Üç alan ve AK Parti gerçeği
Aziz Dostlar,
Sizlerle birlikteliğimiz henüz yeni. Bu sebeple, bugünkü yazımın içeriğini doğru değerlendirmeniz bakımından kısaca bir temel düşüncemden bahsetmem gerekiyor.
Ömrümün bu anına kadar, ne partici ne de partili oldum. Bu, bu tür çalışmalara karşı oluşumdan değil, kaderin sevkiyle küçük yaştan beri iman alanında hizmet eden Nur camiası içinde olmuş bulunmamdan kaynaklanan bir durumdur.
Ne ki, hanemiz bütün İslami çalışmalara hep açıktı. Bazen aynı gecede biz evin bir odasında Risale dersi yaparken, diğer odada Mücadeleci kardeşlerimiz seminerlerini yapar, bir başka odada da Ülkücüler buluşur, kendi aralarında sohbet ederdi. Validem de hepimizden olur, hepimize çay yapar, ikramda bulunurdu. Rahmetli babam, Süleyman Efendi Hazretlerinin talebelerine sempati duyar, onlarla olurdu. Bazı yakınlarım Mili Görüş çizgisindeydi, aramız muhabbetle doluydu. Yetmişli yılları ben hep böyle idrak ettim. Bu sebeple de her türlü dini ve milli çalışmaya açık bulundum. Cemaati önemsedim, fakat cemaatçiliğe asla prim vermedim. Şu anda da aynı hal ve kanaat üzereyim.
Geçen haftaki “Bu Mitingler” başlıklı yazımdaki temennilerimin söz konusu muhteşem mitinglerde gerçekleşmesi beni cidden memnun etti. İslami yükselişin geleceği adına bu mitingleri gayet anlamlı buldum. Bu vesile ile, bazı kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bediüzzaman Hazretleri, yapılması gereken İslami çalışmaları üç ana kategoriye ayırır. Bunları iman- hayat ve şeriat olarak isimlendirir. Bu isimlendirmelerde esas olan muhtevadır. Bu muhteva çerçevesinde yapılacak çalışmaların bütünü İslami çalışmalar kategorisine dahildir.
İman-hayat ve şeriat, süreçten çok saha isimleridir. İman sahası, kendi şartları ve kendi iç mantığıyla değerlendirilmesi gereken bir alan olduğu gibi, hayat ve şeriat alanları da öyledir. Dolayısıyla birindeki doğru ne kadar hakikatse, diğerlerindeki doğrular da o kadar hakikattir. Fakat her alanın doğrularını kendi endazeleriyle ölçmek gerektir.
İman sahası siyaset üstü olmayı gerekli kılar. Çünkü iman hakikatlerine herkes gibi her partilinin de aynı oranda ihtiyacı vardır. Onlara muhtaç oldukları hakikatleri ulaştırabilmek adına, iman sahasında çalışacakların partiler üstü davranması şarttır, zarurettir..
Hayat sahası ise, bütün hayatı kuşatıcı olmak durumundadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, spor, sanat, estetik gibi içtimai hayatı şekillendiren her konu hayat sahasının ilgi alanına girer. Bu sahada çalışma yapacakların doğrularını, iman alanının doğrularıyla mukayese ederek hayat sahasının doğrularına yanlış hükmü vermek yanlıştır ve haksızlıktır.
Şeriat alanı ise, bütün alem-i İslam’ın buluşacakları değerler bütünüdür. Böylesi bir alan, elbette yine kendi doğrularıyla kurumsallaşacaktır. İman ve hayat alanlarında hiç söz konu edilmeyecek hususlar, şeriat alanı söz konu olduğunda belki de gündemin birinci maddesini oluşturacaktır. Böylesi bir kurumsallaşma hiç kuşkusuz manadan çok maddi gücü, maddi menfaati öne çıkaracak; kardeşlik anlayışını, birlik, beraberlik ve uzlaşma tekliflerini kendi literatürüne uygun anlamlandıracaktır.
Bu üç alanın hepsi haktır ve doğrudur. Önemli olan herkesin hangi alanda çalıştığını, alanının şartlarını ve sınırlarını iyi bilmesidir. Böylece hem daha verimli çalışılır hem de her türlü israf azami ölçüde önlenmiş olur.
AK Parti, bir siyasi çalışma olduğundan hayat alanına dahildir. Şimdiden görünen o ki, bu siyasi çalışmanın coğrafyası ülke sınırlarının çok ötelerine ulaşmaya namzettir. Bosna Hersek, Makedonya, Malezya, ABD, Arnavutluk, Yemen, Filistin, Endonezya gibi ülkelerde yapılan destek mitingleri, Avrupa ülkelerinde gerçekleşen kırka yakın basın toplantısına gösterilen büyük ilgi, İstanbul’da milyonlarca insanın rekor düzeyde ve tek yürek halinde toplanışı; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, sadece bir milletin iftihar anlayışına sığmayacak ölçekte, sevgiye, muhabbete ve kabule mazhar oluşu ve miting konuşmasında bütün İslam alemini kuşatıcı atıflarda bulunması dediğimizi teyit eden sadece bazı hususlardır. Bu gerçekten çıkış yaparak diyorum ki, hayat alanının diğer çalışanları siyasi konuda AK Partiye destek olmalı; AK Parti de, aynı alanın diğer departmanlarında çalışanları kendine refik ve dost bilmelidir.
“Önce iman ve ahlak” deyip yola çıkanlar da, öncelikle kendi görevlerini kusursuz yapmaya çalışmalı, zaruret olduğunda, ama sadece zaruret olduğunda hayat sahasına ait çalışmalarla ilgilenmelidir.
AK Parti’de görülen arızaların çoğunun siyasetin bizzat yapısında var olan genel arızalar olduğu unutulmamalıdır. Özel arızalar ise, dostane ve ikna edici uyarılarla giderilmeye çalışılmalıdır. Fakat uyarılar terbiye sınırını aşmamalı, hele ve kesinlikle bu uyarılarda, objektiflik yaftasıyla hasım güçlerin haksız argümanları ve çirkin üslupları kullanılmamalıdır. Bir de her okuduğunu tek nüsha sanan zavallıların trajikomik durumuna düşülmemelidir..







