Bastığın yeri toprak diye geçme
Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Mehmed Akif Ersoy. İstiklal Marşı’ndan.
…………………..
Haçlı saldırılarının en büyüğü olan Gelibolu yahut Çanakkale Savaşı’nın üzerinden 106 yıl geçti. Büyük zaferin elbet her günü esasında bir istiklal ve istikbal günüdür.
Yedi düvelin kesin ve dönüşü olmayan bir istila, işgal, esaret ve sonuç itibariyle de dünya haritasından silmek üzere yola çıkıp, Çanakkale’de durduruldukları günün her anı her saniyesi, milletimizin göğsünde söndürdüğü bir ateş topudur.
Gelibolu Yarımadası ve civarının her santiminde şehitlerimiz yatmaktadır ve her zerresi şehit kanıyla sulanmıştır.
Dünyadaki savaşlar tarihini inceleyen, araştıran ve okuyanlar, Haçlı ordularının karşısında böylesine zayıf silahlarla savaşan ve Marmara’ya, dolayısıyla bütün bir Anadolu’ya geçit vermeyen başka bir ordu ve millet tanımamış ve tarihler de yazmamıştır.
Meramımızı Çanakkale Destanıyla Mehmed Akif Ersoy anlatsın:
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vadilere, sağanak sağanak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
…………
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Elbet esas olan, bu zaferi millet ve devlet nezdinde koruyarak ve anlatarak devam ettirmektir. Her santiminde şehitlerimizin yattığı, her zerresinin şehit kanıyla sulandığı topraklarımızdaki zafer şuurunu, yediden yetmişe her ferdimize verebilmektir.
Yüzaltı yıl önce, yokluklar ve yoksulluklar içerisinde, ayaklarında çarıkları olmayan, kışın siperlerde silahlarını bağırlarına basarak geceleyen ve sabah olduğunda donmuş silahını bağrından derisini kaldırarak söküp, düşman üzerine yürüyen kaç millet bulunabilir.
Böyle bir haslet, sadece amentüsü sağlam bir milletin işidir. Tevhid Sancağının sahiplenilmesiyle mümkündür. Yine meramımızı Çanakkale Destanına yükleyelim:
…………..
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
………………….
Ezcümle, Çanakkale Destanından gelsin.
Yalnız şu hakikati de hatırlatalım ki, hâlâ Haçlıların ve içimizdeki yandaşlarının, uşaklarının, istiklalimize karşı mücadeleleri devam etmektedir.
Şükür ki, merhum Mehmed Akif Ersoy’un tarif ettiği “Asım’ın Nesli” ruhu, tüm ihanetlere rağmen ayaktadır ve millet devlet bütünleşmesini sağlamaktadır. Ne diyor Akif:
……………
Asım’ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!







