Sınır uyarıları: Örtülü
Rabbimiz buyuruyor ki: Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme/topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Maide, 8)
Peygamberimiz Efendimiz buyuruyor ki: Sevdiklerinizi bir ölçüde sevin, belki bir gün buğz ettiklerinizden olur. Buğz ettiklerinize de ölçülü buğz edin, belki bir gün sevdiklerinizden olur.
Evet, sevgili dostlar, bugünkü yazımda, önce kendi nefsime sonra da sözü sahiplenmesi gerekenlere, söz konusu ayet ve hadis perspektifinden bakarak bazı sınır uyarıları yapmak durumundayım.
Sonsuzluk ve sınırsızlık, sadece ve yalnız Alemlerin Rabbi’ne mahsus. O’nun dışında her varlık, nitelik ve nicelik açısından göreceli de olsa, neticede belirli bir nihayetle sınırlanma ve akıbetle sonlanma durumunda. Kozmik kural bu. Genel ve özel; külli ve cüzi istisnası da yok.
İstek, talep ve arzuları ihtiyaç ve zaruret ilkeleriyle sınırlandırmak yeterlilik psikolojisinin gelişmesi ve yerleşmesi bakımından öncelikli önlem. İsrafa ve fantastik taleplere rezerv konulması şart. Paylaşımda adalet esas. İhtiyaçları ihtiraslardan arındırmak elzem. Nefsani dürtü ve tazyiklere akıl, vicdan ve elbette dinin getirdiği sınırlandırmalarla set çekilmesi vecibe. Ölçü ve dengeyi yaşamın merkezine oturtmak reel pratik. Hak ile çerçevelenmiş bulunmak korunmanın da gerçek garantisi. Bu bağlamda konulan limit, çizilen sınır külliyen rahmet.
His, duygu ve melekeleri terbiye ile tahdit, şahsiyeti olgunlaştırıcı tedbir. Sınır tanımayan serbestilik uzak ve yakın vadede hep facia. Kültürel erozyon, kültürel disiplinlerden kopuşun tabii neticesi. İnsani hak ve değerlerle çelişkisiz örf, adet ve geleneklerin bağlayıcılığı toplum reflekslerini canlı tutan dinamiklerimiz. Kaybedilen her değer, insan yanımızdan koparılıp atılan bir parça. Nevropatik göstergelerin artan trendi acı siren. Kanıksama tepkisizliği, maruz kalınan felaketin vahametine gösterge. Değer ve disiplinlerimiz sınırına geri dönüş hakiki çare..
İnsan zeka, deha ve kabiliyetlerinin harikulade inkişafı ve elvan elvan çiçek açması belirli tahdit ve tecrit temrinleriyle, inhisar süreçleriyle yakından alakalı. Çeşitliliğe dağılmış istidatların böylesi bir inkişafa mazhariyetleri oldukça zor.
Bir başka sınır uyarısı haddini bilmek; yani edep. İnsanın kendini tanıması bilgeliğini, tevazu, mahviyet ve herkesi özünden üstün görme erdemleriyle taçlandırması vakası. “Ariye”lere gönül kaptırmama ve geçici konumların yüzündeki fanilik yazgısını okuma feraseti. Verilenlerin de elden alınanların da sonuçta aynı gayeye, iptila ve imtihana vesile kılındığını asla unutmama meziyeti. Üstünlüğü takvada arama, takvanın neticesini de bütünüyle ötede bekleme, bulma arzu ve kararlılığı. İyilikleri, güzellikleri hep gerçek sahibine, yani Allah’a irca; hataları, kusurları, kötülükleri, çirkinlikleri daim nefsine mal etme asaleti. Salaşı saraydan, sarayı salaştan tefrik etmeme; birincide huzur sarayında, ikincide tevazu salaşında ikamet zenginliği. Hastalıklar uyarı, musibetler öğreti, rabıta-ı mevt azık. Haddini bilmek bunlarla kaim..
Adaletin söz konusu olduğu yerde, devlet olgusunu hatırlamamanın imkanı yoktur. Devlet, meşru gücün adıdır. O meşruiyetini haktan ve halktan alır. Devletin, kurumsallığı yönüyle sosyolojik bir olgu olduğunda şüphe yoktur. Fakat, adaletle bağlantısı yönüyle, onu da ontolojik bir olgu olarak değerlendirmek mümkündür. Bu açıdan da devlet önemli bir kuruluştur.
Devlet, vatandaşını iç ve dış tehditlerden korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğü yerine getirebilmek adına devlet her türlü meşru yolu kullanır. Bu durum da onu iç ve dış siyasete yönlendirir. Siyaset sadece bir sanat değil, kazanmanın sanatıdır. Bu açıdan da devlet etiği ile bireysel etik, yükümlülükleri bağlamında bir birinden farklı yorumlanmak zorundadır.
Devlet refleksi, kendi iç mantığı doğrultusunda tepkiler verir. Devletin bekası, devlet felsefesinin ve devlet mantığının omurgasını oluşturur. Devlet, güvenmemeyi merkez alan bir denetimle güveni temin eder. Devletlerarası ilişki, karşılıklı kazanç üzerine kurulur. Bireysel etik açısından negatif olan bu görüntüler devlet etiği açısından pozitif sayılır ve sayılmalıdır.







