--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tekvin ayetlerini okumak

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
Geçen haftaki yazıda geçen tekvinî ayetleri okuma meselesi bir dost meclisinde benden soruldu. Uzunca cevabın kısaca özetini sizlerle de paylaşmak istedim.
İnsan, yaratılışı yönüyle, medeniyete hazırlıklıdır. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’e kodlanmış bilgi, esasen bütün insanoğlunun kıyamete kadar sergileyeceği yükselişin de şifresini taşır. O, bu bilgi sayesindedir ki, tekvinî emirleri anlar, algılar, yorumlar, analiz eder ve yeni sentezlere ulaşır. Kuşlara bakar, onlar gibi gökte uçmanın cehdine düşer; balıklara bakar, onlar gibi denizde gezinmenin, denizlerin altında seyahat etmenin çarelerini arar; bitkiler ona bir başka şeyler ilham eder, diğer varlıklar ona kendi insiyaki davranışlarından nice tecrübeler aktarır; ve neticede insan, varlığa dıştan müdahale edebilme konumuna gelir; halife varlık olmanın yetkilerini kullanır. Tıp ilmi böyle gelişir, matematik, geometri, fizik, kimya böyle inkişaf eder. İlk insanda kodlanan öğretilmiş bilgi, diğer peygamberlerde ve diğer üstün yeteneklerde bir bir çözümlenerek hayata geçirilir. Hz. İdris (Aleyhisselam) ile, bütün fen ilimleri çok ciddi bir ivme kazanır. İnsanlar, terzilik sanatını ondan öğrendikleri gibi, astronomiden astrolojiye kadar pek çok bilim dalını da yine ondan öğrenir. Hz. Nuh ilk buharlı gemiyi inşa eder, denizcilere ilham kaynağı olur. Hz. Yusuf, zaman bilimini metale yansıtarak ilk saati keşfeder; saatçilerin piri kabul edilir. Hz. Yunus, balığın karnındaki yolculuğu ile, denizaltıların keşfinden daha öte tekniğe mesajlar yollar. Hz. Davut, demiri eritir, kullanır ve ilk sanayi devriminin öncülüğünü yapar. Oğlu Hz. Süleyman (Aleyhisselam) kendisine gelinceye dek yaşanmış medeniyete çok ciddi mesafe kat ettirerek, gökte yürümenin yollarını; ışınlama yoluyla eşyayı nakletmenin nihai çığırını açar, dünyayı büyükçe bir köy haline getirmenin ilk denemelerini yapar. Hz. Musa (Aleyhisselam)’ın elindeki asa, taştan su çıkarma tekniğini ilham edici ne büyük bir mucizedir. Hz. Zekeriya ve Hz. İbrahim’in yaşlılık hallerinde ve kısır hanımlarından çocukları olur. Bu konuda tıp ilminin önünde yeni ufuklar açılır. Hz. İsa (Aleyhisselam)’ın eli, nefesi tıp ilmi adına ne zengin hazinedir. Onun göğe yükselişi de yine astronotlar adına ne büyük ilham kaynağıdır. Peygamber Efendimizin ceset-ruh birlikteliği ile miracı, ulaşılması imkansız da olsa, yedi kat semayı aşmanın, izi kıyamete kadar sürecek en muazzam öğretisidir.
Kur’an-ı Kerim, bütün cinleri ve insanları, kendisi gibi bir kitap getirmeye çağırır. Dostları taklide, düşmanları nazire getirmeye yönlendiren bu çağrı, kendisi gibi bir kitabın yazılması bağlamında şimdiye kadar hep karşılıksız kalmış, şimdiden sonra da hep karşılıksız kalacaktır. Ne ki, bu çağrıya cevabın, edebiyata ilginin artması, belagat ve fesahate alakanın çoğalması şeklinde tezahürü de bir gerçektir. Dolayısıyla, Kuran, günümüzde çok revaçta olana edebiyata sadece teşvikle kalmamış, edebiyatın kurallarını da koymuş olmakla bir ilki başlatmıştır. Pek çok hususta olduğu gibi, Kuran, edebiyat sahasında da medeniyete hesapsız katkıda bulunmuş, medeniyetin kararan ufkunu aydınlatmıştır.
Hz. Adem’e öğretilen ilk “İsimler Bilgisi”, şüphesiz insan oğlunun diğer varlıklardan ayrıldığı en seçkin yanıdır. İsim, Arapça bir kelimedir. Aslı “sümüv” dür. Sümüv, ise yükseklik anlamındadır. Sema da yine aynı kökten gelir. Hz. Adem’e öğretilen bilgi, bu manada çok yönlü yükselişin bilgisidir. Bu yükselişe manevi yükseliş dahil olduğu gibi, maddi yükseliş de dahildir. Bu gerçekten çıkış yaparak çok rahatlıkla, medeniyetin tarihini ilk insanla başlatmak mümkündür. Medeniyet, insandaki potansiyel “İsimler Bilgisi”nin kuvveden fiile çıkması ve bütünlüğünü koruyarak  zamana, mekana, şartlara göre açılması, yayılmasıdır. Zaten her ilmin ana kaynağı Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden biridir. İnsan benliğinde mevcut  tasdik kabiliyeti, isimlerden gelen harici tecellileri kabullenerek ilmi içselleştirir ve kendi mahiyeti ölçüleriyle bu ilme bir yorum, bir tanım kazandırır. Bir tek olan ilim sıfatının tecellisi, böylece “Esma” sayısınca çoğalır; ve insan mahiyeti bu çoğalışa vesilelik yapar. İnsan bu mazhariyeti öncesinde hiçbir şey bilmeyen tam bir cahildir. Ama bu cehaletin katlanarak insanda mevcudiyeti, aynı zamanda her ilmin üst üste derecelenmesinin de bir varlık sebebidir. İnsan ilimin kaynağı değil, sadece bir yansıtıcı aynasıdır. Bu gerçeğin böyle anlaşılması, insanın kendini ilmin kaynağı sanıp Karun, Firavun, Nemrut ya da bir başka Zalim sendromu yaşamaması ancak imanla mümkündür. İmanı da bize en kamil manada din öğretir. İman bir nur, bir ışık olarak hem varlığı hem de insan mahiyetini  aydınlatır. Yükselişin gayesi, esası ve maksadı böylece daha net görülür. İlim yoluyla yükselişin son adresi Cenab-ı Hakk’ın ilim sıfatına ulaşmaktır. İşte o zamandır ki, ayrı ayrı şubelere ayrılan ilim, tek bir noktada buluşur. Hz. Ali (R.A.), “İlim bir noktadır; onu cahiller çoğaltmıştır” derken bu hakikate işaret eder. İlmin tek noktada buluşmasını ise, dünya şartları içinde en güzel medeniyet resmeder.
Ayrıca, “Esma Bilgisi”, isimlendirme, ad koyma bilgisidir. Eğer insana böyle bir ilim verilmemiş olsaydı, tefrik ve temyiz, yani bir varlığı ya da eşyayı diğerinden ayırmamız mümkün olmazdı. İsimlendirme olmasaydı, manaya lafız giydirmemiz de imkansızlaşır; dolayısıyla konuşulan bir dil de olamazdı. Bu açıdan da, ilk insana öğretilmiş “Esma Bilgisi”, bu dünyada, diğer yaratıklardan farklı bir konumda ve insan mahiyetine yakışır ölçüde yaşayabilmenin de anahtarı durumundadır.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle