--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kördüğüm..

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan

7 Ocak Paris baskınında ölenlerin kimlikleri elbette bizim terörü telin etmemize mani değildir; fakat bu telin, terörün özüne yapılan bir tepkidir; öldürülenlerin hepsini aklama ve yaptıkları terbiyesizlikleri kabullenme anlamına gelmez. Onlar böyle terbiyesizlik yapmakla öldürülmeyi hak etmişlerdir de demiyorum. Ancak, terörü telinle saldırıya maruz kalanların durumunu birbirinden tefrik etmenin zaruri olduğunu söylemiş bulunuyorum.

Peygamber Efendimize yapılan en küçük hakaretin dahi biz bağlılarının vicdanında nasıl onulmaz rahneler açacağını söylemeye gerek bile yok. O, bize candan daha yakın bir canan. O’nun zülfünün telini dağıtacak meltem bile bizim içimizde fırtınalar, kasırgalar estirir. O bizim varlık gayemizin muallimi, mürebbisidir. O bizler için Rabbimizi tarif edici, tanıtıcı en büyük mürşittir. O’na yapılan en küçük hakaret, bütün nübüvvet kurumuna yapılmış sayılır; O’nu hafife alıcı her beyan, tevhit inancına saldırı kabul edilir. 

Karikatür değil de, dünyanın en usta eliyle O’nun resmi çizilse ve bu resim dünyanın en yakışıklı erkeğini resmediyor olsa bizim tepkimiz yine değişmezdi. Çünkü biz O’nun cismani yanıyla değil, resullüğü ve nebiliği yanıyla irtibatlıyız. O’nun kayda gelmez, endazeye sığmaz bu manevi cephesidir ki, O’nu, nebiler de dahil bütün insanlığın efendisi ve sultanı yapmıştır. O, cesediyle birlikte Miraca çıkmış; O  bedenine ait gözüyle Rabbini müşahede etme bahtiyarlığına ermiş tek insandır. Evet O; suretiyle de insanların en güzeliydi; fakat siretinin güzellik ve yüceliği suretinin de önündeydi. Elbette O’nu resmetme imkansızdır; yapılan resimlerin elbette O’nun aziz varlığıyla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Öyle ise, niyet ne olursa olsun O’nu bir şekilde tasvire yeltenmek ya densizlik ya da dinsizlik anlamına gelir; bir Müslüman da elbette bu tür densizlik ve dinsizliklere karşı emri bilmaruf, nehyi anilmünker çerçevesinde tepkisini gösterir, tavrını sergiler. 

Peygamber Efendimize yapılan hakareti, kim yaparsa yapsın, özgürlük alanına dahil etmenin imkanı yoktur. O, bizim kutsalımızdır. O’na yapılan hakaret aynen ve binlerce misliyle bize yapılmıştır. Özgürlüğün sınırı ise, bir başkasının özgürlük sınırının başladığı yerde sona ermek zorundadır. Halbuki Efendimize hakaret edenler, bizim ismeti harimimizin en mahrem ve en seçkin yerine, yani imanımızın adresine saldırmışlardır. Müdafaa hakkımız elbette vardır; ebet- müddet de olacaktır..   

Batılıların asıl korkusu nedir? İflas etmiş kilise artığıyla, yirmi birinci asrın insanının taleplerine cevap verememe endişesidir. Akıl ikna, kalp itminan, ruh inkişaf, vicdan mutlak iman ister. Halbuki aslı çoktan tahrif olmuş bir din ile bu istekleri karşılamanın imkanı yoktur. İslam, Kitap ve Sünnet kaynaklı teklifleriyle, insan mahiyetinin bütün taleplerine cevap veren tek ve son dindir. Onun yükselişi, vakti geldiğinde kendiliğinden doğan güneş fıtriliği içinde gerçekleşmektedir. Batılılar, İslam’ın karşısına mevcut dinleriyle çıkamayacaklarını, İslam’ın fıtri yükselişini mevcut dini yapılanmalarıyla engelleyemeyeceklerini çok iyi bilmektedirler. Onun için de, çok yapay bir olgu ile, ırkçılığı tahrik ile bu sonuca varmak istemektedirler. Bu meydan okuyuş cılız bir atraksiyondur; İslam’ın gür sedasına bir vahidi kıyasi olmaktan öte de anlamı yoktur, olmayacaktır.

Bize anlatılan, bize gösterilen olaylar ve görüntülerle, illiyet prensibi içinde, varmak istedikleri sonuç arasında hiçbir irtibatın olmadığını, olamayacağını da burada çok açık ifade etmek durumundayım. İşlenen cinayetleri, Müslüman gençlere fatura etmeleri, biraz da acemice yapılmış kurgudan öte bir şey değildir. Saldırıyı, Yemen El-Kaidesinin üstlenmesi ve IŞİD ile el-Kaide arasındaki rekabetin su yüzüne çıkması teorisi de bize göre söz konusu kurguya dahildir. Bizi bu kanaate götüren delillerin teknik kısmı basında çok işlendiği için meselenin o tarafına girmeyeceğim. Meselenin ideolojik cephesi, kundaklanan cami ve mescidlerle zaten gün yüzüne çıkmış bulunuyor. Politik gerekçelerini ise, zamana yayılmış haliyle yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz.. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Paris’te düzenlenen yürüyüşe katılmasını nasıl değerlendirdiğim sıkça soruluyor. Diyorum ki, Sayın Başbakan, iki doğrudan birini tercih etmiş bulunuyor. Siyaseten katılması; maşeri vicdan açısından ise katılmaması doğruydu; kendisinin tercihi birinci doğrudan yana oldu. İnşallah olanda hayır vardır..

Batıyla ilişkilerimiz zaten bir kördüğümdü. Paris saldırısı bu kördüğüme bir düğüm daha vurdu. Irkçılık tekrar sahne almak üzere. Batı, on dokuzuncu asırda işlediği eski günaha tekrar dönme azminde. Ortadoğu, Balkanlar ve diğer İslam ülkeleri söz konusu günaha zorlanacağa benziyor. İslam kimliğimizi bir iffet gibi muhafaza etmek zorundayız. Irkçılığa asla geçit verilmemelidir..   

Önemli Not: Gazetemiz Yeni Akit’e yapılan menfur saldırıyı, yayın politikasındaki ilkeli duruşa yorumlamak mevkiindeyiz. Saldırganları lanetlerken, Yeni Akit Ailesine geçmiş olsun dileklerimi arz ediyorum.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle