Eğitimde yerlileşmek ve millileşmek
Öncelikle “Maske, Mesafe ve Temizlik” üçlüsüyle sürecek olan 2020-2021 eğitim öğretim yılı hayırlı olsun.
Öyle anlaşılıyor ki, zorlu bir eğitim öğretim yılı olacak. Çünkü eğitim meselesi bizim en çetrefilli alanlarımızdan birisidir.
Anaokullarımız dâhil, üniversitelerimize kadar eğitim öğretim kurumlarımızın bütününde her yaştan her ferdimiz, köylerimizden büyük şehirlerimize kadar nerede ise orada kendisinin “özel” olduğuna inanmakta ve kendisiyle kurulacak iletişimin de bu çerçevede olmasını istemektedir.
Bu anlayışın sebeplerinden birisi de maalesef tedavisi oldukça zor olan birbirimizle yarışma hastalığımız neticesindeki bencilleşmemizdir.
Nasıl bu hale gelindi, irademizi bizi bu noktaya getiren etkenlere nasıl teslim olduk da kendimizi tahlil edemez olduk, orasını ben de çözemiyorum. Bu konuda laf çok icraat yok.
Hemen her birimiz, belki yüzlerce sebep sayacağımız gibi çareler de üretebiliriz ama nedense söylediklerimize biz değil de hep başkalarının uymasını bekleriz.
İşte çetrefilli bir durum da bu halimizdir. Geçelim.
•
Öncelikle anaokullarından üniversitelere kadar eğitim-öğretime başlayacak olan mefkûre sahibi yerli ve milli düşünce sahibi tüm eğitimcilerimize sabırlar-başarılar dileyelim.
Sanki derdimiz azmış gibi bir de Covid-19 var. Yediden yetmişe hepimizi birbirimize karşı şüpheye, endişeye ve paniğe sevk etmekte! Şimdi sorunun yeri geldi soralım.
“Durum bu iken yazının başlığı neyin nesi peki”? Cevaplamaya çalışalım.
Devletimiz ve milletimiz, “inkılaplardan” bu yana eğitimde yerlileşememek ve millileşememek gibi ciddi bir tenakuzla ve direnişle yaşamaktadır.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın devletin yönetimine geçtiği senelerden bu tarafa en çok üzerinde durduğu mesele, eğitim-öğretimimizin millileşmesi ve yerlileşmesi olmuştur.
Elbet belli bir mesafe alınmıştır ama ortada iki yüz yıllık bir tahribat vardır ve bu tahribatın tahriplerini, tahripçilerini tesirsiz hale getirmek hâlâ mümkün olmamıştır.
Bu sebeple; ne pahasına olursa olsun, eğitimde yerlileşmek ve millileşmek, istiklalimiz ve istikbalimiz için olmazsa olmaz şartların en başında gelmelidir.
•
Devletimize, bayrağımıza, vatanımıza, dinimize, milletimize ait milli bir kimlik, ancak eğitim-öğretimle ve kültürel faaliyetlerle verilebilir.
Ne yazık ki medyada-sosyal medyada, muhalefetin “sağ-sol kesiminde”, kapitalizmin “sadece tüketin” kanadında, halkımızı kimliksizlik ve kişiliksizlik selinde boğma gayreti vardır.
Milli kimliğin oluşmasında ve bozulmasında üç ana unsura dikkat etmek gerekir.
-Birincisi, “biyolojik ve psikolojik verasettir”.
-İkincisi, “aile ve çevresidir”.
-Üçüncüsü, “dış çevre etkileridir”. Burada okul başta olmak üzere, sokak-mahalle ve kültürel-siyasal ve sosyal mekânlar ile orada iletişim içerisinde olunan kişi yahut kişilerdir.
•
Ezcümle:
Eğitim öğretimde tüm tahsil hayatın temeli atılırken, yerli ve milli kimliğin oluşmasındaki unsurları göz ardı etmemelidir.
Bunlar; “din, dil, müşterek tarih, folklor, edebiyat ve bunları besleyen tüm örf, adet ve geleneklerdir.







