İbadet Hayatımızı Kuşatan Üç Tehlike -2-
Dün Mehmet Görmez hocamızın “İbadet Hayatımızı Kuşatan Üç Tehlike” hususunda tehlikeleri özetle yazmış, bugün de çarelerini paylaşacağımızı duyurmuştuk.
Bugün dindarlık; din-ahlak ilişkisini kuramıyorsa, iman-amel ilişkisini birbirinden keskin hatlarla ayırıyorsa, bu ibadetlerimizin ahlaki boyutlarını kaybetmesindendir.
Kur’an ve sünnet, her fırsatta bizi bu üç tehlikeye karşı uyarmış ve bu tehlikelerin çarelerini de bütün yönleriyle göstermiştir.
Birinci çare:
İbadetlerimizdeki şuur ve bilinci diri tutmak, akıl ve tefekkürümüzü sağlamlaştırmak için ibadetlerin metafiziği, anlamlar ve semboller dünyası üzerinde düşünmektir.
Zira Allah’ın en önemli esmasından birisi el-Hakîmdir. Rabbimizin her fiilinde, her emrinde, her yaratışında hikmetler vardır.
İnsana düşen görev, aklın en büyük ibadeti tefekkür ile bu hikmetleri anlamaktır. ‘Hikmetinden sual olunmaz’ deyip bir kenara çekilmek doğru değildir. Daima hikmet arayışında olmak gerekir.
İkinci çare:
Kalbin en büyük eylemi olan niyeti sağlamlaştırmaktır. İhlas ve samimiyetten ayrılmamaktır. Zira niyet her ibadetin kıblesidir. O kıblede; sadece Allah vardır. Sadece vechullah vardır. İhlas vardır. Samimiyet vardır. Ona olan şükrümüz vardır. Hamdimiz vardır. Muhabbetimiz vardır. Bağlılığımız vardır. Huşu vardır. Kurbet vardır. Ona yakın olma arzusu vardır. Kalpleri her türlü kötülüğün işgalinden kurtarmak vardır.
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle kalbi paslanmaktan, katılaşmaktan, kilitlenmekten, hatta hastalanmaktan, körleşmekten ve sonunda mühürlenmekten korumak vardır.
Üçüncü çare:
Daima ibadet-ahlak ilişkisini diri tutmaktır. İbadetin nihai gayesi ahlaktır. Ancak böyle bir bilinçte olan bir mümin, ibadetleriyle her daim yeni bir ahlak inşa edebilir. Bunun önemli bir parçası da helal lokmadır, helal kazançtır.
Bu nedenledir ki, Allah Resulü, Sa’d b. Ebî Vakkâs’a:
‘Yediklerinin helâl olmasına dikkat et ki, ibadetlerin/duaların kabul olsun’ buyurmuştur.
Elbette biz kişinin niyetini bilemeyiz. Ancak, İslam’ın din-ahlak, ibadet-ahlak ilişkisine dair ortaya koyduğu ilke ve esaslar sayesinde, bir ibadetin makbul olup olmadığını anlayabiliriz.
Zira bir ibadetin Allah nezdinde kabul olup olmadığını, o ibadetin bizde ahlaka dönüşüp dönüşmediği belirler. Buna göre ibadet, kişinin hayatında bir ahlaka dönüşmüşse bu, onun ibadetinin Allah nezdinde makbuliyetini gösterir.
•
Bir kez daha ifade etmek gerekir ki, ahlak ibadetin gayesidir. İbadetin Allah nezdindeki kabulünün en büyük tezahürü; evde, çarşıda, pazarda, okulda her hâlükârda ahlaki davranışlara dönüşmesidir.
Bugün ibadetin ahlak boyutunu kaybetmemek için Kur’an’ı bir ahkâm kitabı olarak okuduğumuz kadar bir ahlak kitabı olarak da okumalıyız.
İbadetlerimizi ahlaka dönüştürebilmek için sünneti bir ahlaki davranışlar manzumesi olarak yeniden ele almalıyız.
İbadetler, yükümlülükten, vebalden kurtulmak için değil; Rabbimizle buluşmak, ona yakın olmak için yapılır. Yakınlık, ancak gaye ile gerçekleşir. Gaye de iyiliktir, ahlaktır, merhamettir.







