Libya, tarihin hiçbir döneminde kayıtsız kalmadığımız ülke
Yüzlerce yıl Barbaros Kardeşler ve Turgut Reis sayesinde "Türk Gölü" olarak kalmış Akdeniz'i bizden koparmak için yapmadıkları ihânet, çevirmedikleri dolap, uygulamadıkları plan kalmadı.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar Allah'ın plânlarını bozamadıkları için, yine döndü dolaştı fırsatlar ayağımıza geldi.
Eğer niyetimizi bozmaz isek, Cenâb-ı Allah (c.c.) içeride ve dışarıda şer odaklarına, ihânet çevrelerine hiç bir zamanfırsat vermeyecektir.
Yaşadığımız onca tecrübe göstermiştir ki, vatanımızın bütünlüğü ve selâmeti, savunma hatlarımızı sınırlarımızın çok ötesinde kurmamızdan geçmektedir.
Yâni güney sahillerimizin, Kıbrıs'ın hatta Ortadoğu'nun güvenliği, Akdeniz'in karşı kıyılarını emniyete almamızdan geçer. Bunun için devletimizin gereğini yapacağına inanıyoruz. Cumhurbaşkanımız yeni yıl mesajında bunu açıkça ifâde ettiler. Zâten Tunus ziyâretleri de bu kapsamda olmuştu.
Şimdi düğmeye basıldı ve Libya'ya askerî güç gönderilmesi ile ilgili tezkere TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Kendisini Müslüman olarak göstermeye çalışan bir kısım MENA (Middle East North Africa) bölgesi devletçikleri, bölgeyi Avrupa'ya ve Amerika'ya peşkeş çekme yarışında olsalarda Türk'ün gücü ve Türkiye'nin kararlılığı karşısında başarısız olmaya mahkûmdurlar.
Çünkü ecdâdımızın kanlarını dökerek İspanyollar ve Saint - Jean Şövalyelerindenfethettikleri Libya, 360 yıl, 1 ay, 11 gün boyunca sınırlarımız dâhilinde kalmış, Anadolu'ya kardeşlik yapmıştır.
(Trablusgarb'ın Fethi şöyle olmuştu; Fetih içinİstanbul'a çağrılan Turgut Reis, yanında en meşhur kaptanlardan gelecekte Cezayir Beylerbeyi olacak Mehmed Reis, Barbaros'un yeğeni Gâzi Mustafa Bey, Hasan Kelle, Deli Câfer, Kara Kadı, gelecekte Kaptan-ı Deryâ olacak Uluç-Ali Reis olduğu hâlde huzura çıktı. Sinan Paşa, Marmara'nın dışına hiç çıkmadığı hâlde sırf Damat Rüstem Paşa'nın kardeşi diye Kaptân-ı Deryâ sıfatını taşıyordu.
Ancak Kânûni Sultân Süleyman, Kaptân-ı Deryâ sıfatı taşımamak şartıyla donanmayı Turgut Reis'in emrine verdi ve ekledi: "Malta'yı tahrip ve yağma yapın şövalyelere gözdağı verin sonra Trablusgarb'ı istiyorum."
Öyle oldu. Türk Donanması 90 harb gemisi, 80 adet nakliye gemisiyle yola çıktı. Augusta Kalesi, ardından Gozo Adası alındı yaklaşık 7 bin kişiyi esir alarak gemilere bindirenTurgut Reis gereğini fazlasıyla yapmış ve şövalyelere gözdağı vermişti.
Oradan, İspanya'nın yardım gemileri gönderdiği Trablusgarb'a ulaştı. Saint-Jean Şövalyelerinin başında Gaspard de Vallier yardımcısı Desroches ile birlikte kaleyi savunuyordu. Şiddetli çarpışmalardan sonra 15 Ağustos 1551'de Trablusgarb fethedildi.
Turgut Reis daha sonra Malta Kuşatması sırasında 17 Haziran 1565 tarihinde 80 yaşında şehid olmuş ve Trablusgarb'a getirilerek defnedilmişti.Bodrum'a 19 km. mesafede bulunan Turgutreis mahallesinde –Karatoprak-dünyaya gelen Turgut Reis, kahramanlıklarla dolu bir hayat yaşamıştı. Libya karışmadan kısa süre önce Trablusgarb'taki türbesini ve TİKA'mızın restore ettiği Osmanlı Kışlasını ziyâret etmiştim.)
Elimizden çıkışı ise 1912 Ekim'inde oldu.1911 Eylül'ünde sebepsiz yere saldıran İtalya, Avrupa devletlerinin desteği ve yaptıkları hileyle Libya'yı gasp etmişlerdir.
İtalya'nın 1911 sonlarındaki bu saldırısı, o sıralar Berlin'de Askerî Ataşe olarak görev yapan Binbaşı Enver (Paşa) ve silah arkadaşlarının cepheye koşmasıyla sekteye uğramış, asker çıkardıkları Bingazi ve Trablusgarp'tan bir kaç kilometre dahi içeri girememişlerdi.
Enver Paşa, Senûsilerden oluşturduğu yerel kuvvetlerle İtalyanlara cehennemi yaşatmıştı.
Bu direnişi kırmak için Avrupa’nın aklı ve desteğiyle önce Beyrut'u denizden bombaladılar. Yetmedi, birer bölük asker bulundurduğumuz Ege Denizindeki Rodos dâhil 12 adayı 389 yıl, 4 ay, 7 gün sonra işgâl ettiler.
Bütün bunlara rağmen Enver Paşa'nın Libya'daki direnişini çözemediler. Avrupa Devletleri, İtalya'nın Libya'yı işgâlini kolaylaştırmak için bu sefer de Balkanlar’ı karıştırdılar (Şimdide aynısını yapıyorlar.Türkiye'yi bunaltmak için karışıklıkların biri bitmeden diğerini başlatıyorlar). 1912 Ekim'de Birinci Balkan Savaşı patlak verdi.
Biz zorunlu olarak, İtalya ile anlaşmak zorunda kaldık ve İsviçre'de Uşi Anlaşmasını imzaladık. Bu anlaşmaya göre, İtalya işgâl ettiği 12 adayı bize verecek, bizde Bingâzi ve Trablusgarb'ı onlara bırakacaktık.
Biz, Bingâzi ve Trablusgarb'ı İtalyanlara bıraktık ama 12 ada hiçbir zaman bize verilmedi.
Yâni anlaşma şartları yerine getirilmedi.Bu durumda Libya'da en fazla hak ve söz sahibi olmamız gereken bizden başka herkes orada. Gelenler niçin geldiklerini izah edemedikleri gibi, birde kalkmış bizi sorguluyorlar.
Kim ne derse desin, hangi üslubu takınırsa takınsın biz Libya'yız, Libya'da biz olmalıyız.Asırlardır Türk toprağı olmuş bir yeri oldubittilerle kimseye yedirmeyiz.







