Son olayları okurken..
Türkiye, jeopolitik iddiaları olan bir ülke olduğu sürece başının beladan kurtulması zor görünüyor. İddiasını kaybettiği anda ise, sömürge ülke olmaktan başka seçeneği olamayacağı kesin. Bir tercih yapmak zorundaydık ve tercihimizi yaptık; jeopolitik iddialarımızı sürdüreceğiz.
Öncelikle, bölgemizde çizilmek istenen yeni haritada bizden bir karış toprak dahi alamayacaklar. İkincisi, hiç kimse, yeni harita çiziminde bizi devre dışı bırakıp kendi keyfine göre harita mühendisliği yapamayacak. Bu süreçte, cetveli, pergeli, kalemi tutan ellerden birisi de Türkiye olacak.
Bu iddiayı kuvveden fiile dökebilmenin ilk şartı çok yönlü güçlü olmaktır. Güçlü olmak, diğer güçlerin hışmına davetiye anlamına da gelir. Püskürtülmedikçe diğer güçler her zaman baş ağrıtır. Biraz sabır, sebat, gayret ve kararlılıkla davranılırsa, zaten haksız oldukları davada git gide dirençleri azalır ve bu güçler, sizi dinlemek, size kulak vermek, sizin varlığınızı hesaba katmak zorunda kalırlar. Son günlerde yoğunlaşan bombalı saldırıları da söz konusu ettiğimiz iddiamızla bağlantılı okumamız gerekiyor.
Artık hepimiz biliyoruz ki, bizler sadece terör örgütlerine karşı savaşmıyoruz; yedi düvele karşı hattı müdafaa da bulunuyoruz. Hangi alanda güçlenmek istiyorsak, o alanla ilgili iç- dış mihrakların marifetiyle hücuma maruz kalıyoruz. Ya mücadelemizi sürdürecek ebedi aziz olacağız, ya teslim olup ebedi zilleti kabullenecek hem kendimizi hem de nesli atimizi ölümden beter bu zillete mahkum edeceğiz.
Maşeri vicdan, milli mücadeleden yana tavrını çok net koydu. Satılık hainler istemese de milli irade bu amansız ve imansız düşmanlara karşı direnişi tercih etti. Yüzlerce şehidi ebediyete uğurlarken, o şehitlerin en yakınlarından duyduğumuz vatan millet sağ olsun haykırışında yankılanan irade bize bu dersi veriyor. Gerisini hainler düşünsün. Bu millet, bu azmini, bu direncini, bu kararlılığını koruduğu ve sürdürdüğü müddetçe, onu hiç kimse mağlup edemeyecek, vatanını bölüp parçalamaya güç yetiremeyecektir.
Osmanlı gibi bir büyük devleti, hangi entrika ve oyunlarla yıkıp dağıtmayı denedilerse, aynı haçlı zihniyeti, büyümekte olan Türkiye Cumhuriyeti Devletine de aynı entrika ve oyunları deneme meylindeler. Fakat emelleri kursaklarında kaldı ve kalacak. Onları en çok çileden çıkaran Türkiye’nin IMF’ye olan borcunu sıfırlamasıydı; çünkü onlar Osmanlı’nın yıkımını dış borca alıştırmakla başlatmışlar ve kısa süre içinde bunda başarılı da olmuşlardı. Ve yine onlar, Osmanlı’yı sürekli tüketen bir pazar ülke olmaya mahkum etmişler; bunun sonuçlarını da çok kısa sürede görmüşlerdi. Bütün tüketim kalemlerinde dışa bağımlı bir ülkenin siyaseten bağımsız kalma imkanı yoktu ve nitekim olmadı da.
Ama yeni Türkiye, ecdadından kendisine miras olarak nakledilmek istenen bu kötü gidişe, yaşadığı acı tecrübelerin de tazyikiyle artık yeter demesini bildi. Borçlarını sildiği gibi, dışa bağımlılığını minimize etmenin çarelerine de başvurmaya başladı. Böylesi bir uyanışı ne dostlarımız bekliyordu, ne de düşmanlarımız. Fakat vakt-i merhunu geldiği için kader önümüze su serpti, özellikle son on iki yılda ekonomik, teknolojik ve politik pek çok hamle bir bir gerçekleşti.
PKK ve benzeri, eli kanlı terör örgütleriyle bu hamlelere set çekemeyeceklerini anlayan salip temsilcileri, baştan beri yedekte tuttukları bir alternatifi devreye soktular, kuzu postuna bürünmüş it sürülerini üzerimize saldılar. Allah’a şükür ki, Türk İslam tarihinin en organize ve en hain bu saldırısından da Türkiye Devleti yara almadan kurtuldu; eli kanlı terör örgütlerini tenkil ettiği gibi bu azgın sürüyü de püskürttü ve işi tenkil noktasına getirdi.
Aynı üst aklın güdümünde hareket ettikleri artık herkesin bildiği sır cümlesinden olan bu hainler güruhu, aldıkları büyük darbelerin sonunda yaşadıkları hezimetin şokunu hiç olmazsa bir nebze azaltmak peşindeler. Birisi, doğu ve güneydoğudaki bitişini, o yöre insanının yanında hiçbir itibar, değer ve inandırıcılıklarının kalmayışını, büyük şehirlerde gerçekleştirdikleri bombalı saldırılarla perdeleme peşinde. Diğeri, bir iç savaş çıkartarak Türkiye’de bir darbe olmasının ham hayal hülyasında..
Ne ki Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin yönetici kadrosu onların kurguladıkları bütün oyunların farkında ve bu oyunları bir bir boşa çıkarmada da kararlı. Ak Parti’deki son görev değişikliği bu yekpare kararlılığın bir parçası olduğu gibi, Erdoğan’ın, Muhammet Ali Clay’ın cenaze namazına iştiraki de yine aynı kararlılığın bir parçası. Erdoğan’ın ABD’de yapacağı görüşmelerde Ahıska Türkleriyle görüşmeyi programına alması da bence çok önemli bir hamle. Ahıska Türklerini daha yakından denetlemeye matuf Gülen’e ABD tarafından verilen görev çerçevesinde düşünüldüğünde, Erdoğan’ın bu görüşmesi en çok Gülen’in canını sıkacak gibi..







