--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Müzmerat/gizli ajanda

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Eleştiri, mükemmele sıçramanın en kestirme yolu. Ne ki, eleştirinin gaye ve maksadı doğruyu bulmak, hakikati keşfetmek olduğunda bu böyle. Bu çerçevedeki tanıma uygun eleştiri muhalefet yapmanın da can azığı. Muhalefet ise, iktidarı dengeye, itidale zorlamanın en etkili çaresi.

Fakat CHP’nin yaptığı ne eleştiri ne de muhalefet. Ya? Anakronik takıntılar sebebiyle ve hakikati, doğruyu görmeme uğruna tercih edilmiş bir siyasi körlük.

Başkanlık Sistemiyle ilgili içine düştükleri son aymazlık ve açmazlığı başka türlü nasıl izah edebilirler ki?

AK Parti’nin teklifi gayet açık: Başkanlık Sistemini isteyip istemediğini, bu işin asıl muhatabı olma mevkiinde bulunan millete soralım, diyor. MHP, makul siyasetin ve makul muhalefetin en somut ve tarihi örneklerinden birini vererek bu teklifi olumlu buluyor ve en doğru yolun millete müracaat olduğunu söylüyor. CHP ise, canhıraş ve genetik bir refleksle bu teklifin millete götürülmemesi gerektiğini savunuyor.

Halbuki, 15 Temmuz Darbe Girişimi, bu milleti ve bu devleti, A’dan Z’ye bir değişim sürecine girilmesi gerektiği hususunda çok açık ve çok net bir dille uyarmış bulunuyor. Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş bir habis urlu yapının sari metastazlarından devlet bünyesini kurtarmanın tek kalıcı çaresi, onların ele geçirdiği sistemi devre dışı bırakarak yeni bir sistem inşa etmektir. Elbette, bugüne kadar bürokrasiyi ellerinde tutmaya alışmış bazı hizip ve grupların böylesi bir yenilenme hamlesi hiç hoşlarına gitmeyecektir. Ne ki içinde bulunduğumuz sancılı dönem ciddi cerrahi müdahaleleri zorunlu kılan bir süreçtir; genelleme yaparak söyleyecek olursak, devlet içi yapıya çöreklenmiş bazı hizip ve grupların inisiyatif güdülerini tatminle vakit geçirilecek bir süreç değildir.

Nitekim önceki dönemde muhalefetin Başkanlık Sistemini her haliyle ve külliyen reddi, Ahmet Davutoğlu’nun da muhalefete mümaşat ederek işi ağırdan alması ve sistem değişikliği konusunda ikircil politik tavırlara girmesi bugün yaşadığımız pek çok olumsuzlukların müsebbibi durumundadır; yapılan hata telafi edilmediği sürece de yaşanabilecek olumsuzlukların potansiyel riski atlatılabilmiş olmayacaktır.

¥

Bir şeyin varlığını bilmek başkadır, mahiyetini bilmek daha başkadır. Çok şey var ki, varlığı bizce malum olmakla birlikte mahiyeti meçhuldür. FETÖ söz konusu olduğunda bir de buna gizli ajanda diyebileceğimiz müzmeratı da eklememiz gerekir.

Demek istediğimi biraz açayım: Bu ülkede yetkililer de dahil herkes Gülen Cemaati denilen bir yapının varlığını biliyordu. Fakat büyük çoğunluk işin mahiyetine vakıf değildi. İşin mahiyetine vakıf olanların büyük bir ekseriyeti de müzmerattan haberli değildi.

17-25 Aralıkta yaşananlar yapının mahiyetini ele verdi. İçten bazı münsif ve fedakâr kişiler de bu süreçte, ellerindeki bilgi feneriyle, yapının bilinmeyen karanlık yanlarını aydınlatmaya, gün yüzüne çıkarmaya gayret ettiler.

Sonra 15Temmuz kanlı darbe teşebbüsü yaşandı. Bu teşebbüs söz konusu yapının sadece mahiyetini değil müzmeratını da gün yüzüne çıkardı. Bir bakıma bilgisizlik kaynaklı bütün karanlıkları ortadan kaldıran bir gün doğumu gibiydi bu hain eylem. Takke düştü kel göründü. Yani, artık elde fener dolaşmanın hiçbir manası ve anlamı kalmadı. Tabii bu yapıya hüsnü zan besleme yanlışının mazereti de.

Bu açıdan bakıldığında, lüzumsuz tekrarlara düşüp FETÖ yapılanmasının mahiyet ve müzmeratını deşifre gayretlerini artık bir tarafa bırakıp, düşman eline geçmiş böylesi güçlü bir mühimmatı, ülke ve insanlık hayrına nasıl sonuçlandırmamız gerektiği hususunda stratejiler geliştirmek, planlar, projeler hazırlamak zorundayız.
Ülke içinde alınan imha tedbiri gayet yerinde ve isabetlidir. Çünkü bu mühimmatı düşman elinden geri almanın imkânsızlığı bir realite, bir vakadır. Nitekim 15 Temmuz darbe teşebbüsü bu hükmün fiili tescili olmuştur.

Fakat, çıkmayan candan ümit kesilmez, kanaatimce yurt dışındaki yapılanmaları istirdat henüz imkansız denecek noktada değildir. Elbette bunun için, devlet sabrına, devlet aklına ve devlet gücüne ihtiyaç vardır. Özellikle, Gülen sonrası dönemin, öncelikle ve ivedilikle şimdiden düşünülmesi ve planlanması gerekiyor..

 

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle