--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Son gelişmeler üzerine

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Beşeri normlar içinde düşündüğümüzde hiçbir iktidar, icraatının bütününde masum değildir; masum olamaz. Öyle ise kritikler, doğru-yanlış; iyi- kötü ekseninde yapılmalı ve hüküm şıklardan hangisinin fazla olduğuna bakılarak verilmelidir. Bu perspektiften bakıldığında AK Parti icraatının on senesine ait bilançonun iyi ve doğrudan yana oldukça ağır basacağında kuşku yoktur; aksini iddia görünen gerçeklere göz kapamak olur..
Son günlerde Türkiye’yi olması gerekenden çok ötede geren, meşgul eden, hem psikolojik, hem ekonomik hem de itibar açısından gerileten aşırı, abartılı protesto eylemleri, içinde küçük ölçekli doğruluk payı taşısa da, genele yansıyan durum ve vaziyetiyle yanlışların, kötü niyetlerin, aşırılıkların odak noktası haline gelmiş; birey ve topluma hiçbir fayda sağlamayacak kısır döngüden ibaret kalmıştır. Sağduyulu, aklıselim sahibi herkesi derinden üzen ve üzmesi gereken bu zincirleme olumsuzluklar bütünü diyebileceğimiz eylemler, sadece düşmanları ve içimizdeki uzantılarını sevindirmiş; bu arada bazılarının iç muğberliklerini dışa dökmelerine, kinlerini, nefretlerini kusmalarına vesile olmuştur. Eğer bir kazanımsa, “kim kimdir?”i yeniden anlama bakımından bu olaylar ve bu olaylara ait değerlendirmeler elbette önemli bir kazanım sayılabilir..
Bütün otoriteyi temelinden reddeden zihniyetin, yaradılış kanunlarına uygun düşmeyen bu düşüncelerini baz alarak eylem üretenler, geçmişte hüsrana uğradıkları gibi gelecekte de hep hüsrana uğramaya devam edeceklerdir. Bazıları için son eylemlerin nostaljik bir yanı olabilir, bu yan sebebiyle de dışa yansıttıkları kendilerinden geçme halini ve bu halin onlarda seyrettiğimiz tezahürlerini anlamamız mümkündür. Ne ki, onları kendilerinden geçirecek kadar sevindiren gördükleri seraptır. Ve yol aldıkça sadece hüsranları artacaktır. Dileyelim ki, yolculukları uzun sürmesin, gerçekle yüzleşmeleri erken olsun.
 Yanlış, yanılgı herkesin içine düşebileceği beşeri bir durumdur. Önemli olan yanlışı idealize etmemek, yanlışta ısrar gibi önceki yanlıştan daha kötü bir yanlışa düşmemektir. Adaletiyle dost düşman her kesimden insanın gönlünde taht kurmuş olan Hz. Ömer(r.a.)’in en önemli özelliklerinden birisi “vakkaf” oluşuydu. Yani kendisine yanlışı hatırlatıldığında hemen durup, doğruya yönelişiydi. Bu özelliği onu hiçbir zaman küçültmedi, aksine yüceltti. Zaten başka türlü de adaleti sürekli kılmanın imkanı yoktu.
Tahrip kolaydır ve başarı ölçüsü değildir. Bin insanın bin günde yaptığını bir insan bir günde yıkabilir. Ama yenisini yapamaz. Sokak hareketleri, tabiatları itibariyle daha çok tahribe meyyal hareketlerdir. Yangın gibi nerede duracağı belli olmayan böylesi hareketler yıkma unsuru olarak kullanılsa da, onlardan yapıcı sonuçlar beklemek zordur. Halkın uyarıcılık misyonu ise hukuk çerçevesini aşmamak, gaye ve maksattan taşmamak şartıyla gerçekleşirse belki tedaviye yarar bir ilaç olabilir; ama dozu kaçtığında derman olmaktan çıkar ve sadece derde dert katar. Konu, terkiplerdeki nispetler ölçüsünde hassastır; ölçüdeki az bir değişiklik her şeyi berbat eder. Nitekim, Gezi Parkı eylemlerinde olan da budur. Verdiği ekonomik zarar yönüyle budur, uyumakta olan tefrika fitnesini uyarması, ayrılıkçı düşünceleri körüklemesi yönüyle budur.
Olaylara gösterdikleri tepkilerinde zaafa düşen bazı dostları da burada Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespit ve teşhisleriyle uyarmak durumundayım. Şöyle buyuruyor Üstadım:
“Bu asırdaki ehl-i İslam’ın fevkalade safderunluğu ve dehşetli canileri de alicanabe affetmesi; ve bir tek haseneyi/iyiliği, binler seyyiatı/kötülüğü işleyen ve binler manevi ve maddi hukuk-u ibadı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil/ azın en azı olan ehl-i dalalet ve tuğyan safdil taraftarlarla ekseriyeti teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüp eden musibet-i ammenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i ilahiyeye fetva verirler; “biz buna müstahakız” derler.
Evet, elmas bildiği (ahret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i katiye suretinde şişeyi(dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şeriye var. Yoksa küçük bir ihtiyaçla veya heves ile veya tamah ve hafif bir korkuyla tercih edilse, eblehane bir cehalet ve hasarettir, tokada müstahak eder.”   
“Hem zındıka, nifak haysiyetiyle her tarafa döner. Senin dostunu kendine dost edip sana düşman eder. Senin taraftarlık cihetiyle kazandığın günahlar, faydasız boynunda kalır..” (Kastamonu Lahikası)

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle