--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zafer: Erdoğan Gülen özelinde

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Önce tevhit anlayışımızı ikrar edelim: Bize gelen bütün iyilikler, hayırlar, başarılar Allah’tan; kötülükler, şerler ve yenilgiler ise kendimizdendir. Sebepler zahiri perdelerdir; nizam, intizam ve kuralları korumak adına vardırlar. Sonuçların husulü ise, doğrudan ilahi iradeye, emre ve yaratmaya bağlıdır. Bizler, bir şeyin olmamasına tek başımıza sebep olabiliriz; fakat bizimle beraber daha pek çok şartın da vücudunu gerekli kıldığından, bir şeyin olmasına tek başımıza yeterli sebep olamayız.

Kuşkusuz, 1 Kasım genel seçimleri, oyların yüzde ellisini alan Ak Parti için bir galibiyet, yeni bir zaferdir. Zaferin tabiatında sevinç ve sürür vardır. Bu sebeple de her zafer sahibini sevindirir; mesrur eder. Sevinç ve sürur ise, kendi sınırları çerçevesinde kaldıkları sürece makbuldür. Sınırı aştıklarında, gurur, kibir, şımarıklık gibi istenmeyen hallere dönüşmesi her zaman mümkündür. Bu sebepledir ki, Rabbimiz, zafer hallerinin tespih ve istiğfarla taçlandırılmasını emir buyurur. Tespih, gelen nimetin kaynağını anlamak ve anmak bağlamında çok önemlidir. İstiğfar ise verilen nimete liyakati kaybetme akabesini aşmaya en önemli vesiledir.

Bu seçimin tek kaybedeni paralel yapı denilen oluşumdur. Seçim onlar adına nasıl hayati bir anlam ifade ediyordu; kaybettikleri de o oranda oldu. Hezimetleri, sadece bir seçimin siyasi sonuçlarıyla sınırlı değildir; bu sonuç onlara varlık iddiasında bulundukları ne varsa hepsini kaybettirmiş ve de kaybettirecektir.

Gülen, iyi adamı kendisi oynar, kötü adamı çömezlerine oynatırdı. Şimdi ise, tersine bir rol tercih ettiği görülüyor. Geçmişi unutalım, barış yapalım, eskisi gibi kardeş olalım gibi masum ifadelerin arkasına sığınarak hükümete yakın olmak isteyenlerin sökün edip üşüşeceği, paralel yapıyla araya sözde mesafe koymalarının gün güne artacağı bu yeni süreçteki rol paylaşımına çok iyi dikkat edilmeli, filtreler sıkı tutulmalıdır. Ak Parti davasını ilk başlatanlardan vefalı olanlar, sadık kalanlar asla devre dışı bırakılmamalı, çekirdek kadrodaki saflık, duruluk ve homojenlik mutlaka korunmalıdır. Dava, “gel-git”i bol, kırılgan, çürük tiplerden arındırılarak, ufku açık yarınlara, kararlı ve emin adımlarla ve öyle olanlarla yürünmelidir.

Devlet, hukuku umumiyi yüklenmesi sebebiyle, velayet-i kübraya mazhar bir tüzel kişiliktir. Bu tüzel kişilikte sorumluluk alanların, aldıkları sorumluluklar ölçüsünde, söz konusu velayetten hisseleri vardır. En büyük sorumluluk kiminse, en büyük pay da onundur. Hatta, nuraniyet ve vesile oluşun kuşatıcılığı sebebiyle, en tepedeki sorumlu, tüzel kişiliğe ait hasenatın bütününe sahip olabilir; diğerlerinin hisselerinden de bir şey eksilmez.

Adaleti ikame eden her iman ve amel-i salih sahibi emir, idareci, devlet yetkilisi için bahsi geçen hüküm geçerlidir. Bu bağlamda düşünüldüğünde, hususi hukukla velayet kazanmış hiçbir veli, böylesi velayet-i kübra temsilcileriyle manevi kazançta yarışamaz, onlara yetişemez. Örneğin, bir Akşemsettin gibi veli zatın bütün ömründeki manevi kazancı, Fatih’in bir gününe mukabil gelemez. (Bu karşılaştırma mealen Gülen’e aittir) Yavuz’un döneminde yaşayan bütün veli kullar, teker teker Yavuz’la mukayese edişe yine aynı sonuca ulaşılır. Tarih içindeki yaşanan örnekleri, aynı muhteva irtibatıyla kendi sayıları ölçüsünde çoğaltmak mümkündür.

İşte bu noktayı çok iyi keşfetmiş bir büyük veli olan Ahıskalı Ali Haydar Efendi gayet isabetli olarak, doksan senelik ömrümdeki bütün manevi kazancımı, Menderes’in bir günüyle seve seve değişirim, buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz başta olmak üzere, pek çok peygamberin aynı zamanda devlet başkanı olmaları, bu makamı temsilin manevi değerini belgelemesi bakımından da çok önemlidir. Sahabe efendilerimizin en faziletlilerinin fazilet sırasına göre halife seçilmesi de yine söz konusu makama verilen değerin bir işareti, bir remzidir. Hz. Osman’ın ölümü göze alarak hilafeti bırakmayışını, yine bu kıymet ve değere aşina oluşla izah etmek gerekir. Hele, Hz. Yusuf’un devlet erkine talip oluşunu, ismet sıfatına sahip bir peygambere yakışır şekilde yorumlamak, ancak devleti temsil etmenin manevi değerini teslim ile mümkündür.

Recep Tayyip Erdoğan’ın da aynı şuurun sevdalısı olduğuna inanıyorum. Zafer sabahı, onu Ebu Eyyüb el- Ensari Hazretlerinin huzurunda duaya sevk eden bu şuurun tazyiki olsa gerektir. Ak Parti’nin, sadece bir milletin iftihar anlayışına sığmayacak ölçekte ümmete mal oluşunun da yine aynı şuurun eseri olduğunda şüphe yoktur. Öyleyse, temsil ettiği maddi- manevi keyfiyet yönüyle, Erdoğan’ı kabullenmek, her hangi bir şahsı değil, devletin şahs-ı manevisinde saklı velayet-i kübra sırrını kabullenmektir. Ona karşı yapılan ilanı harplerin anlamı da aynı şekilde velayet-i kübraya savaş ilanından başkası değildir.

Bazı bağlılarının dediğini kabul ile söylesek bile, Gülen’in bütün ömründe kazanacağı manevi kazanç, Erdoğan’ın bir gününe tekabül etmez. Yaptığı bütün düşmanca saldırılar, velayet-i kübranın sırlı suruna toslar, kat kat artarak geri döner, hem onu hem de peşine taktıklarını yıkar, hiçe indirir, yok eder.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle