Kuran gibi yaşamak
Kuran gibi yaşamak, Kuran’ın yekun muhtevasını kendine rehber edinmekle olur. Ve Kuran gibi yaşamak, ancak onu bütünüyle hayata tatbikle gerçekleşir.
Kuran gibi yaşamak, irşat ve tebliğde hassasiyeti gerektirir. İnsanlık çapındaki büyük kurtuluşu hazırlamak sadece bir kültür, sadece bir bilgi meselesi değil, onlardan çok öte bir lüzumla, işin başında, ortasında ve sonunda köklü, derin ve sağlam bir iman meselesidir. İmanın yozlaştığı yerde, imana dayalı bütün değerler, faziletler, idealler de yozlaşır, bozulur, tanınmaz hale gelir. İmanın yozlaşmaması ise, hem enfüsi hem de afaki manada irşat ve tebliğin, hiç kesintiye uğramadan devamını zorunlu kılar.
Kuran gibi yaşamak, insanlık uğruna yaşamaktır. Çünkü onun, her insanı, tek başına bir ümmet, tek başına bir medeniyet taşıyıcısı olacak kıvama erdiren teklifleri, bütün insanlığın ortak gayesidir. Çünkü onun, bütün insanları, büyük insanlık camiasının birer seçkin üyesi haline getirecek kozmik talepleri, insanlığın varmayı, elde etmeyi düşlediği en nihai hedeftir.
İnsanı, insani yönüyle meleklerden üstün kılacak bütün argümanlar ancak vahyin öğretileriyle beşere takdim edilmiştir. Onu sıradan varlıkların dununa düşmekten kurtaracak her türlü kerim ahlak temrinleri yine beşere vahyin sunduğu seçeneklerle ulaşmıştır. İnsan, insan olmayı ve öyle de kalmayı ancak vahyin asude ikliminde yaşamış bulunmakla garanti altına alabilmiştir. Vahyin caydırıcı müeyyideleri dahi huzuru daim kılıcı bir rahmet tecellisi mahiyetindedir. Vahyin, muştu ve müjdeleri ise hep ebediyet buselidir. Kuran da bir vahiydir; şu farkla ki, o bütün vahiyler içinde, en seçkini, en yücesi, manaca en ulvisi, kapsamca en kuşatıcısıdır. Hükmü kıyamete kadar sürecek olan son ve tek ilahi kitap Kuran’dır.
Kuran gibi yaşamak, onu bir tek kelime bütünlüğünde idrak etmeyi öngörür. Kuran gibi yaşamak, onu bir organizma bütünlüğü içinde hayata yorumlamakla kabil olur. Her eksiklik bir anlam kaybı demektir. Her eksiklik, güç kaybı, etki kaybı demektir. Nasıl ki, harfleri düşmüş kelime maksut manaya delalet etmez hale gelir. Ve nasıl ki, eksik uzuv ya da uzuvlar organizma bütünlüğünü zedeler ve organizma söz konusu eksiklik oranında kendisinden istenen ya da beklenen fonksiyonu edada zorlanır veya tamamen devre dışı kalır. Kuran gibi yaşamak da öyledir. Yani, eksik yaşanılan Kuran, Kuran gibi yaşamak değildir. Ve, ancak bütününden hasıl olacak neticeleri, böylesi eksik yaşanılan Kuran’dan beklemek de ayrıca bir abes bekleyiştir.
Kuran’ın kendi misli gibi bir kitap getirilmesine olan meydan okuyuşu sadece o günün muhataplarıyla sınırlı bir hadise değildir. Hem bu meydan okuyuş, sadece kendisiyle yarışmaya kalkan cahil cüretkarlarla da kayıtlı değildir. O günden bu güne yazılan bütün kitaplar, makaleler, romanlar, hikayeler, akademik ve bilimsel çalışmaların tümü, hatta doğrulukları şartı bile aranmadan, hatta onların okuma yazma bilmeyen, hiç kimsenin rahle-i tedrisine oturmamış bir ümmi tarafından yazılmış veya söylenilmiş olma şartı da ileri koşulmadan, bütününe de değil sadece on suresine, hatta o kadar da değil sadece tek suresine denk bir muhteva şartı istenilse, onu bile karşılayacak durumda değildir. Olmamıştır, olmayacaktır.
Çünkü Kuran, ezelden gelip ebede uzanan bütün konuları içeren bir kelamdır. Çünkü Kuran, bütün varlığı konu edinen bir kelamdır. Varlığı var edeni bütün sıfat ve özellikleriyle tanıtan, tarif eden öylesi eşsiz bir eser yoktur. Varlığın gaye ve maksadını öylesine hikmet yüklü bir muhteva, öylesine harika ve veciz bir üslupla ifade eden ancak Kuran’dır.
O bütün varlığı, özellikle cin ve insanları çok yakından ilgilendiren bütün soruların nihai ve en doğru cevaplarını içinde barındıran ilahi beyandır. O, kainatta cari bütün tekvini kanunların şerh ve izah edildiği en zengin muhtevalı tek fıtrat sayfasıdır. Bu sebeple de onun bütün teşrii kural ve kaideleri, tatbiki herkes için saadet ve mutluluk vadeden kural ve kaideler cümlesindendir. Kuran’ın tam tatbik gördüğü, bütünüyle uygulandığı dönemler, insanların en mesut ve bahtiyar oldukları dönemlerdir. O çağlar, altın çağlardır. O dönemleri yaşayanlar, ekseriyetiyle seçkin kullardır. Onun tatbik edildiği coğrafyada bereket vardır, bolluk vardır. Onun tatbik edildiği nizamda, adalet vardır, intizam vardır. İnsanlar mesut olduğu gibi, kendi çapında canlı- cansız her varlık da o coğrafyada, o iklimde bulunmaktan memnun ve mesuttur. Çünkü Kuran’ın yaşandığı iklim, fıtratla barışık kalabilmiş olmanın yegane garantisidir.
Buyurun, öyle bir eser vücuda getirin ki, maddi istiabı normal harflerle yazılsa ancak iki yüz, üç yüz sayfadan ibarettir. Ama o, milyonlarca sayfa ile ifade edilemeyecek kadar zengin bir içeriğin sahibidir. Modern çağın icat ettikleri de dahil bütün ilmi, hukuki, ahlaki meseleler onda en mükemmel şekilde hükme bağlanmıştır. Hem bu kitap aynı zamanda, manevi beslenmenin bütün şartlarını da tekeffül etmektedir. Ayrıca bu kitap, okunurken terbiye etme gibi, günümüz pedagoji ve psikolojisini dahi izahta aciz bırakan bir ameliyeyi bilfiil göstererek ispat etmektedir. Öylesine mutlak konuşmaktadır ki, her asrın her insanı onu kendine hitap ederken bulmaktadır. Öylesine, kalbin, ruhun ve diğer duyguların en mahrem köşelerine nüfuz etmektedir ki, her devrin her muhatabı bu derin nüfuz karşısında ürpermektedir. Öylesine her olaya müdahale etmektedir ki, onu bu gözle gözlemleyen, sanki konuyla ilgili ayetler yeni iniyor sanır. Öylesine insanın yakınında konuşur ki, her insan onu, kendi selim hissiyatına tercüman bir dost konuşuyor kabul eder.







