• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Galiba boşuna çabalıyorum

11 Şubat 2017
A


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Boşuna çabaladığımı biliyorum. Ne yazarsam yazayım, bazıları yazdıklarımın tümünü okuma zahmetine bile katlanmadan, “Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur” havasında, ezberledikleri sloganları tekrarlayıp, siyasi eğilimlerine, tarihi malzeme yapmayı sürdürecekler.

Çünkü çoğumuz gerçeğin peşinde değiliz. Bilgiyi-kültürü önemsemiyoruz. 147 harften ibaret “twit”lerle dünyaya nizam verdiğimizi sanıyoruz.

Ne yalan söyleyeyim, zaman zaman umutsuzluğa kapılmıyor değilim. İçimden bir ses, “Bilgisayarı kapat, kalemini kır, köyüne dön, keyfine bak” diyor. Sonra bir şeyler oluyor, “Balık bilmezse Halık bilir” hesabı “yola devam” kararı alıyorum. Yazdıklarımın doğru anlaşılmasını isteme hakkına bile sahip bulunmadığımı (yeniakit.com.tr de yayınlanan yazılarımın altındaki “yorumlar”a bakın, ne dediğimi görürsünüz) bile bile dert anlatmaya çalışıyorum. 

“Meselâ” diyelim…

Ne zaman rahmetli Başbakan Adnan Menderes’ten bahsetsem, “Ama o Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkardı” diye itiraz edenler oluyor.

Doğru, ama böyle bir kanun çıkarmaya neden ihtiyaç duyduğunu bilmeden böyle bir hüküm vermek de doğru mu?

Bu kanun 31 Temmuz 1951 tarihlidir. Bu tarih, “Tek Adam” vesayetinin ağır biçimde devam ettiği bir tarihtir. 27 yıllık tek parti iktidarı siyaseten bitmiştir, ama asker ve sivil bürokraside devam etmektedir (Rahmetli Erbakan’ın ve sonrasında AK Parti’nin karşılaştığı direnişle Trump örneğine de bakın).

“Millî Mücadelenin ikinci adamı” ve “Millî Şef” unvanlarını uhdesinde bulunduran İsmet Paşa, iktidardan düşürülmesine rağmen, tarihi kimliği sayesinde hâlâ orduya ve sivil bürokrasiye hâkimiyetini sürdürmektedir ve Demokrat Parti iktidarını sürekli olarak “Atatürk ilkelerinden sapmak”la itham etmektedir (nitekim bu durum 27 Mayıs 1961 darbesiyle sonuçlanmıştır).

Ne ilginçtir ki, bu tartışmaların zirve yaptığı günlerde, “Ticaniler” denen bir grup ortaya çıkmış ve Atatürk büstlerine saldırmaya, kırıp dökmeye başlamıştır (28 Şubat sürecinde piyasaya sürülen “Aczimendiler” isimli grubu hatırlayın).

Bundan da Menderes sorumlu tutulunca, İnönü hâkimiyetine karşı Atatürk’ü öne çıkarmak zorunda kalmıştır: O da kurtaramamıştır, başka!

Bendeniz “toptancı” değilim. Bazı icraatlarını övdüğüm insanların hatalarının da olduğunu bilirim. Menderes’in ve bazı başka siyasetçilerin elbette hataları vardır. Kimse “sütten çıkma ak kaşık” değildir. Ama Menderes, Ezan-ı Muhammedîyi “çığlık” olmaktan kurtarıp, tekrar “Muhammedîkimliğine döndürmesiyle öyle büyük bir hayır yapmıştır ki, muhtemelen bunun hatırına Allah, hayatını şehadet”le taçlandırmıştır. “Şehadet” her babayiğide nasip olmaz. Menderes’i konuşurken, bir şehid”i konuştuğumuzu unutmamak lâzım.

İkincisi: ABD’yi her eleştirmemde “Ama Stalin, bizden Kars’ı, Ardahan’ı istediğinde Amerika karşısına dikilmiş, ‘ABD’nin sınırı Kars’tan ve Ardahan’dan geçiyor’ diyerek bizi korumuştu” diyenler oluyor. Bu bilgi kısmen yanlış, kısmen eksik, kısmen de saptırmadır. Dönemin Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov aracılığıyla bir “sınır düzeltmesi” veyeni bir “boğaz rejimi” istenmiş, bu teşebbüs Türkiye’yi ABD eksenine oturtmak isteyen bürokrasiye bahane olmuştur.

ABD’nin “Sınırım Kars”tır dediği de doğru değildir. Dese bile bu vaad hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. ABD ve Batı’nın zihin sınırı Meriç Nehri’dir: Yunanistan içeride biz dışarıda!

Meriç Nehri ötesini Sovyet tehdidinden koruma-kollama ve Kore’ye asker gönderme hatırına bizi NATO’ya aldılar, ancak yükümlülüklerini hiçbir zaman yerine getirmediler. Sürekli veren taraf olduk.

Bugün bile NATO tarafından yalnız bırakıldığımız açıktır. “Dostumuz ABD” ise “stratejik müttefik”i olan bizi değil, APO’nun ve FETÖ’nün çocuklarını desteklemektedir.

Eminim bunlara da yeni kulplar takanlar olacak.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23