--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mayınlı konular etrafında

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beklenildiği gibi, Başbakan ve Ak Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu hükümeti kurmak üzere görevlendirdi. Davutoğlu, öncelikli tercih olarak, bir koalisyon kurma gayretinde. Fakat, sulh çizgisinin bütün olumlu değerleriyle dikey kesişen bir muhalefet zihniyetiyle, Türkiye’nin önündeki devasa sorunları çözecek bir ortak paydaya ulaşmak ne kadar mümkün? Böylesi bir ceht bizim için imkansızı mümkün kılmak kadar muhal görünüyor. Ne ki, çıkmayan candan ümit kesilmez. Bekleyip göreceğiz.

Fakat, bekleyip göreceğiz dediğimiz konu sadece koalisyonun kurulup kurulmayacağı ile ilgili bir durum. Hangi muhalif partiyle Ak Parti koalisyona girerse girsin, ne yakın ne de uzak vadede bu ortaklığın ülke hayrına sonuçlar çıkarmayacağı kesin. Özellikle de söz konusu partiler, şu ana kadar sergiledikleri hiçbir makul yanı bulunmayan taleplerini sürdürdükleri sürece.. Erken seçim kaçınılmaz. Zaten bütün partiler de kadrolarına bu yönlü start vermiş haldeler. Reel politikanın gösterdiği işaret de bu yönde. Gerisi, dostlar alışverişte görsün kabilinden politik atraksiyonlar..

Önümüzdeki dönemin bence en öncelikli meselesi Paralel Örgütle mücadele. Dünya çapındaki yaygın gücünü, sadece Türkiye düşmanlığına ve vatana ihanete endekslemiş bir güruhla yapılacak mücadelenin öne alınması çok önemli ve bir o kadar da hayati mesele. Fakat, muhalefetin bu konudaki gafletini de anlamak kabil değil. Hiç birisinden, devlet ve millet bekasını bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda sadra şifa bir sesin gelmemesi düşündürücü ve hazin bir durum.

Paralel Örgüt, yeni bir kuluçka dönemini devreye sokmuş bulunuyor. Yeni bir kadroyla, yeniden yapılanma şeklinde özetlenebilecek bu yeni dönem, Ak Parti’ye yakın görünen cemaatleri, Sivil Toplum Kuruluşlarına sızmayı ve varlıklarını oralarda sürdürmeyi hedef alıyor. Devlet yapılanmasına intikallerin bu adreslerden gerçekleştirilmesi planlanıyor. Devlet, liyakat esasına göre davranır ve başka hiçbir referansa geçit vermezse, paralelcilerin bu planı ancak o zaman akamete uğrar. Başka aidiyetlere değer atfeden her görevlendirme, hemen şu anda olmasa bile , kısa bir süre sonra paralelcilerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir.

Çözüm sürecinden asla taviz verilmemelidir. Fakat bu süreci, devleti kilitleme noktasına götürecek ölçekte ele alma zaafına da düşülmemelidir. Nitekim, teoriden pratiğe geçildiğinde açığa çıkan arızalar da aynı uyarıcı sinyali vermektedir ki, bu gerçekleri görmezden gelmenin ne çözüm sürecine ne de ülke huzuruna pozitif katkısı olmayacağı aşikardır.

Suriye’de yaşanan son gelişmeler, Türkiye’nin öngördüğü tekliflerin ve bu güne kadar sergilediği ilkeli tavrın ne kadar isabetli olduğunu da göstermektedir. O coğrafyada bulunan Türkmenlere her türlü destek verilmeli; ve bulundukları yerden ayrılmamaları hususunda eldeki bütün imkanlar seferber edilerek Türkmenlerin yardımına koşulmalıdır. Türkiye’nin o yöreye ait siyasi yapılanmada etkinliğini devam ettirebilmesi oradaki Türkmenlerin mevcudiyetlerini devam ettirmeleriyle yakından alakalıdır. Onların hak ve hukukunu korumada hami olmak, Türkiye için sadece siyasi değil aynı zamanda insani bir görevdir.

Çin’deki Uygur Türkleri, benim her gün beş vakit namazdan sonra mutlaka kendilerine dua ettiğim Müslüman, mazlum bir millettir. Onlara yardım hususunda yapılması gereken ne varsa yapmak elbette bizim boynumuzun borcudur. Fakat bu meseleyi abartılı bir noktaya taşımanın ne onlara bir faydası vardır; ne de Çin’e bir yaptırımı söz konusudur. Amerika- Çin arasındaki rekabete, Amerika lehinde bu konuyu alet etmek ise, yangına körükle gitmekten öte bir anlam ifade etmemektedir. Yarayı deşerek derinleştirmek değil, marifet yarayı tedavi etmektir. Özellikle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Çin’e gerçekleştireceği resmi ziyaret öncesinde yapılan bu tür neticesi mevhum hareketlere, olumsuz başka anlamlar yüklenilmesi de kaçınılmaz olmaktadır.      

Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve arkadaşlarına reva görülen zulüm, sinesinde kalp ve vicdan taşıyan her insanı üzecek ölçekte vahimdir. Bu bağlamda, onlara bu zulmü reva görenlerin bütününü telin etmek hakkımızdır. Mısır’da yaşananlar üzerinden Türkiye’ye gönderme yapan dış ve iç mihrakların tümü de bu telinimize dahildir. Beklentileri, kuşkusuz bir gün kendi başlarına dolanacaktır..

Ve bir not: Ramazan ayının son günlerini idrak etmiş bulunuyoruz. Bu vesile ile gelecek Kadir gecenizi ve bayramınızı tebrik ediyorum.  

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle