• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Varlık mücadelemiz

03 Mayıs 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Biz devlet ve millet olarak varlık mücadelemize yeni başlamadık: 1800’lerin başından beri (yaklaşık 250 yıl) “varlık mücadelesi” veriyoruz.

1800’lerin ortalarında, İngiltere öncülüğünde yapılan “paylaşım projesi”nin gereği olarak, Osmanlı Devleti, yoğun bir savaş baskısı altına girdi...

Baskının kaynaklarından biri Avrupa, diğeri Rusya idi...

Avrupa içimizdeki azınlıkları kışkırtıp silâhlandırarak isyana ve teröre yönlendirirken, Rusya, Sırpları kışkırtıyor, bunun sonucu olarak Bosna-Hersek ve Karadağ’da başlayan isyanlar, Avrupa’nın yarısını ve Osmanlı Devleti’ni derinden etkileyip sarsacak kadar büyük savaşlar doğuruyordu. 

Rumî Takvim’e göre “93 Harbi” dediğimiz 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti’ne yeni başlangıçlar yaptıracak kadar önemli sonuçlar verdi.

Osmanlı Devleti, Meşrutiyetilan ederek siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda büyük değişikliklere yol açacak olan anayasal parlamenter sistemi yürürlüğe koydu. 

Nisan 1877’de, Rusya’nın savaş ilanıyla Kafkas ve Balkan cephelerinde başlayan çarpışmalar, Osmanlı kuvvetlerinin sürekli olarak geri çekilmesiyle sonuçlandı. Ruslar, Batıda Plevne’yi düşürdükten sonra, Balkanlar’ı boydan boya istila ederek, Ayastefanos’a (Yeşilköy’ün o zamanki adı)kadar geldiler. Bir de “Zafer Anıtı” diktiler.

Doğuda ise Ardahan, Oltu ve Kars’ı alarak Erzurum’a girdiler. 

Bu esnada, Osmanlı Devleti’nde ekonomik kriz had safhada idi. Salgın hastalıkların yayılması parasızlık yüzünden engellenemiyordu. Halk, fakirlikten ve salgın hastalıklardan kırılıyordu. 

“Ayastefanos Andlaşması” bu şartlarda imzalandı. Bu andlaşma ile Osmanlı, Balkanlar’da Avrupa’daki topraklarının neredeyse tamamına yakınını kaybetti. Batum, Kars, Ardahan ve Doğubeyazıt Ruslara bırakıldı. Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığına kavuştu. Bulgaristan Prensliği kuruldu. 

Bir taraftan da, Osmanlı Devleti ağır savaş tazminatı ödemeye mahkûm edildi. Bu durum ağır ekonomik şartlarla bütünleşince, korkunç bir çöküntü meydana geldi. Yavuz ve Kanuni dönemlerinde ağzına kadar altın dolu olan Osmanlı Hazinesi, artık namerde muhtaç haldeydi: Devlet azınlıklara mensup Galata Bankerleri’ne boyun eğip borç alıyordu. Kısacası her anlamda karışık, hattâ kaotik bir döneme girilmişti. 

Bütün bunlar, dünyaya hükmetmeye alışmış Osmanlı insanının üzerinde derin izler bırakması kaçınılmazdı. İnsanların onuru zedelenmiş, umudu kırılmıştı...

Haliyle aydınlarımız şaşırmış, “Batıcılık”, “Türkçülük”, “İslâmcılık” ve “Osmanlıcılık” arasında paramparça olmuştu.

Aydın takımında şaşkınlık kol geziyor, herkes birbirini suçluyor, tek çözüm önerisi Bediüzzaman’dan geliyordu. Avrupa’nın saldırılarından kurtulmak için Avrupalı olmak gerektiğini telkin eden aydınlara karşı, o Türkiye’nin geleceğine şöyle sesleniyordu:

“Ey bu vatan gençleri! Frenkleri (Batı’yı) taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına (fikirlerine) ittibâ edip (tabi olup) emniyet ediyorsunuz (güveniyorsunuz)? Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz! Âgâh olunuz ki (biliniz ki), siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe (tabi oldukça), hamiyet (gayret) dâvâsında yalancılık ediyorsunuz! Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır (küçümseme) ve millete bir istihzâdır.” (Lem’alar, On Yedinci lem’a, Beşinci Nota).

Bu öneriler manzumesi, bence günümüzde de gerekli ve geçerlidir. 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23