Nizami- kan - yeni başkan
Bangladeş hükümeti, bütün dünyanın gözünün içine baka baka ve bir hukuk katliamı gerçekleştirerek, Cemaat-i İslami lideri Mutiürrahman Nizami’yi şehit etti. Bütün suçları Pakistan’ın yani o günkü ülkelerinin bütünlüğünü koruma gayesi olan bu masum insanların, kırk yıl sonra bir bir şehit edilmelerini maalesef bütün dünya samit bir infialle seyrediyor; Türkiye gibi bazı ülkelerin girişimleri de üzülerek söylemek gerekir ki, hukuki veya siyasi hiçbir karşılık bulmuyor.
Nizami, hem bir alim hem de bir mücahitti. Alimin hayatı bütün bir alem kadar önemlidir ki, onun ölümü alemin ölümü sayılmıştır. Mücahidi bekleyen ise daima iki güzel sonuçtur; o ya gazilik şerefini kazanır, niyeti ölçüsünde ömrünü ibadetle geçirmiş bir abid gibi ödüllendirilir; ya da canını Allah yolunda vererek ebedi hayatla dirilir; kesintisiz, yekpare yaşamını öylece sürdürür, yani şehit olur. Nizami bütün bu değerleri kendisinde toplama bahtiyarlığına ermiş seçkin bir kuldur. Kendisine Allah’tan rahmet, Cemaat-i İslami’nin geniş ailesine ve konuyla dertlenen bütün müminlere sabırlar diliyorum.
Pek çok gerçek ve gerekçe yanında, bu tür olayların dili de bizlere ihtar ediyor ki, Alem-i İslam, sözü nafiz, bütün ümmetin gücünü temsil edecek bir lider devlete, ondan da öte, bir devlet-i ümmete hava kadar, su kadar muhtaçtır. Rabbimiz, tahakkukunu nasip etsin. Amin..
Aziz Dostlar, Kılıçtaroğlu denilen silik kişilik, kendisine bakan yönüyle yarım kelime etmeye değmeyecek kadar önemsizdir. Bu bakımdan da onu muhatap alıp söylenen her söz, tüketilen her nefes israf sayılır. Fakat, sadece CHP’nin değil, aynı zamanda bütün paralel örgütlenmenin sözcülüğünü yapan kimliği ile dediklerini en azından karşı tedbir adına kale almak durumundayız. Başkanlık sisteminin kansız gelemeyeceğini beyan eden talihsiz ifadeyi de bu kategoride değerlendirmemiz gerekiyor.
Bilindiği gibi, Başkanlık sisteminde, bürokratik teamül denilen ve çoğu kere de sinsi emellerle kötüye kullanmaya müsait olan uygulama işlevsiz kalacak; Başkan gerekli gördüğünde, üst düzey bürokrat atamalarında teamüllerle kayıtlı olmayan bazı tasarruflarda bulunabilecektir. Bu da Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bazı malum çevrelerce gerçekleştirilen devlet içi kadrolaşmaların anlamsızlaşmasını netice verecektir ki, bu kadrolara ait mahut bürokratlar ellerinden gelen bütün imkanları kullanarak, bu sebeple Başkanlık sistemine karşı direnç göstermektedirler.
Devlet içi kadrolaşmada, onlara kıyasla koroya sonradan katılan; fakat diğer kadrolaşma hareketlerini bir bir bastıran paralel yapı da teamüllere dayalı hain beklentilerinin hiçe gideceğini gördüğünden dolayı feveran etmekte; ve Başkanlık sisteminin gelmemesi için her türlü oyun, hile ve desiseye baş vurmakta; hükümet aleyhindeki her türlü ihanet girişimleriyle ittifak kurmaktadır.
Bu cümleden olarak, hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsı hem de Ak Parti hükümeti hedef gösterilmekte, itibarsızlaştırılmak istenmekte, iş yapamaz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Avrupa Parlamentosu’nun, vize muafiyetiyle ilgili ipe un seren son tavrını da yine bu bağlamda ve paralel yapının söz konusu atraksiyonlarıyla bağlantılı okumamız gerekmektedir.
Bu tür okuma bize, tersten okuma imkanını da verir. Demek ki, Başkanlık sistemi, her türlü terörist grupların ve hain emelli yapılanmaların tuzağından kurtulmanın en kestirme, en doğru yoludur; hükümet de bu teklifinden asla geri adım atmamalı; sistemi kabullenme adına yeni yeni şekillenmeye yüz tutmuş milletin umudunu kırıcı gel-git davranışlardan kaçınmalıdır.
Bu milletin basiretine, ferasetine güvenin; bu millet sizi asla doğruda ve haklılıkta yalnız bırakmadı ve bırakmayacaktır.
Paralel yapının ve onun sözcülüğünü yapan Kılıçtaroğlu’nun tehditlerinin ne toplumda ne de darbeye çağırdıkları kurumda hiçbir karşılığı yoktur. Başkanlık sistemi geldiğinde, bu demokrasinin bir zaferi olarak gelecektir. Demokrasinin zaferinde ise, tank top yoktur, vakti geldiğinde kendiliğinden doğan güneş gibi gelen ve de tecelli eden millet iradesi vardır. Işık ise ancak yarasaları rahatsız eder; çünkü onlar gecelerin azat kabul etmez köleleridir.
Gündemdeki bir başka konumuz da Ak Parti’nin başına kimin geleceği konusudur. Şunu unutmamak gerekir ki, Ak Parti sadece bir parti değil aynı zamanda bir okuldur. Bu açıdan da Genel Başkanlık görevini üstlenecek pek çok istidat ve kabiliyete sahiptir. Bu zaviyeden bakıldığında yapılacak tercih, iyi- kötü, iyi- daha iyi, daha iyi- en iyi arasında yapılacak bir tercih değildir. Yapılacak tercih en iyiler arasında olacaktır. Bu sebeple de hem bayrağı devredecek Davutoğlu ile yeni başkan arasında, hem de diğer namzetlerle tercih edilen aday arasında farklılıkları ya da üstünlükleri önceleyen her türlü yorum ve yaklaşım anlamsızdır ve bu tür yorum ve yaklaşımlardan da şiddetle kaçınılmalıdır. Hele bu tür yorum ve yaklaşımlar fitneye odun taşıyacaksa..







