Kaybettiklerimizi Anlarsak Elimizdekilerin Kıymetini Biliriz
Kaybettiklerimizi anladığımız gün, elimizdekilerin kıymetini biliriz ama nedense bunu hep yaşadıktan sonra öğreniriz. Tabi bir süre sonra tekrar eskiye dönerek unutabiliriz.
Bu unutma hali, kaybettiklerimize önem vermediğimiz ve sahiplenmediğimiz içindir. Oysa her kayıp ders olmuyor, bizi yenilemiyorsa, pişmanlıklarımız bitmeyecek demektir.
Kaybettiklerimiz deyince aklımıza sahip olduğumuz eşya, para ve benzeri araç-gereç gelmesin. Kaybettiklerimizden kastım, üzerinde bayrağımızın dalgalandığı topraklarımız, devletimiz ve milletimizdir.
Elbet bu husustaki kayıplarımız, kişiden kişiye değiştiği gibi kendisini topraklarımıza ait hissetmeyen kesimlere göre de değişebilir. Herkes dağarcığında ne varsa onu ortaya koyar.
İnsana ait her kaybın telafisi mümkündür ama telafisi imkânsız kayıplarımızın başında, elbette vatan topraklarımızdan kopan-kopartılan coğrafyamızdır.
•
Geniş Osmanlı coğrafyamız üzerinde bugün 52 ülke vardır. Yüzyıl öncesine kadar bir kaymakamla idare ettiğimiz yerlerde günümüzde devlet namlı ülkeler bulunmaktadır.
Bugün sıkışıp kaldığımız 780 bin km’lik topraklarımızı, devletimizi ve milletimizi hâlâ hem içeriden hem dışarıdan parçalama hırsları sürmektedir.
Hamdolsun ki, millet iradesinin hâkim olduğu bir devlet-millet bütünleşmesiyle yönetime sahibiz de iç ve dış ihanetlere karşı askerimiz, polisimiz, hükümetimiz ve sağduyu sahibi milletimiz tek yürek olarak mücadele edebilmektedir.
“Kaybettiklerimizi anlamazsak, elimizdekilerin kıymetini bilemeyiz” üzerine kısa kısa bir hatırlatma yapmak isterim.
•
Devlet-i Aliye’nin onyedinci yüzyıl başında yüzölçümü 22 milyon km civarındadır. Nüfus ise yaklaşık 100 milyondur. Yerkürenin en güçlü devletidir.
Tanzimat’la birlikte çöküş devri başlar ve bugünkü Batıcıların o günkü nesilleri, ülkeyi Batı’ya peşkeş çekme çabasındadır ve önlerindeki tek engelleri, II. Abdülhamid Han’dır. Abdülhamid’den sonra Batılılar ahtapot gibi üzerimize saldırmışlardır.
İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılında yüzölçümümüz 9 milyon km’ye düşer.
1908’den 1918’e kadarki devrede, İttihatçıların ülkemizi Batılılara sundukları 10 yıllık tasfiye hareketi sonunda, elimizde 780 bin km kalır.
Oysa yüzyıl öncesine kadar Ortadoğu’da tek devlet vardır. Osmanlı Devleti. Bağdat, Şam, Halep valilerimizle yönetilmektedir.
- Peki, bizi bu hale kim getirdi? Sorunun cevabı o kadar açık ki, üzerinde durmaya gerek yoktur. İçteki ve dıştaki ihanetçilere bakmak yeterlidir.
•
Ezcümle:
Batı ile ve Batı tapıcılarıyla hesaplaşmadan ne kayıplarımızı anlayabilir ne elimizdekinin kıymetini bilebiliriz ne de Batının oyunlarının sonu gelir.
Tanzimatçıların, İttihat ve Terakkicilerin Batılılaşma adına gözleri dönmüşçesine Haçlılardan imdat beklemelerinin bedelini hâlâ ödemekteyiz.
Batılı olmakla, onları taklit etmekle değişeceklerini ve kalkınacaklarını zannedenler, koca bir devleti çöküşe götürdüklerini görememiş olamazlar.
Kendi menfaatlerinin peşine düşen Tanzimat ve İttihatçılar, “Batının çıkmaz bir sokak olduğunu” söyleyenleri anlamak yerine düşman kesilmişlerdir.
Bugün Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve “Cumhur İttifakına” muhalefet edenlere bakıldığında aynı zihniyetin devam ettiği rahatlıkla görülebilir.







