Sonsuz ve iki sıfır
Akıp giden zaman selinde çalkalanan olaylar arasında, oyalanıp durduğumuzun farkında mıyız? Ömür sermayemizin tüketim alanları ne kadar bu sermayenin değer ve kıymetiyle doğru orantılı? Alıp- verdiğimizle ölçüldüğünde ticaretimiz ne kadar kazançlı? Geri dönüşü olmayan bir ticaretten söz ediyoruz. Ya kazanma ya da kaybetme sonuçlarından biriyle hem de ebediyet mühürlü olarak karşı karşıya bulunuyoruz.
Yekpare zaman akışı içinde, bazı vakitler var ki, söz konusu zaman bütününün altın dilimleri. Üç aylar dediğimiz mübarek aylar, bu aylardaki mübarek gün ve geceler, bu özelliği en seçkin keyfiyette taşıyan ve talihimize altın tepside sunulan fırsatlar. Rabbimiz, söz konusu fırsatları en hayırlı amellerle değerlendirebilmeyi cümlemize nasip eylesin. Ve bu fırsatları, kendi rızasını, kendi hoşnutluğunu kazanmamıza vesile kılsın.
7 Haziran genel seçimleri münasebetiyle gündem kaçınılmaz olarak siyaset ağırlıklı. Ak Parti’den sonra muhalefet partileri de seçim bildirgelerini topluma deklare ettiler. Vaad ettiklerine kendilerinin inanıp inanmadıklarını sorgulamamız gereken ütopik bildirgelerdi bunlar. Bana, kopya çeken tembel talebeyi hatırlattı. Hani, imtihanda yanındaki arkadaşından kopya çeken tembel talebe, sonuçtaki sonsuz işaretini iki sıfır sanmış. Dışarı çıkınca da, arkadaşına, sıfırları niye öyle yamuk yazdığını sormuş; ben düzgün yazdım, demiş. Ak Parti’yle aralarındaki mukayese bana bunu hatırlatırken, kendi aralarındaki mukayese de iki palavracının konuşmalarını hatırlattı. Birisi diğerine, bizim memlekette bir alet icat edildi, bir tarafından ineği koyuyorsun, diğer taraftan sucuk çıkıyor, demiş. Arkadaşı nefes bile almadan karşılık vermiş, o da bir şey mi, demiş. Bizim orda bir alet icat edildi, bir taraftan sucuğu koyuyorsun öbür taraftan inek çıkıyor..
Ak Parti hükümeti, solundaki KCK denilen paralel yapıyla, sağındaki Cemaat denilen paralel yapı arasında preslenmek istendiği bir dönemde stratejik bir manevra yaparak aradan çekildi ve bu iki paralel güç en şiddetli şekliyle birbirine çarptı. KCK ‘yı, elinde ciddi devlet gücü bulunan Cemaat hezimete uğrattı; fakat bu arada kendisini de deşifre etti. Cemaat, devlet paylaşımında KCK’yı kendisine en yakın rakip gördüğü için de bu saldırıda gönüllü savaşçı oldu. Fakat, devlet yapısının iktidar paylaşmak gibi bir zaafı kabullenemeyeceğini hesap edemedi; hükümete ve dolayısıyla devlete karşı yaptığı huruç hamleleri boşa çıkınca da geçmişteki bütün kazanımlarını bir bir kaybederek tarihi mağlubiyetiyle yüzleşmek durumunda kaldı.
İşin başında, Cemaat ile KCK arasında hükümeti devre dışı bırakma noktasında zihni bir ittifak olmadığı söylenemez. Ne ki, iki paralelin aynı vakte denk gelen iktidar hırsı, hükümetin stratejik uygulamaları eşliğinde, birbirine düşmelerine neden oldu. Şimdilerde görülen ve Sayın Başbakan Davutoğlu’nun da eldeki belgelere dayanarak açık ettiği Cemaat- HDP ittifakı, bu bağlamda düşünüldüğünde hiç de sürpriz bir gelişme değil. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, özellikle Güneydoğu illerindeki seçmenlere bu türlü bir Cemaat yönlendirmesi yapıldığı herkesin malumu. Ne ki, genel seçimlerde böylesi bir atraksiyonun onlar açısından her hangi bir siyasi kazanıma dönüşmesi imkanı sıfır. Cumhurbaşkanı seçimlerinde, vatandaşın hayat standardını doğrudan etkileyecek bir durum söz konusu olmadığından Kürtler bu seçimi bir varlık ispatı statüsünde değerlendirdiler. Halbuki genel seçimler, her bireyin sosyal yaşantısını doğrudan ilgilendiriyor. Bu sebeple de, sonu hüsran olacağı belli bir maceraya hiç kimse özgür iradesiyle olur vermez.
CHP ile Cemaat arasındaki zoraki nikah çok yara almış bulunuyor. Şimdilik kol kırılır yen içinde kalır, psikozuyla hareket etseler de, en yüzeysel müşahede ile dahi aradaki mesafeli duruş hissediliyor. Cemaat, CHP’nin başında Mustafa Sarıgül’ü görmek istiyordu. Kılıçdaroğlu’nun elindeki kozlar şimdilik daha güçlü. Mustafa Sarıgül’ün dosyası oldukça kabarık ve CHP’deki karşılığı da oldukça zayıf. Son Şişli Belediyesi olaylarını da sanırım bu perspektiften bakarak değerlendirmek gerekiyor.
MHP, Ekmelettin İhsanoğlu’nu aday göstermekle, Paralel yapıyla ittifakını deklare etmiş oldu. Devlet Bahçeli böylesi bir tercihe nasıl ikna edildi; bunları önümüzdeki günlerde daha yakından öğreneceğiz. Ne ki, önceki seçimlerde görüldüğü gibi, önümüzdeki genel seçimde de, bu yapay ittifakın siyasi bir getirisi olmayacaktır. Fakat, Paralel yapı, Güneydoğu illerimiz dışında, MHP’yi her yerde öncelikli tercih edecektir. Bu kararda, sol düşüncenin iflasının payı olduğu gibi; sağı sağla dengeleme taktiksel düşüncesinin de payı vardır. Fakat, bunların cümlesi, iflası baştan belli zavallı gayretler cümlesindendir. Hiç kuşkunuz olmasın, 7 Haziran seçimleri, milli iradenin, paralel yapıya vuracağı son siyasi öldürücü darbe olacaktır. Bundan sonrasında, cemaat üyelerini motive için kullanacakları yalanları da kalmayacaktır.







