I. İbrahim

18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesi I. İbrahim, "Osmanlı soyunu kurtaran Padişah" olarak da bilinir.

I. İbrahim, 5 Kasım 1615 tarihinde, İstanbul'da dünyaya geldi. Babası I. Ahmet, annesi ise Mahpeyker Kösem Sultan'dır.

Şehzadeliği, Devlet-i Aliyye'nin en çalkantılı dönemlerinden birinde geçti. Henüz 12 yaşındayken odasına çekilmek zorunda kaldı ve Padişahlık dönemine kadar, hayatı bir göz odada geçti.

Maalesef, kendisi de önceki iki Osmanlı Padişahı olan ağabeyi gibi eğitimini tamamlayamadı.

Zindan hayatı denebilecek şekilde bir odada hayatını sürdürmesinin yanı sıra, dört ağabeyinin idamını bizzat yaşaması, özellikle II. Osman'ın asla bir Müslüman ülkeye yakışmayacak şekilde katledilmesi, IV. Murat  döneminde yaşanan sıkı yönetim ve Sultan Murat'ın ipleri ele alana kadar devlet ricali dahil, herkesin isyancılar tarafından tehdit edilmesi gibi olaylar yüzünden -mevcut kaynaklara göre- şiddetli bir migren hastası oldu.

 

SULTAN İBRAHİM'İN KİŞİLİĞİ- DELİ MİDİR?

Sultan İbrahim, sade dilli, mütevazı, hırs ve riyâdan uzak, tatlı ve altın gibi bir kalbi olan, hassas bir insandı.
Mevcut Osmanlı kaynaklarının hiçbirinde I. Mustafa için kullanılan yarım akıllılık, delilik gibi tabirler Sultan İbrahim için kullanılmamıştır.

Padişah olmadan önceki stresli yaşamı, tek başına bir göz odada hayat sürmesi ve yaşanan acı olaylar yüzünden, etkilenip hasta olduğu kesindir. Bazen Sultan İbrahim'i hafakanlar bastığı, içinin daraldığı, yüreğinin sıkıştığı kaynaklarda yazmaktadır. Bunların dışında Padişahın akıl sağlığı, olayları anlaması ve karar vermesini engelleyecek kadar bozuk değildir. Kulaktan dolma tarihçilerin adeti olduğu üzere, Osmanlı'ya çamur atma geleneğinin bir örneği olarak, Sultan İbrahim'e deli yakıştırması yapılmaktadır. 

Sultan, tahta çıktığı zaman eğitimsizliği, sancak beyliğine gönderilmediği için tecrübesizliği gibi sebeplerden dolayı kişiliği tam oturmamıştı. Sultanda aşırı samur kürkü merakı, mücevherli takılar takması gibi durumların yanı sıra kıskanç bir insandı.

Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya göre Sultan İbrahim deli falan değildi, tahta çıkarken çok bilgece bir dua etmişti. Ama sinirleri çok bozuktu, ani hiddeti yüzünden devletin kıymetli yöneticilerini kaybetti. (Milliyet 13.02.2010 tarihli internet yazısı)

Uzmanlar, Sultan İbrahim'in hastalığının anksiyete bozukluğu olduğunu düşünmektedir. Zamanındaki hekimler ise elem-i asabî teşhisini koymuşlardı. (Prof. Dr. Ahmet Akgündüz- Bilinmeyen Osmanlı)

 

Osmanlı Soyu Tehlikedeydi

Sultan İbrahim, IV. Murat'ın irtihalinden sonra tek erkek Osmanoğlu olarak tahta çıktı. Maalesef ki, IV. Murat döneminde çıkan isyan ve taht dedikodularından dolayı ağabeyleri idam edilmişti. Kendisi de idam edilme korkusuyla yaşamış, bazı kaynaklara göre idam edilecekken Mahpeyker Kösem Sultan'ın devreye girmesiyle idamı engellenmişti.

Sultan İbrahim'in olası vefatı üzerine Osmanlı hanedanlığı tehlikeye gireceği için, halk, asker ve saray efrâdı Padişahın erkek çocuklarının olmasını istiyordu. Bu sebeple annesi Mahpeyker Kösem Sultan başta olmak üzere, çevresi tarafından -meşru dairede- çok fazla cariye ile birlikte olması istendi, hatta zorlandı. Eğitim eksikliğinden dolayı kişiliği tam oturmamış olan Sultan İbrahim, zamanla kadınların dümen suyuna girdi. Maalesef ki, zamanla hasekîler ve musâhibelerin her dediğini yapan, her istediklerini veren birisi haline geldi. (Prof. Dr. Ahmet Akgündüz- Bilinmeyen Osmanlı)

 

Durumun Ciddiyeti

Sultan İbrahim, etrafındakilere her istediğini veren birisi olduktan sonra maalesef ki devlet içinde suistimaller ve rüşvetler görülmeye başlandı.

O kadar ki; eyâletler ve sancakalar paşmak (Osmanlı'da evlenen hanedan üyesi kızlara veya padişahın eşlerine verilen miri araziler) olarak verilmeye başlandı.  Bu yüzden bazı hasekîlerin yıllık gelirleri 100.000 kuruşu aştı. Bazı kendini bilmezler, bu durumu kullanarak devlet hazinesini yağmalamışlardı. Bunun sonucunda askerlerin maaşları dahi verilemez duruma geldi.

Tüm bunların yanında, devlet işlerindeki atamalar göreve yetkinliğe göre değil, iltimas ile (kayırma, arka çıkma) gerçekleşritilmeye başladı.
İltimas öyle bir seviyeye geldi ki, bazı devlet adamları atandığı görev yerine giderken başka bir göreve atanıp güzergah değiştirmek zorunda kaldı.

Bunlara bir de padişahın samur kürkü merakı ve akabinde getirdiği "Samur Vergisi" eklenince, zaten maddî sıkıntı içerisinde yaşayan halk iyice bezdi, askerler bıktı. Devleti ayakta tutan hazine, asker ve vatandaş üçlüsü yara alınca devlet sallanmaya ve her cephede yenilgiler alınmaya başlandı. (Ahmet Akgündüz- a.g.e.)

 

DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR

9 Şubat 1940 tarihinde, 25 yaşındayken genç fakat fizîki olarak çökmüş bir vaziyette, IV. Murat irtihal ettikten sonra devlet ricâlinden taht için davet aldı. Bunu, Şehzade Bayezid ve Şehzade Süleyman'ı idam ettiren IV. Murat'ın bir desisesi yani onu denemesi olarak gördü. “İstemem, bana taht gerekmez, ben Sultan Murad’dan razıyım” diye feryat ederek Babüssaade’ye adeta sürüklendi. Vaktaki biraderinin naaşını gördü, daha doğrusu kendisine gösterildi, saltanatın kendine müyesser olduğuna inandı. Tahtına oturmadan önce Osmanlı tarihinin belki de en anlamlı ve bilgece taht duasını yaptı: “Yarabbim biraz sonra iki dudağım arasından bu kadar memleketin ve tebaanın kaderini etkileyecek sözler çıkacak, ben buna layık mıyım?” (Prof. Dr. İlber Ortaylı- Milliyet 13.02.2010 tarihli internet yazısı)

Tahta geçtiği sene, Revan Kalesi kumandanı Emir Mirgünoğlu IV. Murat'ın vefatını fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propagandaya başladı. Bölücülere fırsat vermek istemeyen Sultan İbrahim, emriyle Emir Mirgünoğlu'nu idam ettirdi.

Diğer taraftan Malta Şövalyeleri'nin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırması, Sultan İbrahim'in sabrını taşırdı.
Sabrı taşan Padişah, Malta Şövalyeleri'nin sığınağı olan Girit Adası'nın fethedilmesi emrini verdi. 20 Haziran 1645 tarihinde, aldıkları emir sonrası harekete geçen Osmanlı donanması yaklaşık bir ay sonra Girit'teki Hanya Limanı'nı fethetti. Bu feth, Avrupa'da büyük ses getirdi. Avrupalı bazı devletler, Venedik'e yardım kararı aldı. Deli Hüseyin Paşa liderliğindeki donanma, bu askerî yardımdan çekinmeden ilerledi ve Resmo Kalesi'ni de ele geçirdi.

 

VEFATI

Padişahın mücevher, samur kürkü düşkünlüğü, eyalet gelirlerini dağıtması, mücevher kaplı kayık yaptırması, haremde -kesinlikle helal dairede- eğlenceye dalınması (Bazı devlet işlerini aksatacak derecede eğlenceye dalınması helal olmayabilir. Lâkin burada kastedilen, eğlence sırasında yapılan faaliyetlerin helal olmasıdır.), hazine boşaldığı için halktan fazladan vergiler alınması ve askerlerin maaşlarının dahi ödenemeyecek duruma gelmesi gibi durumlardan dolayı, ulema 7 Ağustos 1648 tarihinde Etmeydanı- Orta Camii'de toplanarak yeni bir ayaklanma çağrısı yaptı.

Bazı tarihçilerimize göre, ocak ağaları yeniden cuntalaşıp devleti soymaya başlayınca, Padişah bunların hakkından gelmek istedi. Bu olay ocak ağaları duyulduktan sonra isyan çıktı.

Ağaların adamı olan Sofu Mehmet Paşa, isyancılar tarafından sadrazam ilan edildi. Şeyhülislam Abdurrahim Efendi'nin de desteğini alan isyancılar, padişahı tahhtan indirerek yerine henüz 7 yaşında olan oğlu IV. Mehmet'i geçirip itaat ettiler.

İhtilâlin en acı olayı ise, "İki halife bulunduğu zaman, fitneyi önlemek için birini katlediniz." şeklindeki Şeyhülislam fetvasına dayanan ihtilalcilerin, I. İbrahim'i tahttan indikten 11 gün sonra, kapadıkları hücrede boğarak katletmeleri oldu.  

I. İbrahim, Ayasofya Selâtin Haziresi'nde medfundur.

 

Eşleri

Turhan Hatice Sultan

Saliha Dilaşub Sultan

Hatice Muazzez Sultan

Ayşe Sultan

Saçbağlı Sultan

Mahıenver Sultan

Şivekar Sultan

Telli Haseki Hümaşah Sultan

Zafire (Cariye)

 

Erkek çocukları

IV. Mehmed

II. Süleyman

II. Ahmed

Şehzade Murad

Şehzade Selim

Şehzade Osman

Şehzade Bayezid

Şehzade Cihangir

Şehzade Orhan

 

Kız çocukları

Ümmü Gülsüm Sultan

Fatma Sultan

Gevherhan Sultan

Kaya Sultan

Beyhan Sultan

Atike Sultan

Ayşe Sultan

Bican Sultan