Trump-Gülen ve sonrası
Söyleye söyleye dilimde tüy bitti, denilir ya işte öyle: Gülen’in hiçbir siyasi ön görüsü doğru çıkmamıştır ve şimdiye kadar kimi destekledi ise hep kaybeden o olmuştur.
Bu durum sadece Türkiye siyasi hayatıyla da sınırlı değildir. Amerika’ya gittikten sonraki süreçte, bu ülkeyle ilgili iç siyasette de hep böyle devam etmiştir. Nitekim Obama ile Bayan Clinton arasındaki parti içi yarışmada bütün gücüyle Clinton’u desteklemiş, kendi elemanlarını bu uğurda seferber etmiş fakat sonuçta kazanan Obama olmuştur. Daha işin başında tarafımızdan yapılan uyarılara ise o dönemde gülüp geçilmiştir. Yanlış yerde duruyorsunuz, bence Obama yarışı kazandı bile, demiştim.
Son Trump-Clinton yarışmasında da olanlar farklı değildir. Gülen var gücüyle yine Clinton’u desteklemiş ve yine malum hal üzere yanılmıştır. Bu satırların yazarı ise, en azından Gülen’in siyasi yanılgı sabitesinden hareketle ilk günden beri, hem yazılı hem de sözlü olarak Trump’un kazanacağını söylemiştir ve hiç tereddüt göstermeden Trump seçimi kazandı bile demiştir.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, hangisi kazansaydı Gülen’i Türkiye’ye iade ederdi; çünkü devlet aklı bunu gerektiriyordu. Şimdi de aynı şeyleri söylüyorum, Gülen mutlaka Türkiye devletine teslim edilecek ve bağımsız yargının karşısına çıkarılarak hesap verecektir. Ölüm durumu hariç bunun aksi imkânsızdır.
Gülen artık bu gerçeği görmeli, sırf kendisini kurtarma uğruna girdiği çevresini ateşe atma atraksiyonlarından vazgeçmeli; ben kurtulayım da kimler batarsa batsın, kimler yanarsa yansın bencil eylemlerini tamamen terk etmelidir.
Hiç şüpheniz olmasın; Clinton’un seçimi kaybetmesi mutlaka Gülen ve çevresinde çok büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu; fakat yine hiç şüpheniz olmasın Trump’un seçimi kazanmasıyla birlikte Gülen ve çevresi, Trump’un kendisinden ve kendi çevresinden daha çok Trumpcı oldular bile. Açıktan söylemeseler bile, en acımasız eleştiri oklarının hedefinde bundan böyle hep Clinton olacak; belki de önceleri Trump kazanmasın diye yaptıkları beddua seansları şimdi Clinton derbeder olsun diye devreye sokulacak.
Huylu huyundan vazgeçmez; Gülen, Türkiye’deki siyasi ilişkilerinde de hep böyle davranmadı mı? İsterseniz, Hillary Clinton bayan olması münasebetiyle biz de mukabilinde Tansu Çiller’le ilgili, arşivimizde mevcut onlarca konuşmasından sadece birkaç örnek verelim. Siz sadece konuşma tarihlerine dikkat edin ve konuyu güncelleyin.
“Bu Bayan Hanımefendi, çok terbiyeli oturdu. Mesela bana elini uzatmadı, ayakta karşıladı, buyurun dedi. Sonra içeriye gelir gelmez dedi ki benim bir hasta annem var, beş on dakika geç kaldım, çok özür dilerim dedi. Şimdi devletin başında bir insan. Sonra fırsat olunca bir saat bir buçuk saat ben konuştum. İki buçuk saat kadar kaldım, konuştum. Çok edeple dinledi, hatta böyle ayaklarını şöyle bile yapmadı, öyle edeple dinledi. Bunlar ister siyasi mülahaza ile olsun, isterse hani birilerinin anlatmasıyla olsun.. Cami imamına karşı saygılı olmak lazım, edepli olmak lazım tavrıyla olsun... Yer yer sen de anlıyorsun bunu, şu dediğiniz şey hakikaten keşke aklımda kalsa, çıkardı defterine not etti onları.. Konuşurken de öyle benim konuşmam lazım falan demedi. Bana çok terbiyeli geldi. İnancı ne olursa olsun, isterse hiç inancı olmasın.” (16.12.1994)
“Başbakan dediğiniz, basit, düşünemeyen, aklı az, yarım akıllı bir insan değil. Saçı da uzun, aklı da çok yani. Çok enderi nadirattan bir kadın. Duygu ve düşünce itibari ile sizin dünyanızın neresinde bulunursa bulunsun, şimdiye kadar gelenler nerede bulunduysa, Turgut Özal müstesna, oda orda bulunuyor. Evet çok fazla bir şey isteyemezsiniz. Ama işte akıllı. Bir yönüyle de akıllı. Gençliğini aşan bir aklı var işin doğrusu. Görüşüp konuşmayınca, söyleyeceğiniz şeyleri söyleyip cevap almayınca onu anlayamazsınız. Yani hiç kimseyi rencide etmeden, suya sabuna dokunmadan duyduğu şeyleri çok yeni terkiplere sokarak çok güzel kompozelerle size takdim edebilir. Evet kendini aşkın bir hali var.” (23.09.1995)
“Bayanı, Amerikalılar, Avrupa yanlısı medya ortaya çıkardı. Ekonomide şöyle diyor, böyle diyor sanki uzman gibi, biliyor gibi öne çıkardılar. Esas Üniversite hocalığı ayrı mesele, ekonomistlik ayrı mesele. Hiç bilmiyormuş, hiç yani. Benim gibi bir adamın bunu konuşması çok yakışıksız olabilir, fakat hiç ekonomiyi anlamıyormuş. Hatta kendi çevirdiği o fırıldakların ekonomisini de anlamıyor ki, yüzüne gözüne bulaştırdı.” (31.01.1996)
“O kadında da çok hırs var, çok. Hiç başka bir şey düşünmüyor. Korkunç yani, gözü başka hiç bir şey görmüyor yani.”(21.05. 1996)
“Biz Yıldırım Akbulut deriz de hani saf başbakanlardan, devletin başına gelmiş, bu onlardan daha saftır. Ne idare bilgisi var, ne ekonomi bilgisi var, mekteplerde hocalık yapmış. Yüzüne gözüne bulaştırdı ve bir levsiyat (pislik) içinde bulunduğundan şu anda böyle çok herkesle konsensüse açık gibi bulunması uzlaşmacı gibi görünmesi, daha ziyade levsiyatının ortaya çıkmaması düşüncesinden dolayı.”(5.03.1997)
“O fırıldak çevirip dağarcığına bir şeyler aktarma peşinde. Allah derken de peygamber derken de dünya derken de Atatürk derken de laiklik derken de demokrasi derken de.. ‘Acaba bunlar bize ne kazandırır’ diye düşünür. “ (2.06.1997)
“Ben zannediyorum, bu Özer bey de inanmıyor, Tansu Hanım da zannediyorum ateist. Bunlar görünme. Çünkü ağzından kaçırdığı şeyler, bazen benim yanımda çok olmayacak şeyler söylüyor. Mesela “Hıristiyanların kilisesi çok güzel temiz diyor. Gençler gidiyor oraya oturuyor, öyle inşirah veren müzik dinliyorlar, orda içiyorlar da. Tabi ben bizim camilerde içilmesini istemem de”, bunları söylüyor.(5.06.1997)







