Ve İlhan İşbilen..
Kavgalıyız.. Silahlı terör örgütleriyle kavgalıyız, siyasi terör örgütleriyle kavgalıyız, ekonomik terör örgütleriyle kavgalıyız, algılama terör örgütleriyle kavgalıyız, küresel terör örgütleriyle kavgalıyız, yerel terör örgütleriyle kavgalıyız. Sadece biz mi? Aslında bütün dünya birbiriyle kavgalı durumda. Dünyayı idareye terör örgütleri talip olduğu sürece de bu kavganın bitmesi, nihayete ermesi imkansız görünüyor.
Eskiden, devletler terör örgütlerini kullanır, onlara vekalet savaşı yaptırırlardı. Ama şimdi terör örgütleri devletleri kullanıyor, vekalet savaşlarını kendileri yapıyor görünseler de kullandıkları devletlere yaptırıyor..
Görünürdeki terör örgütlerinin üst akılları da aslında birer terör örgütü.. Tabelalarında yazan isim ve unvanların sadece bir aldatmacadan ibaret olduğunu artık herkes biliyor, bu sebeple de onları deşifre adına söylenecek her söz malumu ilamdan ibaret kalıyor.
Terörle kavgayı önemsemek zorundayız. Bu sebeple de alacağımız tedbirleri günü birlik değil, uzun süreli vadelere yayarak gerçekleştirmek durumundayız.
Elbette, bizim için mevcut haliyle en tehlikeli terör örgütü FETÖ’dür; bu sebeple de tedbir adına yoğunlaşmamız gereken öncelikli terör örgütü de odur.
FETÖ, işin başından beri lider merkezli kurgulanmış bir yapıya sahiptir. Bu sebeple de mücadelede öncelik merkeze taarruz stratejisiyle sürdürülmeli, Gülen ele geçirilmeden ya da tamamen devre dışı bırakılmadan bu savaşın, bu kavganın biteceğine zerre kadar ihtimal verilmemeli, hele başarıda finale ulaşıldığı asla düşünülmemelidir.
Örgüt irtibatlı, örgüt iltisaklı oldukları bilinen ve bu yönüyle de sorgulanan, tutuklanan veya firari oldukları için haklarında yakalama kararı çıkarılan kişilerin hiç birisi, hangi hain eylemin failleri olurlarsa olsunlar, suçun ağırlık merkezi bakımından Gülen kadar suçlu değildir; örgüt içinde onun bu suç hamulesini yüklenebilecek hiç kimse de yoktur.
Bu açıdan da, örgüt mensubu diğer kişilerle ilgili yorumlarda her türlü abartılı ifadeden kaçınılmalı; Gülen’e kilitlenmesi gereken dikkatler başka mecralara dağıtılmamalıdır. Aksi durumun bir örgüt oyunu olduğu ve olacağı da asla unutulmamalıdır. Nitekim, firari Necdet İçel üzerinden böylesi bir atraksiyon yapılmak istenmiş, tarafımızdan yapılan uyarılarla akim bırakılmıştır.
Çatı davası başladığı için, söz, beyan ve yorumlara daha da dikkat edilmesi gereken bir süreçten geçiyoruz. Elbette, sanıkların verdikleri ifadelerde gördüğümüz yanıltıcı, yanlış ve yalan beyanları açığa çıkarmak ve açıklamak durumundayız. Fakat, madem kaçanlar kaçtı, hiç olmazsa elimizdekilere birikmiş faturayı ödetelim gibi bir yaklaşıma da asla tevessül edilmemelidir.
Eğer basına yansıyanlar doğruysa, İlhan İşbilen’in bazı ifadelerini bu meyanda irdelememizde fayda var. İşbilen, Zaman Gazetesi Genel Müdürlüğü, Samanyolu Televizyonu Genel Müdürlüğü de dahil üstlendiği görevlerin hiç birinde Gülen’in irtibatının olduğunu bilmediğini ifade etmiş ki, külliyen gayr-i vaki bir beyandır. Halbuki bu tür beyanlara meyletmesini gerektirecek bir durum da yoktur. Çünkü onun Genel Müdürlük yaptığı dönemlerin hepsinde mevcut kurumlar legal birer kuruluştur.
Mutat aylık toplantılardan birindeydik. Sanırım 1989 yılıydı. Gazeteye yeni bir genel müdür atanması konuşuluyordu. Toplantıda bulunanlardan bazıları bazı isimler önerdiler; fakat bu isimler Gülen tarafından hüsnü kabul görmedi. Ben, İlhan İşbilen’i önerdim. Gülen’in kanaati de öyleydi ki, hemen teklifimi kabul etti. Toplantı sonrası İzmir’den İstanbul’a dönüyorduk. İlhan İşbilen beni otomobiline davet etti; yol boyu gazetede yapılması gerekenleri konuştuk..
Bir gün odasına girdim; iki metre uzunluğunda kağıdı faks ediyordu. Ne yaptığını sordum; Anadolu Ajansından gelen bütün faksları aynen Hocaefendiye faks ediyorum, onun seçtiklerini gazetede kullanıyoruz, dedi. Hiç olmazsa özetleyerek gönderin, yazık adama, bu kadar haberi nasıl okusun, dedim. Ertesi gün yine odasına girdiğimde İşbilen’i elinde kalem kağıt, yorgun argın çalışıyor buldum. Ne yapıyorsun, diye sordum. Üç saattir özet çıkarıyorum, dedi. Güldüm, kendisine gazeteciliğin bir meslek olduğunu hatırlattım. Önündeki kağıt yığınını alarak dışarı çıktım, gazetecilikten mezun üç arkadaş kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Onlara kağıtları uzatarak hemen özet çıkarın, dedim. On dakika sonra özetler çıkmış olarak İşbilen’in odasına getirdiler.
İşbilen’in, Sema Video yöneticiliği, Samanyolu Genel Müdürlüğü de yine Gülen’in istek ve emriyle olmuştur; Asya Finans’ta görevlendirilmesi de öyle olmuştur. Daha öncesinde üstlendiği Akyazılı Vakfı Genel Müdürlüğü de yine aynı minval üzere gerçekleşmiştir.
İşbilen, istidadını takdir ettiğim bir insandır. Beraber çalıştığı insanlara karşı takındığı gaddarlığa varan otoriter tavrını ise hiçbir zaman tasvip etmedim, bazen tenkitlerimi yüzüne karşı da ifade ettim. Gülen’in bana anlattığı hayat hikayesinde, ilk defa Gülen’e biat teklifinin İşbilen tarafından yapıldığına dair kayıt da var. Yani İşbilen, Gülen’e biat yemini eden ilk kadronun önde gelen isimlerinden biri. O günden bu yana da ara sıra araları bozulsa ve pasif hale getirilse de Gülen’le irtibatını sürdürdü.
İlhan İşbilen 15 Temmuz darbe girişimi öncesi tutuklandığı için, darbeyle ilgili aktif bir görev üstlenmiş olması zaten mümkün değil. Darbe teşebbüsünü tasvip etmediğini ise bizzat kendisi söylemiş. Öyleyse, Gülen’i terörist başı olarak kabul etmediğini hangi mantıkla söylüyor? Anlaşılan, ne kebap yansın istiyor ne şiş. Ama hukuk öyle işlemiyor..







