--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Vefât Yıldönümünde İmâm-ı Rabbâni Hazretleri (10 Aralık 1624)

Halit Kanak
Halit Kanak
11

“Kutbu’l Hakkâni El-Gâvs-ı Semedânî Eş-Şeyh Ahmed’el Farûkiyyi Serhendi El’Mârûfî Bil İmâm-ı Rabbâni El Müceddidi Elf-i Sâni (Kaddassallahu Sırrıhû ve ilâ Rûhi)...”

Buhâra’nın Emkene Kasabasında doğduğu İçin Emkenegi Hazretleri diye bilinen Hâce Muhammed kuddesesırruhu; kendisini büyük mânevî derecelere kavuşturduğu talebesi Muhammed Bâkibillah Hazretlerine; "Sizin işiniz, Allahü Teâlâ’nın yardımı ve bu yolun büyüklerinin terbiyeleriyle tamam oldu. Tekrar Hindistan'a gitmeniz lâzım. Çünkü bu Silsile-i Âliyyenin, orada sizin sayenizde parlayacağını görüyorum. Bereket ve terbiyenizden istifade ederek, büyük işler yapacak kimseler gelecek" buyurarak hilâfet icâzetini takdim etti.

Hâce Muhammed Bâkibillah (k.s.) kendilerini bu işe lâyık görmediğini söyleyerek, özür dilediyse de, Hâcegi Emkenegi, ona istihâre yapmasını emretti. İstihâre namazı kılarak yattığı o gece, gördüğü rüyayı Hâce Muhammed Emkenegi hazretlerine anlattığı zaman, açıkça kerâmet olan şu karşılığı aldı:

"Derhal Hindistan'a gidiniz. Orada sizin bereketli nefeslerinizden bir mübârek zât yetişecek, bütün dünya onun nuruyla dolacak. Hatta, siz de ondan nasibinizi alacaksınız."

Emkenegi Hazretlerinin bahsettiği o zât İmâm-ı Rabbani Hazretlerinden başkası değildi. Hocasının Hindistan’a dön emrine uyarak yollara düşen Hâce Muhammed Bâkibillah Hazretleri (k.s.), Hindistan'da Serhend şehrine geldiği zaman, rüyasında kendisine; "Kutbun etrafına geldin" diye ilhâm olundu. Bu kutub, İmâm-ı Rabbâni Hazretleriydi.

Kısa bir süre sonra İmâm-ı Rabbâni Hazretlerinin Mürşidi olacak olan Muhammed Bâkibillah hazretleri, Silsile-i Âliyyenin büyüklerindendir. 1563 yılında Kâbil’de doğmuş, küçük yaşta hâfızlığını tamamladıktan sonra Kâbil'den Semerkand'a gidip, zamanın en büyük âlimlerinden olan Mevlanâ Sâdık-ı Hulvâni'den gerekli ilimleri öğrenmişti. Sonra tasavvufa yönelip, bu yolun büyük âlimlerinden bâtıni ilimlerin üstâdlarından Buhâra’da Hâce Muhammed Emkenegi Hazretlerinin sohbetleri, Behaeddin Buhâri Şâh-ı Nakşıbendi Hazretlerinin Ruhâniyetlerinin yardımı ile bu büyükler silsilesine dahil oldu.

Böylelikle, İmâm-ı Rabbâni Hazretlerini yetiştirecek bu kıymetli tohum, Muhammed Bâkibillah Hazretlerinin şahsında Semerkand ve Buhara'dan getirilmiş, Hindistan toprağına ekilmiş oluyordu. Kendisinden sonra halifesi olan, ikinci bin yılın Müceddidi, İslâm Âlimlerinin gözbebeği İmâm-ı Rabbâni Hazretleri yetişip kemâle erişince; yemek pişirenin abdestli olmasını, yemek pişirirken dünya kelâmı söylenmemesini tembih edecek kadar hassas olan Muhammed Bâkibillah Hazretleri, bütün talebelerini ve kendi çocuklarının yetiştirilmesini ona bıraktı.

İşte bu İmâm-ı Rabbâni Hazretleri, bu yolun hassasiyetleriyle o kadar hemhâl olurki, kısa süre içerisinde Ahmed-i Fârûkî Serhendî El Müceddid-i Elf-i Sâni olarak anılmaya başlar. Diğer bir isimleri de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) işâret buyurduğu gibi “Sıla’dır”.

Bâkıbillâh Hazretleri’nin vefâtından sonra da irşâda Serhend’te devam eden İmâm-ı Rabbânî (rahmetullâhi aleyh), Hocasının “Ahmed muradlardan ve mahbûblardandır” diye buyurduğu üzere, başta Hân-ı Hânân Abdurrahim Hân olmak üzere, Ferid Mürtedâ Hân, Muhammed Azâm Hân ve uzaklardaki devlet adamlarına ve müridlerine İslâmî kâidelere ve Ehl-i Sünnet itikâdine bağlılık gibi konularda mektuplar yazdı. O; kendisini görmeseler dâhi, mektupları okuyan veya duyan her bir kimsenin murâdı ve mahbûbu olmuştu. Bu mektuplar “Mektubât-ı Rabbâni” adıyla kitap olarak derlendi.

Bu kitap, itikad ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun insanların kurtuluşuna vesile olduğunu ve Müslümanlara hemen her konuda yol gösteren, çok kıymetli bir eserdir. Mektuplarının kitap hâline getirilmesi de, bizzat İmâm-ı Rabbâni Hazretlerinin bilgisi dâhilinde olmuştur.

Mektubat'ın birinci cildinde, Bedir Savaşına katılan Sahabe Efendilerimizin sayısına nisbeten 313 mektup vardır ve 1616’da meşhur talebesi Yâr Muhammed Cedîd-i Bedahşi Talkâni tarafından toplanmıştır.

Allah-û Teâlâ’nın isimleri hürmetine 99 mektubun yer aldığı İkinci cildi yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından 1619’da toplanmıştır.

Muhammet Hâşimî Keşmî tarafından derlenen üçüncü cild ise, Kur’ân-ı Kerîm’deki 114 sûre hürmetine 114 mektuptan oluşmakta iken, İmâm-ı Rabbâni Hazretlerinin vefâtından sonra 10 mektup daha ilâve edilmiştir.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, her sene üstâdının vefât ettiği ay olan Cemâziyelâhir’de Delhi’ye gider, kendi annesinin de medfun bulunduğu, Hocası Muhammed Bâkibillah Hazretlerinin mübârek kabrini ziyaret eder ve tekrar Serhend’e dönerdi.

Oğulları Muhammed Sâdık büyük âlimdi 24 yaşına geldiklerinde, kardeşleri 11 yaşındaki Muhammed Ferruh ve 7 yaşındaki Muhammed İsa ile birlikte vebâ hastalığından aynı gün vefât ettiler. Diğer oğlu Muhammed Said büyük Allah dostu idi. Pek çok hizmetlerde bulunduktan sonra babasından 35 sene sonra Dünyasını değiştirdi.

İmâm-ı Rabbâni Hazretlerinin; “doğumu çok bereketli oldu. Onun doğduğu sene Mürşidimin kapısının eşiğini öpmek şerefine nâil oldum” dediği oğlu Muhammed Mâsûm ise büyük bir velî ve irşâd ehliydi. Zamanın Kutbu oldu bütün gönülleri aydınlattı. Üç ayda Kur’an-ı ezberledi. 16 yaşında aklî ve naklî ilimleri bitirmişti. Huzurunda müridleri bir haftada en üst mânevî makamlara ulaşırdı. 900 bin civârında müridi, 7 bin Halife’si vardı.

En küçük oğlu Muhammed Yahya Kur’an-ı ezberlediği 9 yaşı aynı zamanda babasını kaybettiği yıl oldu.

İmâm Rabbâni Hazretleri, yaşadığı Bâbür Türk İmparatorluğunda bir dönem hüküm süren Ekber Şâh’ın ortaya koyduğu “din-i ilâhi” adlı bir din anlayışıyla da zindanlara atılmasına rağmen hayatını ortaya koyarak mücâdele etti.

İmâm-ı Rabbani Hazretlerinin ilmi ve irşâd kabiliyetiyle kısa sürede bu anlayış Hindistan’dan silinip atıldı. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri bununla kalmadı, Ekber Şâh’ın oğlu Selim Cihangir'e de dînî hususlarda nasihatlerde bulundu. Şeyhe bağlanan Cihângir, sohbetlerin bereketiyle pek çok hizmete vesile oldu. Hatta Ekber Şâh’ın torunları da bu yola girerek bereketlendiler.

Küçük-büyük her hareketinde, mutlakâ Peygâmber Efendimiz’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyesine uyan ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye eden İmâm-ı Rabbânî Rahmetullâhi Aleyh, 10 Aralık 1624 (28 Safer 1034) tarihinde 63 yaşında fânî hayata vedâ etti, Serhend’te defnedildi.

Buyurdular;

“-Evlâdım! Vakitlerimizi dâimâ Cenâb-ı Hakk’ı zikretmeye harcamalıyız. Alışveriş bile olsa, yüce şerîate uygun olarak yapılan her iş, zikir kabûl edilir. Bu itibarla bütün hâl ve hareketlerimizde şerʼî hükümlere riâyet edelim ki bunların hepsi zikir sayılsın.”

Buyurdular;

“-Tasavvuf yoluna girmekten maksat, hakiki imana ulaşıp, ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır.”

Buyurdular;

“-Kalp temizliği, Kur’an ve Sünnet’e uymak, bid’atlardan kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur.”

Buyurdular;

“-Hak yoluna adım atanın ilk işi itikadını düzeltmektir. Bu da ancak Ehl-i sünnet ve’l-cemâat âlimlerinin, Kur’an ve Sünnet’ten elde ettikleri ilme göre olur.”

Buyurdular;

“-Annenin yavrusuna faydasının olmadığı (yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için hazırlık yapmayana yazıklar olsun!”

Buyurdular;

“-Cennet ile Cehennem’den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet’e girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lâzımdır.

Buyurdular;

“-Kerbelâyı yazmak Müslümana yakışmaz.”

Rabbim bizleri şefaatlerine nâil eylesin inşaallah..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Halit Kanak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle