Devlet İşte Budur
Öncelikle İzmir ve çevresinde meydana gelen deprem sebebiyle hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek bütün milletimize geçmiş olsun.
Herkesin bildiği gibi deprem kuşağı bir coğrafyada yaşıyoruz. Böyle bir coğrafyada yaşamak için öncelikli şart, tedbirli olmak ve tedbirler eşliğinde yaşamaktır.
Uzak-yakın tarihimiz depremlerle doludur. Son depremlerden biri Elazığ, ondan önce Van ve daha büyük çapta olanı ise 17 Ağustos Marmara depremidir.
17 Ağustos 1999 depremini yaşayanlar hâlâ o günleri büyük acıyla anmaktadırlar. Çünkü o tarihlerde devlet kâğıt üzerinde vardı ve vatandaşa elini uzatacak mecali yoktu.
Mecal bulduğunda da depremden daha acı hadiseler meydana gelmişti.
Milletin yaralarını sarması gereken devlet, ideolojik davranarak, “Laiklik” adına milletimizin yardımlarının önünü kesmekteydi.
Daha da vahimi dışarıdan gelen yardım paralarını memur maaşı olarak dağıtmaktaydı.
12 Kasım Düzce depreminde de büyük acılar yaşanmıştı.
İnsanlar evlerinin yıkılmasına, ölümlere değil, ayakta kalanların sırtına alacağı battaniyeleri, “bilmem ne derneğinden” geldi diye yardımları alamamalarıydı.
İnsanlar açlıktan bir tas çorba beklerden, filan hayır kurumunun çorba dağıtılması engellenmekteydi. Ekmek dağıtan arabalar depremzedelerin bölgesine sokulmamaktaydı.
Sakarya ve bölgesinde can pazarı yaşanırken, dönemin Başbakanı B.E. medyaya; “Bazı bölgelerimizde telefonlar kesik olduğu için haber alamıyoruz” diye beyanat veriyordu.
Başbakan bu beyanatları verirken, dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in; arama, kurtarma ekibi ve ekmek fırınları çoktan Sakarya’da iş başındaydı.
“Şimdi bunları hatırlatmak doğru mu?” Elbet değil! O zaman niye hatırlıyoruz söyleyelim.
•
İzmir ve çevresinde deprem meydana geldiği andan itibaren devlet-millet birliğinin nişanesi olarak devlet anında deprem bölgesindeydi ve derhal yaralar sarılmaya başlanmıştı. Hiçbir depremzede vatandaşımız (kötü niyetliler hariç) kendisini yalnız hissetmedi.
Devletimiz bütün bakanlarıyla, kurum ve bürokratlarıyla bölgedeydi ve yıldırım hızıyla çalışmalara başlamıştı.
Belki yine yeri değil ama depremin ilk dakikalarında, millet ve devlet depremle ilgili canhıraş şekilde yardım için harekete geçerken; bir başkaları da fitne, fesat için harekete geçiyor ve sosyal medyada bayram ediyordu.
Malum şahıs ve şahıslar, Kızılay binasının depremde yıkıldığını duyuruyor ve bayram ediyordu. Bu bayrama destek verenler de devlete küfrediyordu.
Oysa Kızılay binası yıkılmamıştı ve Kızılay ekipleri yaraları sarmak üzere yıkıntılar arasından insan kurtarıyordu.
Eğer bir ferdi olduğunuz devlete karşı düşmanca bir aidiyete sahipseniz, küçük büyük bütün afetlerde işte böyle şeyler sergilersiniz.
•
Ezcümle:
Başta Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan olmak üzere; bütün bakanlarımız, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve tüm devlet kurumlarımız, Kızılay ve diğer sivil toplum kuruluşlarımız, sağduyu sahibi milletimiz, devlet-millet bütünlüğünün büyük şerefini korumuş ve gereğini yerine getirmişlerdir.
Rabbim cümlesinden razı olsun.







