Politikada doğallık üzerine bazı notlar
Kopuk bir el olmaktansa bir aslana pençe olmak evladır. Bu durum partilerin ana gövdesiyle irtibatlı bütün siyasi aktörler için de aynen geçerlidir. Ana gövdeden kopmanın vücuttan kopan ve işlevsiz hale gelen bir uzuvdan, bir organdan farkı yoktur. Kopuk uzuvdan hayati bir hareket fonksiyonu beklemek nasıl mümkün değilse, ana gövdeden kopan siyasi aktörden de hareket hele başarılı bir hareket beklemek öylesine mümkün değildir.
İttifak, maksatta birliktelik anlamını taşır. Daha geniş kapsamda ele alınmak istenirse, ittifak ihtilaf etmemekle eş anlamlı hale gelir. Siyasi alanda ittifak ancak bu tanımlara yerleştirilirse reel ve pratik sonuçlara ulaşılabilir.
Başarılı aksiyon çok hareket değil isabetli harekettir. Varmak istediği hedefe sırtını dönüp hızla koşan bir adam nasıl hedefine ulaşmakta başarılı olamazsa, isabetli hareket etmeyen kişiler de maksatlarına ulaşmakta başarılı olamazlar.
Harekette isabetin ölçüsü fıtrat kurallarıyla uyumdur. Akan bir ırmağı tersine akıtmak talebi ne ise fıtrat kurallarına muhalefetin anlamı odur. Fıtrat kurallarına uyumlu olmayan bir hareketin ne kısa ne orta ne de uzun vadede başarı şansı yoktur.
Arz ve talep dengesi bir fıtrat kuralıdır. Talep ne kadar ihtiyaç ve zaruret kaynaklı ise arz o kadar anlam ve değer kazanır. Arz var fakat talep yoksa arza atfedilecek değer yapay ve suni olmaktan kurtulamaz. Talep fıtri olmadığından dolayı da bu tür arzlarda başarı korunamaz.
Şu an itibariyle, Türkiye’nin siyasi alanında iktidar bağlamında ne sempati bakımından ne de başarı açısından, bir başka arza meyledecek hiçbir talep bulunmamaktadır. Talep yoksa, bu alanda bir boşluk da yok demektir. Boşluk olmayınca AK Parti dışındaki bir sağ partinin iktidar alanında siyaset yapabileceği bir yer de yok demektir. Olmayan bir talebe, olmayan bir yerde siyasi alan açma gayreti bu açıdan bakıldığında fıtri olmayan bir arayıştır. Bu sebeple de fıtri olmayan bu tür arzların talep bulması imkansızdır.
Muhalefet cephesine ait bir başka yanlış yaklaşım da 16 Nisan referandumunda yüzde kırk sekiz olan hayır oylarını tek blokta toplayabileceklerini ve bu orana dayalı yeni bir siyaset geliştirebileceklerini sanmalarıdır. Halbuki yapılan referandum Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir oylamaydı. AK Partili olduğu halde referandumda hayır oyu kullanan önemli bir kitle olduğu gibi Ak Partili olmadığı halde bu referandumda evet oyu kullanan önemli bir kitle de oldu. Bu reel durumu görmezden gelmek, serabı su sanmaktan farksız bir durumdur. Ne diyelim, hayal aşı ancak serap suyu ile pişer, o da kimseye öğün olmaz.
Fıtratla uyum çerçevesinde düşünüldüğünde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ak Parti’ye dönüşü ve 21 Mayıs’ta tekrar genel başkan seçilecek olması gayet yerinde bir hareket ve gayet isabetli bir hamledir.
Öyledir, çünkü, bir hareketin doğal lideri hayatta iken, bir başka kişinin ne kadar istidatlı, kabiliyetli ve donanımlı olursa olsun o hareketi sempati de dahil bütün şartlarıyla uzun süre taşıyabilmesi mümkün değildir; sürdürülebilen sürecin de ancak emanetçi bilinciyle gerçekleşeceğinde kuşku yoktur. Nitekim Ak Parti için de bu böyle olmuştur.
Bir diğer husus da, doğal liderin altında çalışanlar, birbirinin emsali olmak durumundadırlar. Emsal ise birbirini iter. Dolayısıyla doğal liderin birleştirici gücü aşındıkça, iç bünyede bölünmeler, tefrikalar baş gösterir. Ak Parti doğal liderin fiili müdahaleleri sebebiyle böylesi bir zaafa gözle görülecek çıplaklıkta sahne olmadı, diyebiliriz. Ama dıştan müdahale ile bu homojenlik ne kadar korunabilirdi, biraz kuşkuluyum. Recep Tayyip Erdoğan’ın üyeliğinin ihyası ve tekrar partisinin başına geçecek olması en azından bu kuşkulu ihtimali ortadan kaldıracaktır.
Bu hukuki vuslatı ben de hayırlı görüyor ve hayırlara vesile olmasını, bütün hayır yedi kudretinde olan Cenab-ı Hak’tan niyaz ve dua ediyorum.







