Yapılması gerekenler..
15 Temmuz’u yeni bir milat kabul etme taraftarıyım. Bu sebeple de ihtilaf noktalarını deşifre yerine, ittifak alanlarını genişletme yönünde çalışmalar yapılmasının zaruretine inanıyorum. Şu an itibariyle bizim tek karşı cephemiz vardır; o da bütün unsurlarıyla ihanet adını verdiğimiz cephedir. Bu cephede yer alan hainlerin bütünü, ister düşünce isterse kişilik planında bizim hedefimiz olmalı; her vatanperver bu ihanet cephesinin tasfiye ve tenkilinde gücü nispetinde görev almalı, vazife yüklenmelidir.
Fakat bu görev ve vazife yapılırken, kesinlikle yeni fitne mihraklarının oluşmasına sebebiyet verilmemeli; Kitap ve Sünnet endazesinden asla vaz geçilmemelidir.
Hukuk ve adaletin üstünlüğü mutlaka korunmalıdır. Bu bağlamda, vatan sevgisi ve devlet bekası uğruna meydanlara taşmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan yüzlerce masum ve korumasız insanımızın ölümüne, binlerce masum ve korumasız insanımızın yaralanmasına sebebiyet veren canilerin bu yaptıklarını kendi canlarıyla ödemeleri hususunda hiçbir mazerete meyledilmemeli; kanun değişikliği ivedilikle gerçekleştirilerek her suçlu mutlaka müstahak olduğu cezaya çarptırılmalıdır. Hapishaneler, bu cani ve katillerin beslenme yeri olmaktan çıkarılarak, hukuk çerçevesinde kalmak şartıyla en caydırıcı müeyyideler devreye sokulmalıdır.
Amerika’nın Gülen’i teslim edip etmeme konusundaki tercihi, ileride yeni bir darbe teşebbüsünün olup olmayacağının da işaretidir. Bu sebeple de Gülen’in iadesi meselesi ilk günkü gibi canlı tutulmalı; devlet, hükümet ve millet bu haklı talepte asla gevşeklik göstermemelidir.
PKK ve diğer terör örgütlerince gerçekleştirilen son kanlı saldırılar, kesinlikle FETÖ denen hain örgütten ayrı düşünülmemeli; iki-üç senedir Güneydoğu’da yapılan kirli ittifakın bütün Türkiye sathına yayılması stratejisi olarak değerlendirilmelidir. Milli irade her an görev başına geçmeye, yani meydanları doldurmaya hazır olduğunu bu cani ve hainlere hissettirmeli; verilen savaşın büyüklüğüne oranla verilen zayiatın çok az ve hafif olduğu gerçeği, bu bağlamda sabit düşünce haline getirilmelidir.
Güç ve nifak doğru orantılıdır. Yani güç ne kadar artarsa, o gücü kabullenmede nifak ve ikiyüzlülük de o derecede artış gösterir. Devlet ve milli iradenin ittifakı bir güç olarak darbeci hainleri mağlup etmiş; devlet ve millet bu darbe teşebbüsünden güçlenerek çıkmıştır. Bu gücün artışı, kuşkusuz nifak ve ikiyüzlülerin artışını da netice verecektir. Böylesi at izinin it izine karıştığı süreçlerde çok dikkatli olunmalı; saflar sıklaştırılarak münafık karakterlerin aramıza hululüne meydan verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, münafıklar bu tür hulullerin vaktini dört gözle beklemekte, hulul sonrası topluma zerk edecekleri fitnelerin hesabını yapmaktadırlar.
Bu kadar soyut genelleme yaptıktan sonra, son paragrafı kısa bir örnekle somutlaştırayım: Benim yakın ve uzak çevrem Merhum Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’na olan sevgimi, muhabbetimi bilir. Onun vefatı benim için yekpare tahassürdür; ve bu tahassürüm bugün bile eksilmiş değildir. Vefat ettiğinde, Gülen haini bunun bir kaza olduğunu deklare ederken ben onun gazetesinde bunun bir suikast olduğunu aynı gün söyledim yazdım. Hislerimi ifade için yazdığım yazılar da yine aynı gazetede ve aynı günlerde yayımlandı. Geçenlerde, hiç istemediğim halde, ısrarlı talep ve çevremin faydalı olacağını söylemesi üzerine çıktığım bir televizyon programında, Gülen’in Muhsin Başkanı parti kurmak meselesinde niçin desteklediği soruldu; ben de MHP’yi bölmek için cevabını verdim. Verdiğim cevapta özne Gülen iken, konu bağlamından koparıldı ve sanki ben bölme işlemini Muhsin Başkana izafe etmişim gibi bir algı operasyonuna gidildi.
Muhsin Yazıcıoğlu partisini kurmadan önce pek çok kanaat önderiyle görüştüğü, istişare ettiği gibi o günlerde Gülen’le de görüştü. O görüşmede ben de hazır bulundum. Konuşulanların hepsine vakıfım. Muhsin Başkan sadece reel durumu anlattı; detaylara girmediği gibi doğrudan bir destek talebinde de bulunmadı. Hele desteğin maddi yanı hiç ima bile edilmedi.
Gülen, mutadı üzere o günkü teşviklerinde hem samimi değildi; hem de aşırıydı. Bu tablo karşısında, benim Gülen’in asıl niyetini anlamamam mümkün değildi. Nitekim o ortamda ve daha sonrasında Muhsin başkanın içte kalıp mücadele vermesinin doğru olacağını söyledim. Fakat, Muhsin başkanın esas gayesinin MHP’yi bölmek değil, ülkeye hizmetinin devamını temin adına bir karşı hamle yapmak olduğunu en az yanındakiler kadar ben de bilmekteyim. Ayrıca aynı programda, BBP’nin Paralel Yapıdan maddi destek aldığı hususunun zikredilmesi 17-25 Aralık sonrası dönemine ait bir meseledir; bunun da Muhsin başkanla uzaktan yakından bir alakasının olmayacağı açıktır. Konuyu bir fitne vesilesi yapmak isteyenlere bu gerçeği böylece duyururum..
Yeniden devlet inşasını gerçekleştirdiğimiz bu hassas dönemlerde, keşke bu kadarcık dahi iç enerjimizi boşa harcayacak tasarruflarda bulunmasak. Hainleri tek cephe bilip bütün gücümüzü onlarla mücadeleye sarf etsek..







