• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Tanzimat, Islahat, derken AB ve Şanghay Beşlisi

23 Kasım 2016
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi sürecini anlatan dünkü yazımızı şu atasözü ile bitirmiştik: “Tilkinin kırk hikâyesi var, kırkı da tavuk üzerine.” 

Avrupa’nın tüm hikâyeleri, “Nalıncı keseri” gibi kendine yontar. Sonunda yonga da keser de kendisine kalır. 

1839’da “Tanzimat Fermanı”nı ilan eden Osmanlı, çok daha fazlasını isteyen Batılı büyük devletlere 17 sene kadar direndi. Avrupa’nın oyalama taktiğini kısmen fark etmiş, ama artık iş işten geçmişti: Bir kere “Uzun ince bir yola” girilmişti.

28 Şubat 1856’da “Islahat Fermanı”nı yayınladı. Osmanlı şemsiyesi altında yaşayan azınlıklara daha fazla “hak” tanıdı. Bu tarihten bir hafta kadar sonra da, Osmanlı’nın yaptığı yeni reformları görüşmek üzere Batılı büyükler “Paris Konferansı”nı topladı.

Konsey, Osmanlı Devleti’nin ıslahat (iyileştirme) projesini değerlendirecek, ancak ondan sonra Avrupa Konseyi’ne (şimdiki Avrupa Birliği yerine o tarihte Avrupa Konseyi vardır) girip giremeyeceğimize karar verecekti.

Zaman sıkışıktı. Hemen bir şeyler yapılması gerekiyordu. Osmanlı Devleti 28 Şubat 1856’da ‘‘Islahat Hatt-ı Hümâyûnu’’nu yayınladı.

Bu fermanla “Gâvura gâvur denmeyecek” ironisi de aşılıyor, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Hıristiyanlarla Museviler devletin kurucu unsuru olan Türklerin de önüne geçerek, “imtiyazlı sınıflar”a dönüşüyordu.

Batı dünyasının öteden beri tüm hikâyeleri aynı: Tümü kendi çıkar hesaplarını yansıtır. Ama hepsini gerçekleştirsek bile, bizi kendi camiasından uzak tutmanın bir yolunu mutlaka bulur. Asla kendinden saymaz, içine almaz. Çünkü biz Müslümanız! Üstelik bin yıl İslâm bayrağı taşımış, Müslüman milletlere liderlik etmiş Müslümanlarız! Bizi hazmetmezler. Nitekim o tarihte de hazmetmediler…

Osmanlı yönetimi, özellikle de Sultan Abdülmecid ile Batı hayranı Sadrazamı Âli Paşa, yayınladıkları Islahat Fermanı’ndan sonra, umutla bekleye dursunlar, “Avrupa Konseyi”ni oluşturan Batılı büyükler bizi görüşmek üzere Paris’te (Paris Konferansı) bir araya geldiler. Sonuç bildirisi 30 Mart 1856 tarihinde yayınlandı. 

“Madde 7: Avusturya İmparatoru, Fransız İmparatoru, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Kraliçesi, Prusya Kralı, Sardunya Kralı ve Rusya İmparatoru, Osmanlı Hükümeti’nin bir Avrupa Devleti sayılmasını, Avrupa devletlerinin haklarından ve Avrupa Devletleri Konseyi’nden faydalanmasını kabul ettiklerini duyururlar. Bu hükümdarlardan her biri, Osmanlı Devleti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi kabul ederlerken, bu saygının devamı konusunda birbirlerine kefil olurlar.” (Bozacının şahidi şıracı hesabı).

Bu madde bizim Avrupacı züppelerin çok hoşuna gitti. Hattâ Sultan Abdülmecid ile Sadrazamı Âli Paşabile derin bir “oh” çektiler. Ancak sevinçleri sekizince maddeyi okuyana kadar sürdü. Avrupa “Ama” diyor ve yedinci maddeyi sekizinci madde ile geçersiz kılıyor, aba altından sopa gösterip “ihtilâf vukuunda işgal” tehdidi savuruyordu:

Diyeceğim şu: Pek kimse farkında olmasa da biz 30 Mart 1856’dan beri resmen Avrupalıyız. Buna rağmen bizi kendilerinden saymadıklarını, “düşmanca” yaklaştıklarını, içimizdeki azınlıkları kışkırtıp silâhlandırarak isyan ettirdiklerini ve nihayet Osmanlı Devleti’ni parçalayıp bölüştüklerini biliyoruz.

Şimdi bile terör odaklarıyla birleşip bize cephe açtıkları malum. Yani Batı aynı Batı! İçimizdeki Batıcılar da aynı. Bu durumda AB’nin bize ne yararı olabilir?

Sayın Cumhurbaşkanımız işte bu yüzden “Şanghay Beşlisi”ni gündeme getirdi. Yalnız, adımları dikkatli atmak gerek. Türkiye, “Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak”tan sakınmalı.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23