• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Vesayet ve siyaset

21 Şubat 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Rahmetli Demirel, ne zaman “şapkasını alıp gitti” diye eleştirilse, “Karşımda üç sehpa var” derdi. İmralı Adası’na kurulmuş sehpalarda hayatları tüketilen Başbakan Adnan Menderes’e, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’a atıfta bulunurdu.

“Öğretilmiş çaresizliğin” ürettiği böylesine derin bir korku altında siyaset yapmak insanı ister istemez ürkekleştirir… 

Ürkek yöneticiler, kendilerini temsil görevi vermiş halkın çıkarlarını yeterince koruyamazlar... Her adımlarını temkinli ve tedbirli atmak zorunda kalırlar… Darbeleri, idamları hesap ederler… Sürekli olarak askeri koklamak mecburiyetini hissederler…

Böyle durumların en vahim sonucu ise siyasetin “vesayet” altına girmesidir…

“Vesayet” altına giren siyasetten memlekete hayır gelmez. “Vesayet” altında bir siyasetle millet menfaatlerini koruyamazsınız. Dizginleri kaptırmışsanız, atın size ait olması bir şey ifade etmez. Çünkü atınızı istediğiniz yere götüremezsiniz. At sizi istenilen yere götürür.

Memleketin dizginlerini yıllar boyu askerler tuttu. İpin ucu askerin eline geçmeye görsün, siyasetçi yanlış yapsa da o ip çekilir, doğru yapsa da…

Nasreddin Hoca fıkrasında olduğu gibi…

Nasreddin Hoca gencecik çağlarında henüz bir “molla” iken gittiği köy camiinde vaaz vermek istemiş. Cami imamı, çarnaçar kabul etmiş genç mollanın arzusunu, ama şöyle bir şart koşmuş: “Serçe parmağına ip bağlayacağım, yanlış bir şey söylersen ipi çekeceğim. O zaman sen de yanlışını düzeltirsin.”

Molla Nasreddin teklifi kabul edip kürsüye çıkmış. “Kale” diye başlamış, fakat ip anında çekilmiş…

“Kûle” diye değiştirmiş yanlış başladığı zannıyla, lâkin ip yine çekilmiş. Bu kez, “kile”yi denemiş, ip tekrar çekilmiş…

Genç Molla Nasreddin, nihayet işi fark etmiş, imamın kendisini kıskandığını, ne dese ipin çekileceğini anlamış:

“Ey cemaat” demiş, “İpim kalleşin eline geçti, bu durumda size vaaz vermem mümkün değil.” Kürsüden inmiş…

İpin ucunu kaptırırsanız, yanlış yapsanız da doğru yapsanız da çekerler. Sonunda siz de yanarsınız, ülke de yanar! 

Kaç kez yanmadık mı, anlamsız ve gereksiz darbelerin narına?..

Siyaset çare üretme sanatı olmaktan çıkıp bizatihi kendisi çaresizleşmedi mi?..

Bu yüzden kimi siyasetçiler sehpaya, kimiliri sürgünlere gitmedi mi?..

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan işte bu kasnağı kırdı…

Bu korkuyu yendi…

Bu çaresizliği aştı.

27 Nisan’da “e-muhtıra”yı dayatan ve siyasete yine namlu gösteren dönemin Genelkurmay Başkanı’na, “dur!” demedi mi? “Dur! Söz milletindir”…

15 Temmuz’da tüm aile bireyleriyle birlikte ölüme meydan okumadı mı?..

Sahaya inmedi mi?..

Direnen kalabalığa karışmadı mı?

Aynı saatlerde Sayın Kılıçdaroğlu’nun ne yaptığı hâlâ meçhulümüz!

O işgal hareketi başarılı olsaydı, Türkiye’nin ne olacağı da meçhul. Ama her halde en az elli sene sürecek bir “dış vesayet” dönemi açılırdı.

Tehdit ve tehlike hâlâ geçmedi. Bu yüzden Türkiye cesur siyasetçilere her zamankinden daha fazla muhtaçtır.

Bilmem anlatabildim mi? 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23