Ödlekler Koğuşunun Devşirme Haramileri
Üçüncü dünya ülkeleri için, politik, ekonomik ve kültürel dizaynın, dışa bağımlı medya kuruluşları marifetiyle gerçekleştirilmek istendiği pratik ve teorikte herkesin malumu. Ülkemiz adına söyleyecek olursak, Osmanlı’nın en amansız ve imansız düşmanları İttihat ve Terakki üstünden gerçekleştirdikleri söz konusu muhteva ile ilgili bütün operasyonları, günümüzde de yine aynı zihniyetin uzantıları ile gerçekleştirmek peşinde.
Figüranlar değişse de temel düşüncede zerre kadar bir değişim yok. Türkiye devleti ya yıkılmalı ya da kayıtsız şartsız batılı hegemonyaya teslim olmalı. Onlar açısından, Türkiye’nin her varlık ve beka mücadelesi gayr-i meşru bir talep, olmayacak bir beklenti. Türkiye’yi çok yönlü kıskaca almak, hareket kabiliyetini minimize etmek, haçlı stratejisinin ödün kabul etmez önceliği. Bugünlerde gördüğümüz toptan saldırı, bu bağlamda hiç de şaşırtıcı sayılmaz.
Fakat hesap edemedikleri sırlı yan, Türkiye artık eski Türkiye değil. Milli reflekslerin bütünü ayakta. Kâr-zarar bilançosunun envanteri tutulurken milli iradeyi devre dışı bırakmanın artık yolu da imkanı da yok. Ne yapsalar, ne gibi atraksiyonlarda bulunsalar nafile. Yaptıkları bütün hamle ve manevralarda, dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol alamadıklarının onlar da farkında. Huysuzlukları, huzursuzlukları biraz da bundan.
Son kartlarını oynuyorlar; fakat ölümden kaçan insanın aslında ölüme doğru koştuğu hakikati ne kadar doğruysa; onlar için de mukadder olan bitiş ve tükenişe doğru hızla mesafe aldıkları o derece doğru bir hakikat. Kartları, kendi aleyhlerinde karıyorlar. Tutuşturdukları fitne ateşi, başta onları, yani ateşi tutuşturanları yakacak. Henüz bu gerçeği göremiyorlarsa, bu onlar adına bir mekr-i ilahi. Cürümleri artsın, cezaları katlansın diye kaderin onlara verdiği fırsat.
Devamlı yalan söyleyen, yalan yazan; kendi zaaf ve boşluklarını mukayese ölçüsü yaparak, sürekli başkalarında da zaaf ve boşluk arayan, bulduğunda da, kendisini isteyerek ve severek kullandırttığı gibi, onları kullanmaktan kaçınmayan; inandırıcı olmak uğruna en mukaddes kavramları kullanarak bolca yemin eden, yeminini yalanına paravana yapan; süfli şeyleri kendine uğraş haline getiren, onları yaymayı gaye edinen; kendi dışındaki herkesi hakir gören, onlara hor bakan; ayaklı bir ara bozucu, ayaklı bir dedikoducu gibi dolanıp duran, toplum içinde tefrika tohumları saçan, fesadın her türlü müptezel oyunlarını oynayan; insanlık hayrına ne varsa onları engellemeye çalışan, her hayrın önüne barikatlar kuran; haddini aşan, ahlak, din ve gelenek-görenek adına hiçbir sınır tanımayan; günahın bütün çeşitleriyle her daim içli dışlı yaşayan; çıkarına dokunan en küçük olaylar karşısında bile derhal gerçek hüviyetine bürünüp kabalaşan, hoyratlaşan ve bütün bunlara ilave olarak malı, mülkü, serveti ve çevresi olsa da asaleti itibariyle soysuzluğa demir atmış bulunan kişi ve bu kişilerce temsil edilen kurum ve kuruluşlar; sözlerinin dinlenmesi, iz sürüp arkalarına düşülmesi, İlahi Beyanda ebediyen yasaklanmış kem talihlerdir; ve onların burunlarının dağlanıp damgalanması, kibir, gurur, benlikleri içinde yok olup gitmeleri de artık pek yakın demektir. (Bak: Kalem Suresi, 8-16)
İflah olmaz sefillerdir bunlar, tövbeye yanaşmaz hainlerdir. Onlarla mücadele vazifesi, emanette emin olan kulların nasip payına düşen bir seçkinlik işaretidir. İşte, içinde yaşadığımız kaotik süreçte, aziz milletimize düşen böylesi bir seçkinliğe talip olmak; sonucun inananlar lehinde tecelli edeceğinde asla kuşku duymadan bu mücadelenin en ateşli bir neferi olarak üzerine düşen her türlü yükümlülüğü yerine getirmektir. Geleceğimizi garanti altına almanın; bizden sonraki nesle hayırlı ve bereketli bir miras bırakmanın da başkaca çaresi yoktur.
Önümüzdeki genel seçimi böylesi bir perspektiften değerlendirmek zorunda ve sorumluluğundayız. Yaşadığımız son üç-dört aylık fetret dönemi de gösterdi ki, ülkede istikrarın devamı, kardeş kanının durması, milli birlik ve beraberliğimizin süreklilik kazanması, devletimizin istenen seviyede güçlenerek, içteki ve dıştaki aleyhimizdeki bütün şer ittifakları darmadağınık etmesi, AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesiyle doğrudan irtibatlıdır; aksi görüşte olanların ne yaptıklarının ne de vaat ettiklerinin yaşanır gerçeklikte hiçbir karşılığı yoktur.
Olmaz da, olamaz da. Çünkü onlar bütün mahiyetleriyle, şerre, tahribe, yıkmaya, ifsada kilitli bir güruh durumundadırlar. Kendi aralarında görülen suri ittifakları da, başkasına düşmanlıkla beslenen dostluklar cümlesindendir. Yani açken yutulan tokken kusulan cinsten bir birliktelikleri söz konusudur. İç dünyalarını bilmeyen, her birinin nasıl kendi çıkar ve menfaatinin kulu kölesi olduğunu idrak etmeyenler, onları gerçekten bir birlik sanır. Halbuki onların iç dünyaları kapkaranlık, idealleri bölük pörçük, paramparçadır. Hem de her sesi aleyhte sanıp sipere yatacak kadar da ödlektirler.
En büyük hapishane ödleklerle yaşanan hayattır. Hürriyetini ekmeğe yeğ tutan bir milletin bu tür ödleklerle bir işi, bir alışverişi olamaz. Hele, ödlekler koğuşunda volta atan, birbirinin kabadayısı deforme ve devşirme haramilerle..







