Mabedimin diliyle..
“Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve mescitlerin harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Onlar oralara ancak korkarak girebilirler. Dünyada rezil olmaktır onlara düşen ahirette ise büyük bir azap.” (Bakara, 114)
Kulluğun şekillenmiş yankısıdır mescitler. Allah’a en yakın olmanın vesilesi secde halinin zaman ve mekana ebedi bir mühür gibi vurulduğu; külli bir niyetle bu yakınlığın kainatı içine alacak keyfiyette yaygınlaştığı ve büyük cemaat şuurunun fertten başlayarak bütün yaratılmışları kuşatacak çapta bir seviyeye ulaştığı; makro ve mikro iki alemin birbiriyle sırlı irtibatının deşifre olduğu ve mescit denen küçük kainatla kainat denilen büyük mescidin bütünleşerek birbirine dönüştüğü rahmet izdüşümlü kutsal mekanlardır onlar. Bu mekanları çevreleyen zahir cidarların, görünen duvarların varlık gayesi kulluğa has yerleri tespittir. Hakikatte ise, bütün yeryüzü, bütün kainat bir mescittir. Mescidi imar, bütün yeryüzünü, bütün kainatı imar, mescidi tahrip bütün yeryüzünü, bütün kainatı tahrip anlamına gelir.
Zalimdir mescitleri tahrip edenler, maddi- manevi cepheleriyle oraları harabeye çevirenler.. Camileri cemaatsiz, cemaatleri şuursuz bırakarak mabetlerin içini boşaltanlarla; doğrudan oralara taarruz edenler aynı illetle malul zihniyet ikizleridir. Mescitler İslam’ın sembolü, işareti, delili anlamında “şeaair” den sayılmıştır ki, bu keyfiyetleri yönüyle onlara taarruz edenler, saldıranlar, onları ateşe verip kundaklayanlar, bütün bu lanetlik davranışlarını İslam’ın bizzat kendisine yapmış sayılırlar ki, bu onların imansızlığına, bu onların din düşmanlığına bir emaredir. İmansızın emanı olmadığındandır ki, onlar hayatlarını korku ve endişe içinde geçirir. Böylesi korkakların dünyada nasiplerine düşen zillettir, horlanmadır, sefilliktir. Onların imansızlıklarının cezası ise ahirette büyük bir azap şeklinde tecelli edecektir.
PKK denen terör örgütünün maskesi, Diyarbakır’daki Kurşunlu Camiini ateşe vermekle bir kere daha düşmüş, onların gerçek niyetlerinin sadece ülkeyi bölmek olmadığı, aynı zamanda İslam’ı da düşmanlıklarına hedef haline getirdiklerini gözler önüne sermiştir. Bu bağlamda düşünüldüğünde onlarla yapılan mücadelenin hem dini hem de vatanı kurtarmak uğruna gerçekleştirildiği çok net olarak anlaşılır. Ve yine bu zaviyeden bakıldığında, bu terör örgütüyle mücadelede, devlet ile dindar milletin nasıl bir bütünleşme içinde olmaları gerektiği hiç tereddüde mahal bırakmayacak ölçüde idrak edilir.
Maskesi düşen bir tek PKK değil kuşkusuz. Son yıllarda onu örtülü örtüsüz her vesile ile destekleyen FETÖ’nün de aynı kategoride değerlendirmesi gerekir. Gezi olaylarında cami işgalcilerine arka çıkan, Üsküdar Validebağ’da yapılması düşünüldüğünde Koru Camii’nin inşasını engellemeye çalışan militanlara her türlü desteği veren, Peygamber Efendimizle ilgili ahlaksız karikatürü yayınlayanlara dini hassasiyetlerin bütününü ayaklar altına alıp olayın basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunan, Kurşunlu Camii’nin kundaklanması gibi bir dinsiz eyleme karşı gözlerine mil çekilmiş amalar gibi bakan mahut çetenin de maskesi bir kez daha düştü; ve onlarla yapılan ve yapılacak olan mücadelenin de hem vatanı hem dini kurtarmak adına olduğu ve olacağı bir kez daha görüldü.
Akif’in ruhunu ürperten hakikat bütün bir millette aynı şekilde yankılanmalı:
Ruhumun senden, İlahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar - ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
Her cerihamdan, İlahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden na’şım,
O zaman yükselerek Arş’a değer belki başım.
Paris’te gerçekleşen ve İslam’ın temel sabiteleriyle uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığı en çok da Batılılar tarafından bilinen ve bilinmesi gereken bir kanlı saldırı sonrası, bu saldırıyı bahane ederek oralarda varlık mücadelesi veren masum Müslümanların huzur iklimli mescitlerine yapılan haksız ve hukuksuz saldırıları da bu meyanda hatırlamamız gerekir.
Amerika’da bir kısım siyasilerin sırf siyasi çıkarları uğruna İslam’a karşı kustukları kin ve nefreti de yine aynı illetle malul hastalıklı zihniyetin sonucu olduğunda kuşku yoktur. Bütün bu hastalıklı anlayışlar da bizim tedavi edici çabalarımızı beklemektedir.







