son yıllarda kanser araştırmaları, bağışıklık sisteminin erken kanser hücrelerini her gün fark edip yok etmede düşündüğümüzden çok daha önemli rol oynadığını gösterdi. Bağışıklık sisteminin büyük bir bölümü kalın bağırsağın iç yüzeyinde yer alıyor ve burada bağırsak mikrobiyotasıyla, yani bağırsakta yaşayan milyarlarca bakteri, virüs ve mantarla yakın ilişki içinde çalışıyor. Ultra işlenmiş gıdalar, hem lif eksikliği hem de emülgatörler, tatlandırıcılar ve boyalar gibi yeni kimyasallar nedeniyle bu dengeyi bozabiliyor. Uzmanların dikkat çektiği ikinci başlık pestisitler ve yabancı ot ilaçları. Meyve ve sebzelerin yüzeyinde, ayrıca kahvaltılık gevrekler gibi bazı ürünlerde bu maddelerin kalıntıları bulunabiliyor. 1960’lardan bu yana bu maruziyetin arttığı, her ne kadar bazı bölgelerde düşüş yaşansa da tamamen ortadan kalkmadığı belirtiliyor. Uzmanların önerisi ise temkinli davranmak. Organik ürün tercih etmek, özellikle yüksek pestisit riski taşıyan meyve ve sebzeleri iyi yıkamak ve bahçecilikle uğraşanların düzenli pestisit kullanımını azaltması bu önlemler arasında sayılıyor. Bununla birlikte, pestisit korkusuyla meyve ve sebzeden tamamen uzak durmanın daha büyük hata olacağı da belirtiliyor. Çünkü bitkisel çeşitlilikten gelen faydalar, bu risklerden daha ağır basıyor. Öte yandan, sorunun kaynağı gıdanın kalitesinde değil, her hanedeki uygunsuz saklama alışkanlıklarında yatıyor olabilir. Bu durum sadece masrafları etklemekle kalmaz, aynı zamanda gıda israfının artmasına da katkıda bulunur. Hindustan Times'a göre, bunun yerine, sadece birkaç alışkanlığı değiştirerek, yiyecekler daha uzun süre saklanabilir ve daha verimli kullanılabilir. Nem ve sıcaklık Purdue Üniversitesi'nde (ABD) gıda güvenliği doçenti olan Amanda Deering'e göre, sebzeler bakteri, maya ve küflerden oluşan doğal bir mikrobiyom içerir. Bu mikroorganizmalar yeterli nem ve doğru sıcaklık olduğunda gelişir.