Yüz şehit sevabı kazanmak isteyenlere…
Rabbim, Ramazan ayının feyiz ve bereketini üzerimizden eksik etmesin. Her Ramazana idrakimizi bir öncekinden daha feyizli daha bereketli kılsın.
Bu Ramazan ayının, asrın en büyük felaketi kabul edilen ve on bir ilimizi vuran deprem sarsıntılı günlere denk gelmesi sebebiyle toplu hüzün ve kederimizin üzerine inşa edilecek olması, ondan azami ölçüde istifade edebilme şansımızın da habercisi. Talih ki ne talih.
Yeter ki, istifade etmesini bilelim ve bu altın tepside sunulan sayılı günleri Kitap ve Sünnet ölçüleri içinde değerlendirelim. Hele deprem bölgelerinde depremle gelen inzar yüklü mesajları hakkal yakin kıvamında değerlendirmek mümkün iken, böylesi bir fırsatı, lüzumsuz eğlence ve lehviyata kurban etmeyelim.
Peygamber Efendimiz, Ramazan ayında ibadetlerini daha artırır, daha da derinleştirirdi. Orucunu olması mümkün en mükemmel şekilde tutar, infakta denizlerden daha cömert olur, namazındaki rüku ve secdeleri Hakk’ın tecellisine bürünürdü. Öyle ki, onun secdeleri tek başına Allah’ın varlık ve birliğine burhan olacak keyfiyette gerçekleşirdi.
Takip edilmesi gereken yol, onun gittiği yoldur. Sünnet-i seniyyesi, herkesin, her daim, zerre kadar kusur ve eksikliği olmayan tek rehberidir. Onun yolunu yol edinenler başkaca hiçbir nura muhtaç olmadan yolun sonunda velayet-i Muhammediyeye, yani velayet-i kübraya mazhar olur, Mahbubiyet makamına ulaşırlar. Devlet ki ne devlet.
İmam Rabbani Hazretleri buyurur ki, ben seyr-i suluki ruhanide mertebeler kat ederken, evliya tabakaları içinde en parlak, en haşmetli, en letafetli, en emniyetli, Sünnet-i seniyeye tabi olmayı esas kabul edenleri gördüm. Hatta o tabakanın en ami evliyaları sair tabakaların has velilerinden daha muhteşem görünüyordu.
Bediüzzaman Hazretleri, Onbirinci Lema’da İmam-ı Rabbani’nin bu sözünü naklettikten sonra onu şöyle tasdik eder: “Evet, Müceddi-i Elfi Sani imam Rabbani hak söylüyor. Sünnet-i seniyeyi esas tutan Habibullah”ın zılli altında makamı-ı Mahbubiyete mazhardır.”
Allah’ı sevmek ve Allah tarafından sevilir olmak… İşte her kulun varlık gayesi ve varlık semeresi bu olmalıdır.
Bunun yolunu da bize Kur’an-ı Kerim şu ayetiyle öğretir talim eder: “De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin” (Al-i İmran, 31)
Eğer Allah’a olan sevginizde samimi iseniz, Peygambere ittiba edersiniz. Eğer ittibanız yoksa, ya da çok eksikse, Allah’a olan muhabbet iddianız doğru değildir. Eğer Peygambere uymak hususunda hassasiyetinizi sürekli canlı tutabiliyorsanız, Allah’a olan sevginizde sadıksınız, doğrusunuz demektir.
Ramazan dua ile bütünleşmenin tam vaktidir. Rabbimize olan yalvarış ve yakarışımızdaki kelimelerin Kur’an ve hadis referanslı olması elbette çok önemlidir.
İmam Rabbani Hazretleri bu konuyu şöyle aydınlatır: “Ben seyr-i suluk-u ruhanide görüyordum ki, Resul-u Ekrem’den mervi olan kelimeler nurludur, Sünnet-i seniyye şuaı ile parlıyor. Ondan mervi olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve halleri gördüğüm vakit üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki, Sünnet-i seniyyenin şuaı, bir iksirdir. Hem o Sünnet, nur isteyenlere kafidir. Hariçte nur aramaya ihtiyaç yoktur”
Peygamber Efendimiz, “ümmetimin bozulmaya yüz tuttuğu bir dönemde kim benim Sünnetime yapışırsa ona yüz şehidin sevabı vardır” buyurur. İşte böylesi bir bozulma döneminde yaşıyoruz. Tek kurtuluş çaremiz vardır. Sünnet-i seniyyeye yapışmak ve ondan asla ayrılmamak. Bu yolu yol edinenlere ne mutlu. Rabbim bizi de bu yolun saliklerinden eylesin. Amin.







