• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Milletime ve milletlere açık çağrı

31 Mayıs 2014
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Hak ve hakikatin şahitleri, bildikleri gerçekleri anlatma mevzuunda gevşeklik göstermemeli, bedeli ne olursa olsun mutlaka tanıklık görevlerini yerine getirmelidir. “Şahitler çağırıldıklarında şahitlik yapmaktan kaçınmasınlar” (Bakara, 2/282) ayetindeki mutlak emri bu şekilde yorumlamak ve bu şekilde hayata geçirmek bilen fert ve bilen toplumlar için önemli bir vecibedir. Böylesi bir şahitlik adaletli kararın olmazsa olmaz şartıdır. Adalet isteyenler, öncelikle bilgilerini paylaşarak bu adaletin ikamesine zemin hazırlamak zorundadırlar. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” aymazlığı, bir gün o yılanın seni de sokacağını baştan görme ferasetiyle aşılmadıkça; bela ve musibetlerle alakamızı bütün bir toplumu içine alacak ölçekte genişletmedikçe; mazlumun ahının yankılarını vicdanımızda herkesten önce hissetmedikçe; haksızlığa karşı hakkı haykırmamızı sadece kendimize yapılan haksızlıklarla sınırlı tutma noktasından kime ve kim tarafından yapılırsa yapılsın noktasına taşımadıkça ne adaletten ne de hakkın şahidi bulunmaktan söz etmenin imkanı vardır.

Kötüler kötülüklerinin cezasını çekmeli ki, bu caydırıcı müeyyide iyiliklerin başak vermesine yol açabilsin. Şefkat ve sevgi sebebiyle kötülere arka çıkmak, binlerce masumun hakkını hiçe saymak demektir ve böylesi bir vebalin ne dünyada ne de ahrette altından kalkılabilmesi mümkün değildir. Hukulluhtan bahsediyoruz. Ümmetin hakkını korumada suskun kalmak, bildiklerini gerekli yetkililerle paylaşıp haksızlığı ortadan kaldırma cehdiyle hareket etmemek ve hele bile bile haksızlığa taraf olmak hem büyük bir günah hem de büyük bir insanlık ayıbıdır. Sağlam karakterli insanların, gerçekten inanmış hakiki müminlerin böylesi bir günahtan, böylesi bir insanlık ayıbından arınmış olmaları gerekir ve gerçekte de bu böyledir.

Efendimiz, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, buyurur. “Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster tabi olmayı da nasip eyle; batılı da batıl olarak göster kaçınmayı da lütfeyle” Nebi (a.s) duasının öğretici, eğitici yanı, hak ve batıl karşında takınmamız gereken tavrın da belirleyicisi durumundadır. Hakka tabi olmadıkça salt hak bilgisinin; batıldan kaçınmadıkça da sadece batılın ne olduğunu bilmiş olmanın hiçbir anlamı yoktur.

Meseleyi günümüzün en önemli problemine indirgediğimizde, paralel örgüt, yalanın, ahlaksızlığın, kahpeliğin her türlüsünü yürürlüğe sokmuş şekliyle batıla sımsıkı sarılmış halde bir kavga vermektedir. Bu kavganın onlar açısından anlamı hayat-memat meselesidir. Beri tarafta ise bu kavgayı, haktan yana fakat suskun bir tepkiyle seyreden büyük bir kitle vardır. Elbette devletin elindeki veriler ve imkanlar bu azgın yapıya gereken dersi verecek ölçektedir. Ne ki, vatandaş olarak bizim de bu haklı mücadelesinde devletten yana aktif tavır sergilememiz ihmali doğru olmayan insani bir görev ve bir vatandaşlık vazifesidir. Bu zaviyeden de kimin neye gücü yetiyorsa o ölçü içinde sivil bir mücadele ile devletin haklı davasında ona destek olmalıdır. Bütün bunlar yapılırken de elbette hukukun dışına asla çıkılmamalıdır.

Çeşitli vesilelerle söylediğim gibi, paralel yapıyla cemaat olgusu asla birbirine karıştırılmamalıdır. Paralel yapıdan maksat, bilinçli, sistemli, koordineli bir şekilde cemaatin içine sızmış ve cemaat bünyesinde örgütlenmiş, cemaatin sevk ve yönetimini ele geçirmiş sayısı oldukça az bir topluluktur. Bu topluluğun devletimizin bekasını tehdit eden her türlü dış mihraklarla da yakından irtibatı vardır. Masum görünümlü gerekçeler ise, menfur emellere ulaşılmak için paravana olarak kullanılmaktadır. Kimlikleri deşifre oldukça da başka türlü kamufle taktikleri devreye sokulmakta; stratejilerinin ana ekseni olan hükümeti yıkma, devleti ele geçirme düşüncesinden asla ödün verilmemektedir. Öyleyse onların topluca yaptıkları bu başkaldırıya millet ve devlet olarak topluca karşı durulmalıdır; rehavet ve gevşekliklerle bu şer yapı cesaretlendirilmemelidir.

Bizler, yani, dünyada çok merkezli siyasi yapıyı savunanlar, tek merkezli siyasi yapıyı hedefleyenlerle mücadele halindeyiz. Yerel özgürlüklerin ve değerlerin korunması bu mücadeleden zaferle çıkma sonucuna bağlı görünüyor. Paralel yapı tek merkezli siyasi yapı isteyenlerin yanında konuşlanmış durumda. Bu konuşlanma kısa vadede Türkiye’yi tehdit etse de uzun vadede bütün ulus devletleri tehdit etmeye öncelikli namzettir. Bu açıdan da söz konusu yapıyla mücadele sadece bizim değil, bu yapının yerleştiği her ülkenin meselesidir. Milletimi ve milletleri uyarıyor, toplu mücadele çağrısında bulunuyorum.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23