Devletimizin sahibi milletimiz değil midir?
Başlıktaki soruyu ilköğretimden yükseköğrenime kadar eğitim görmüş aklıselim sahibi her yaştan kime sorarsak, “Devletimizin sahibi elbet biziz, milletimizdir” diyecektir.
Bu hakikati, siyasette CHP ve onlara baston vazifesi gören siyasetçi-vesayetçi zihniyet anlamak istemiyor. Bu yüzden de bir türlü ne milletimizle ne devletimizle barışabiliyorlar.
Kendisini topraklarımıza ait hisseden her ferdimiz pekâlâ bilir ki, devletimizin sahibi milletimizdir ve milletimiz de devletini kendi adına kimlere yönetme yetkisi vermek istiyorsa onlara yetki vermektedir.
Muhalefet ile vesayetçi zihniyetin hazımsızlığı bu gerçeği kabullenememelerindendir. Halkımıza müracaat etmek yerine, darbeye-tehdide-şiddete meyletmektedirler.
•
27 Mayıs 1960’tan bu tarafa milletimiz darbelerle ve tehditlerle yaşamaktadır. Bugüne kadar hangi darbe ve tehdit, halkımız nezdinde kabul görmüş ve reddedilmemiştir?
Mesela 27 Mayıs darbesinden sonra CHP ve ürünü partiler, sağdan baston olmadan hükümet ortaklığı dışında iktidar yüzü görmüş müdür? Gördükleri de çok kısa sürmemiş midir?
Yine aynı tarihten itibaren, darbeye kalkan ve tehdit eden vesayetçilerin hangisinin halkımız nezdinde itibarı vardır ve güvenilmektedir?
Peki, nasıl oluyor da bu kadar açık ve net meseleler anlaşılmayıp; ısrarla-inatla, ipe-sapa gelmez bahanelerle, milletimizin-devletimizin huzurunu kaçırmak istemektedirler?
Bu zihniyet; toplumumuzu devletinden saf dışı bırakma zihniyetidir. Öfkelerinin ve hadsizliklerinin zuhurudur. Millet iradesine karşı durarak, milli iradeyi hiç saymaktır.
İşte bu sebeple halkımız ne dün ne bugün ne de yarın, devlet-millet bütünlüğüne zarar veren hiçbir kesim ve kimseye prim vermemiştir, vermeyecektir, bir kere daha vermediği de görülmüştür.
•
Başka dünya devletlerini, ülkelerini bilemeyiz ama bizim halkımızın nezdinde devletimizin varlığı ve vazgeçilmezliği, dini ve milli değerlerimizle aynı mesabededir.
Milletimizin çok büyük ekseriyetinin inancında devletin varlığı, “Kelime-i Şehadet- Kelime-i Tevhid” ölçeğinde ve içeriğinde ele alınır.
“Kelime-i Tevhid’in”, “Kelime-i Şehadetin”, “Ezanın”, “Kur’an’ın” okunması ve sahiplenilmesi, devletimizin istiklali ve istikbaliyle mümkündür.
Siyasetin bir kısmı maalesef bu gerçeği anlamamak için direnmekte ve hatta bu inanca karşı mücadele etmektedir. Sonra da kalkıp, her türden terör ve darbeye müsamaha göstermektedirler.
Şu son hadisede bile milletin yanında olması gerekenler, vesayetçilere prim vererek, halkımızı karşılarına almışlardır. Sanki tüm bu olup bitenleri milletimiz görmüyor, bilmiyor, anlamıyormuş gibi.
Halkının inancıyla barışmayan, barışmadığı yetmiyormuş gibi kavgayı, anarşiyi, kargaşayı özleyen siyasetçilerin, millet iradesiyle iktidara gelmesi ham hayaldir.
Gerçi onların da zaten böyle bir beklentileri yok. Bu sebepledir ki; terörden, anarşiden, darbelerden ve darbe imalarından bile medet ummaktadırlar.
•
Ezcümle:
Bu topraklar; 14 asırlık ilahi inancın varisidir. Bu varis, kıyamete kadar yaşayacaktır. Hele bir Anadolu’yu dolaşın. Her köşesinde varise manevi bekçilik yapanlarla, maddi bekçilik yapanlar göreceksinizdir.







