Türkiye verileri de hastalığın önemini ortaya koyuyor. 2016-2022 yıllarını kapsayan TRends-HF çalışmasına göre 2022 yılının sonunda Türkiye'de kalp yetersizliğinin görülme sıklığının yaklaşık yüzde 2,1 olduğu, yılda her 1000 kişiden yaklaşık 3 ila 6'sında yeni kalp yetersizliği vakaları ortaya çıktığı ve söz konusu yıllar arasında ülkede yaklaşık 2,7 milyon hastaya kalp yetersizliği tanısı konulduğu tahmin ediliyor. Ayrıca araştırmaya göre 20 yaş altındaki bireylerde kalp yetersizliğine en sık eşlik eden hastalıklar doğuştan kalp hastalıkları ve kansızlık (anemi) iken, yetişkinlerde en sık eşlik eden hastalıklar yüksek tansiyon ve damar sertliğine bağlı kalp-damar hastalıkları olarak öne çıkıyor. Çalışmada, Türkiye'de kalp yetersizliği başlangıcının Batı ülkelerine kıyasla 8-10 yıl daha erken yaşlarda görülebildiğine de dikkati çekiliyor. Türkiye'de kalp yetersizliğinin giderek daha erken yaşlarda görülmesi ve milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkması, bu alanda farkındalık çalışmalarının ve paydaşlar arası işbirliklerinin önemini daha da artırıyor. Bu doğrultuda, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, AstraZeneca Türkiye ve Roche Diagnostik Türkiye, kalp yetersizliği alanında farkındalığın artırılmasına, erken tanının önemine dikkat çekilmesine ve sağlık ekosistemine katkı sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. - "Hastaların belirtileri ciddiye alması ve tedavilerini hekimleriyle birlikte sürdürülebilir şekilde yönetmesidir" Açıklamada görüşlerine yer verilen Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Temizhan, kalp yetersizliğinin, yalnızca kalbi değil, hastanın günlük yaşamını, hareket kapasitesini, psikolojisini ve sosyal hayatını da etkileyen ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Nefes darlığı, çabuk yorulma, bacaklarda şişlik ve günlük aktivitelerde belirgin kısıtlanma gibi belirtilerin çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu sanılabildiğini ancak bu belirtilerin kalp yetersizliğinin habercisi olabileceğine dikkati çeken Temizhan, şöyle devam etti: "Hastalığın erken dönemde tanınması, hastaların kardiyoloji uzmanına zamanında yönlendirilmesi, kılavuzlara uygun tedaviye başlanması ve düzenli takip, hastane yatışlarını azaltmada ve yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıyor. Kalp yetersizliğiyle mücadelede en önemli konulardan biri, hastaların belirtileri ciddiye alması ve tedavilerini hekimleriyle birlikte sürdürülebilir şekilde yönetmesidir. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması, hastaların doğru bilgiye ulaşması ve hekim-hasta iletişiminin güçlenmesi, kalp yetersizliği yönetiminde başarıyı doğrudan etkiliyor." AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç de bilimin sınırlarını zorlayarak yaptıkları yenilikler ile kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin daha sağlıklı bir yaşama ulaşmasına katkı sunmayı sorumluluklarının önemli bir parçası olarak gördüklerini vurguladı. Hastaların erken tanıya, doğru bilgiye ve tedaviye erişimini desteklemek için sağlık profesyonelleri, uzmanlık dernekleri, kamu kurumları ve sağlık ekosisteminin tüm paydaşlarıyla işbirliği içinde çalışmayı önemsediklerini aktaran Gönenç, kalp yetersizliğiyle mücadelede de başarıyı yalnızca tedavi seçenekleriyle sınırlamanın yanlış olacağını, toplumun bilinçlenmesi, risk altındaki bireylerin erken dönemde tespit edilmesi, hekim-hasta iletişiminin güçlenmesi ve sağlık sisteminin tüm basamaklarında koordineli bir yaklaşımın benimsenmesinin gerekli olduğunun altını çizdi. Roche Diagnostik Türkiye Genel Müdürü Nazli Sahafi ise kalp yetersizliği gibi kronik hastalıklarda erken tanı ve doğru hastalık yönetiminin, hastalığın seyrini değiştirebilecek en kritik unsurlar arasında yer aldığını belirtti. Tanı süreçlerinin güçlendirilmesi, veriye dayalı karar mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve sağlık sisteminin tüm basamaklarında entegre bir yaklaşımın benimsenmesinin hem klinik sonuçların iyileştirilmesi hem de sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Sahafi, şunları kaydetti: "Erken tanıyı mümkün kılan yaklaşımlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın yanı sıra hastaneye yatışların azaltılmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına da katkı sunuyor. Roche Diagnostik Türkiye olarak bilimin ve teknolojinin gücünden yararlanarak güvenilir ve yenilikçi tanı çözümleri geliştirmeye, kurduğumuz güçlü iş birlikleriyle hasta yolculuğunun her aşamasında değer yaratmaya devam ediyoruz. Amacımız, sağlık sistemlerinin daha proaktif ve bütüncül bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayarak, daha fazla hastanın yüksek kaliteli ve güvenilir tanıya zamanında ulaşabilmesini desteklemek."