Okumayı nasıl sevdirelim?
Bir defa kitap okumayı kendimiz seveceğiz. Bir ateş yakabilmek için önce kibrit çöpünün yandığı gibi olacak bu iş. Yanmayan yakamaz. Kitap okumayı sevmeyen bir kişi de kitap okumayı sevdiremez.
Herkes kendinin kitap okumayı sevdiğini zanneder. Okumayanlar bile… “Okumasam da okumayı severim; aslında okurum ama vaktim yok” gibi mâzeretlerdir sığınakları. Böyleleri bunca vakit darlığında ne kadar lüzumsuz işe vakit bulabildiklerini düşünmezler elbette. İnsanlar sevmedikleri hâlde niçin okumayı sever görünürler? Öncelikle hiç kimse câhil görünmek istemez. Sâniyen günümüzde okumanın o kadar reklâmı yapılıyor ki insanlarda ister istemez bir özenti ya da okumayan insan görünmekten bir utanma hissi meydâna geliyor. Sürü psikolojisi… Mâdem herkes okumayı baş tâcı ediyor, ben de geride kalmayayım…
Bu konfeti sağanağından tek tük de olsa gerçek okuyucu çıkabilir mi? Daha önceki yazılarımızda çıkardığımız gerçek okuyucu tipini düşündüğümüzde pek ümit yok ama tamâmen de sıfırlamayalım; belki diyelim.
Kitap okumayı yeni nesillere sevdirecek olanlar bizzat okumayı sevenler olacaktır. Zıddı muhâl. Öyleyse çocuklarının kitap okumasını isteyenler kendileri de kitapla dostluk kurmaya başlamalılar.
Ne yapalım da yeni nesiller kitap okumayı sevsin?
Burada devlete düşen vazîfeler var, okullara ve bilhassa âilelere düşen vazîfeler var.
Devlet, sevimli, rahat, huzurlu kitap okuma mekânları, kütüphaneler yapabilir. Bunun örnekleri var; çoğaltılabilir. Ama buralara ilk adım da kitap okuma sevgisi ile atılacağından büyük bir netîce bekleyemeyiz diye düşünürüm. Devletin TV kanallarında kamu spotları ile farkındalık uyandırması da faydalı olabilir. Ama birebir münâsebet olmayınca bu da fazla netîce alıcı olmayacaktır.
Okulların elinde büyük imkânlar var. Ama gerçek okuyucu muallim kıtlığı okullardan da çok ümitli kılamıyor bizi. Okullarda olsa olsa sınav için kitap okuturlar, bu da gerçek bir okuyuculuk değildir. Sınav için okutulan kitaplar da ya solcu yazarların ya da Batılı yazarların kitaplarıdır.
Ümit yine âilelerde… Çocuğunu inançlı, vatanını, milletini, ahlâkî değerlerini bilen, seven ve bu değerleri dünyâ çapında müdâfaa edecek ruhta yetiştirmek isteyen âileler bu iş için bizzat kolları sıvamalı. Bu dijital çağda işimizin çok zor olduğunu da bilelim. Elindeki telefon içinde kaybolmuş nesillere sevdirerek kitap okutmak Ferhat’ın dağları delmesinden zor bir iş.
Neler yapabiliriz?
1- Çocuklarımız tâ beşikten îtibâren elimizde kitap görmeli. Tâ ki “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 2) durumuna düşmeyelim. Demek ki tesîrin en mühim şartı tavsiye ettiğimiz şeyi yapıyor olmamızdır.
2- Her akşam (veya günün başka münâsip bir vaktinde) bütün âile olarak kitap okuma saatleri düzenleyebiliriz. Tatbîk eden âileler biliyorum ve netîce çok yüz güldürücü. Bu faâliyet çok küçük yaşlardan başlarsa netîce verebilir; ama çocuklar böyle bir alışkanlıktan uzak olarak büyür ve bir gün ânîden böyle bir karar alınırsa başarı ihtimâli sıfıra yaklaşır.
3- Çocuklarla birlikte kütüphâne veya kitapçı dükkanı gezileri yapabiliriz. Herkes kendini ilgilendiren kitaplara koşar, kitaplar incelenir, arka kapak yazıları, önsözler okunur ve ilgilerini çeken bir-iki kitap alınarak eve dönülür. Unutmayınız, alınan kitap çocuklar için çok ilgi çekicidir; bir gün mutlaka okunacaktır. Bu geziler çocukların sevdiği parklara uğranarak, birer dondurma yenerek… sevimli hâle getirilebilir.
4- Çok küçük yaşlardaki çocuklar için hazırlanmış her sayfayı çevirdiğinde müzik çalan, kahramanların konuştuğu kitaplar var. Aynı zamanda oyuncak. Bunlar çok küçük yaşlarda alınır, birlikte oynanırsa çocuğun şuûr altına kitap sevgisi girmiş olur.
5- Çocuklara bizim kafamıza uyan, bizim ilgimizi çeken kitapları dayatmayalım. Onların başka bir dünyânın çocukları olduğunu, zevklerinin ve heyecanlarının bizden farklı olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Katlanılamayacak ahlâksızlıklar ve kötülükler yoksa onların ilgisini çeken kitaplarla yola çıkmalarına müsâade edelim. Yavaş yavaş ve küçük dokunuşlarla kendi dünyâmıza ve ciddî tefekkür cehdine yönlendirelim.
6- Artık birçok kitap dijital ortamda. Ve bu keyfiyet gittikçe de artacak görünüyor. Çocuklarımızı illa da kâğıda basılı kitap okutacağız diye zorlamayalım. İyi kitap olsun da nereden okursa okusun. Hatta sesli kitaplar var; dinlesin. Belki dijitaldan okumak/dinlemek yeni nesle daha ilgi çekici geleceğinden okuma sevgisine katkıda bulunabilir.
7- Okuma sevgisi hakîkat sevgisidir. İllâ da çocuklarımıza her şeyin hakîkatini öğrenme merâk ve sevgisini vermeli, hakîkate ulaşmanın tadını damaklarında hissettirmeliyiz.
8- Çocuğun sevdiği ve bizim sevdirmek istediğimiz kitapların yazarları ile çocuklarımızı tanıştırmak çocuk üzerinde müthiş bir tesîr uyandırır. “Şu kitabı yazan adamla ben konuştum!” Kesinlikle gördüğü ve tanıştığı yazarların kitaplarına daha farklı bir ilgiyle yaklaşacaktır. Bu husûsu vaktiyle “Görmenin Büyüsü” başlıklı bir yazımda anlatmıştım.
9- Çocuğumuzu okumayı seven bir arkadaş grubuna -çaktırmadan, tabii yollarla- dâhil etmek en tesîrli usûllerden biridir. Unutmayalım ki insan anne-babasından çok arkadaş çevresinden etkilenir.
10- Çocuklarımızın okudukları kitaplardan anlattıkları hikâyeleri çok zevk aldığımızı hissettirerek dinleyelim, takdîr edelim, biz de aynı mevzûda konuşalım. Bu, onlara büyük tad verir ve isteklerini artırır.