Aileyi Konuşmayı Gericilik Sanıyorum
Sizleri bilmem ama şahsen “aile” üzerine yazmaya ve konuşmaya artık çekiniyorum. Sanki Taş Devrinden söz ediyorum gibime geliyor.
Çünkü görevi kamuoyunu aydınlatmak olan medyanın büyük kısmı, yaptıkları işi cüzdanlarına, lüks yaşam hırslarına ve kapitalizme hibe etmiş vaziyetteler.
Televizyon ve gazetelerin internet sayfalarında her türden cinayet ve benzeri haberlere bakınca, bu ülkede “aile” mefhumundan söz etmenin ayıp sayılacağı hissine kapılıyorum.
Günde onlarca cinayet, hırsızlık, gasp, taciz ve benzeri haberlerle ortalık çalkalanıyor. Ayrıca çalkalanmayı sosyal medya da binlerce garip yorumlarla ayyuka çıkarıyor.
Bu arada meselenin daha da vahimi, olup bitenlere ısrarla tek taraflı bakılıyor! Haberlerin gerçek yönü sorgulanamıyor.
Kazara sorgulayanlar olunca, kişisel ve cinsel özgürlüklerden dem vurularak hakikatlerin üzeri örtülüyor!
……………
Bu sebeple aile üzerine yazmak, milattan önceye dayanan mitler gibi geliyor ve çağ dışı bir hususmuş gibi değerlendiriliyor.
Aileyi koruyan bütün mefhumlar, kriterler, medyanın insanı esir aldığı hız ve haz çağının silahıyla vuruluyor.
Bu silahın en tehlikelisi ise “sürekli daha çok harca” baskısıdır. Maalesef aklı başında ekonomistler, sosyologlar, psikologlar da çıkıp:
- “Ey insanlar! Yapmayın-etmeyin, bu gidiş hayra alamet değil, hepimiz aynı gemideyiz, hız ve hazzın sonu gemiyi batırır” demiyorlar.
Bunları söylerken içimden bir ses “Sana ne be adam. Var git işine bak” diyor.
Bu sese kulak vermem gerekirken, işte böyle boşboğazlık ediyorum. Madem başladım, bari biraz daha boşboğazlık edeyim.
………………
Haz ve hız çağının en önemli hastalıklarından birisi hatta tedavisi bile tüketime hizmet eden rahatsızlıklardan birisi, “emanet ve ehliyet” inancının çökmesidir.
Hangi inanç, ideoloji ve siyasi yelpazeden kim olursa olsun, sorulsa ki; “Varlığınız size emanet değil mi” denilse, sevecen ve sahiplenen bir şekilde “Elbette emanet” diyeceklerdir.
Tabi her can-ruh sahibine emanettir. “Peki, bu emanete sahip çıkma ehliyeti, bizim ihtiyarımızda mıdır, yoksa dış etkenlerin esareti altında mıdır” denilse, acaba nasıl cevaplar verilir?
Azizler! Tüketim ve kaygı çağındayız. Kaygı tüketimin hızını sürekli katlayan bir hastalıktır. Kişi kaygılandıkça maddi-manevi birçok şeyini tüketir ve ne emanete ne ehliyete sahip çıkabilir.
Gelin, “emanetlerimizi ve ehliyetlerimizi”, haz ve hız çağının sürüklediği bataklığa armağan etmeyelim. Bu bataklığa girenleri medyada görüp durmaktayız.
Bunun için yine “aile” diyeceğim. Çünkü “aile olma” inanç ve bilincinin muhafaza edemediği hiçbir kaybı, başka hiçbir güç koruyamaz.
………………
Ezcümle:
“Fert ve aile birliğini hıfzeden en önemli temel değer, birbirimize emanet olduğumuzu bilmek ve birliğimizi ehliyetli eller vasıtasıyla devam ettirmektir.
Ehliyet ve emanet yoksulluğu, aileyi parçaladığı gibi aklı ve ruhu da parçalar.”







