası, Kudüs’ü aldıkları için değil, Müslüman dünyasındaki ilimle tanıştıkları için kazandılar, bu hususu onların biraz insaflı tarihçileri hakkı teslim edip yazmaktadırlar.
Yani Batı dünyası, Haçlı Savaşlarında yüzbinlerce Müslümanı şehit ederek değil, bu insanların medreselerinden öğrendikleri ilimleri ülkelerine taşıyarak kazandı.
Bilindiği gibi Selahaddin, Haçlıları Kudüs’ten çıkarıp tekrar Batı’ya yöneltince, onlar Kudüs’ü kaybettiler fakat Kudüs ve civarındaki Müslümanlardan öğrendikleri ‘ilimi’ başlarına koyup beraber götürdüler.
Nitekim bu ilimle gözleri açıldı ve ‘Rönesans ve Reformlarını’ bu şekilde gerçekleştirdiler. Ne yazıktır ki, Batı dünyası Müslümanlardan mülhem bu ‘ilim cevherini’ alıp, ilmin kapısını aralamış oldular.
Müslümanlar da bunun tam aksine, ‘ilmin kapısını’ kapatıp; ‘dini-felsefi-tasavvufi’ didişmelere başladılar. (Halen başımızdaki en büyük musibet. H.Ö)
Ondan sonra da Batı, ilim ve fende ilerlemeye, Müslümanlar da uzaklaşmaya başladılar.
Mesela alanımızdan bir tek misal verecek olursak; ‘Mouragea D’Ohsson’un, Osmanlı Devleti’ni sosyal açıdan ele alarak,18. yüzyılda kaleme alıp İsveç Kralına sunduğu ‘Tableau Generale de L’Empire Ottoman’ adlı eseri ayarında bir eser, henüz Türk üniversitelerinde yazılmadı, yazılamadı.
Ve bu gidişle yola devam edecek olursak, asla Batı’nın yakalamış olduğu ilmi seviyeye varamayacağız! Çünkü ters yöne kürek çekiyoruz.
Batı’nın ilim ve fendeki ilerleyişini değil, bizimle asla bağdaşmayan ahlaksızlıklarını örnek alıyoruz”. Hocaya şükranlarımızla.
•
Ezcümle:
Kendimiz olmamak için bütün oyunların figüranı olmayı yeğliyoruz maalesef.







